<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436</id><updated>2011-04-22T04:39:27.010+02:00</updated><category term='kişisel gelişim'/><category term='sünnet'/><category term='roman'/><category term='ilginç'/><category term='foto'/><category term='alıntı'/><category term='bence'/><title type='text'>davudun sitesi</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>32</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-2148101446681735197</id><published>2007-09-25T15:29:00.000+02:00</published><updated>2007-09-25T15:32:22.720+02:00</updated><title type='text'>Aç Kalın, Budala Kalın (Stay Hungry. Stay Foolish)</title><content type='html'>&lt;div class="entry"&gt;   &lt;p&gt;Siyah cübbenin altında kot pantalon ve sandaletleriyle &lt;strong&gt;Steve Jobs. &lt;/strong&gt;&lt;a href="http://news-service.stanford.edu/news/2005/june15/jobs-061505.html" target="_blank"&gt;Stanford Üniversitesi mezuniyet töreni.&lt;/a&gt; 12 Haziran 2005. Stanford Stadyumu; 4.662 mezun, 23.000 izleyici.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://www.fikiratolyesi.com/img/yazilar/2006/08/grad_steve.jpg" align="left" height="144" width="200" /&gt;“Bugün dünyanın en iyi üniversitelerinden birinin diploma töreninde sizlerle birlikte olmaktan onur duyuyorum. &lt;a href="http://homepage.mac.com/steve/Resume.html" target="_blank"&gt;Ben&lt;/a&gt; üniversiteden hiç mezun olmadım. Doğruyu söylemek gerekirse, mezuniyete en yaklaştığım an da bu an!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sizlere hayatımla ilgili üç hikaye anlatacağım. Hepsi bu. Büyütülecek birşey değil. Sadece üç hikaye.&lt;/p&gt; &lt;p&gt; &lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;İlki noktaları birleştirmekle ilgili.&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;İlk 6 aydan sonra Reed Üniversitesinde derslere girmeyi bıraktım, ancak gerçek anlamda okulu bırakana kadar bir 18 ay kadar daha okulda kaldım. Okulu neden bıraktım?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span id="more-9"&gt;&lt;/span&gt;Olay ben doğmadan başlamıştı. Biyolojik annem genç, evlenmemiş bir üniversite mezunuydu ve beni evlatlık vermeye karar vermişti. Beni üniversite mezunu bir çiftin evlatlık almasını çok istiyordu, sonunda da bir avukat ve karısı tarafından alınmam için herşey hazırdı. Tek sorun, ben ortaya çıktıktan sonra, beni evlat edinecek çiftin esasında bir kız çocuğu istediklerini anlamış olmalarıydı. Bir gece yarısı, bekleme listesinde olan müstakbel aileme bir telefon geldi: “Elimizde beklenmedik bir erkek bebek var, onu istiyor musunuz?”. Onlar da “tabii ki” diye yanıtladılar. Biyolojik annem, annemin üniversiteyi, babamın ise liseyi bile bitirmemiş olduğunu öğrendiğinde evlatlık verme işlemini tamamlayacak son kağıtları imzalamayı reddetti. Ancak birkaç ay sonra, ailemin beni üniversiteye yollayacaklarına dair söz verdikten sonra ikna oldu.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ve 17 sene sonra üniversiteye başladım ama saf bir şekilde neredeyse Stanford kadar pahalı bir okul seçtim, ve emekçi ailemin bütün birikimleri benim okul parama gidiyordu. Altı ay sonra, buna değmeyeceğini farkettim. Hayatımla ilgili ne yapmam&lt;img src="http://www.fikiratolyesi.com/img/yazilar/2006/08/stanfordpic.jpg" align="right" height="119" width="200" /&gt; gerektiği konusunda hiçbir fikrim yoktu ve üniversitenin de bunu bulmam için bana nasıl fayda sağlayacağını çözememiştim. Ve orada durmuş ailemin hayat boyu biriktirdiği parayı harcıyordum.. Sonuçta okulu bırakmaya ve herşeyin yoluna gireceğine inanmaya karar verdim. O zaman çok korkutucu gelmişti ama geriye dönüp baktığımda hayatımda verdiğim en iyi kararlardan biri olduğunu görüyorum. Okulu bıraktığım an, zorunlu fakat gereksiz olan ve ilgimi çekmeyen tüm dersleri almama gerek kalmamıştı. Böylece sadece bana ilginç gözüken derslere girebilecektim.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu aslında hiç de romantik bir durum değildi. Yurt odam olmadığından arkadaşlarımın odalarında yerde yatıyor, kola şişelerinin 5 sentlik depozitolarıyla yemek alıyor, her pazar akşamı güzel bir yemek yemek için 7 mil uzaktaki Hare Krishna kilisesine gidiyordum. Çok güzeldi. Merakım ve sezgilerim sayesinde içine düştüğüm çoğu şey daha sonra benim için paha biçilmez deneyimlere dönüştü.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bir örnek vereyim: O zamanlar Reed Üniversitesi muhtemelen ülkedeki en iyi kaligrafi dersini veriyordu. Kampüsteki her poster, çekmecelerdeki her etiket, çok güzel şekilde elle kaligre edilmişti. Okulu bırakmış olduğum ve zorunlu dersleri almak zorunda olmadığım için kaligrafi dersi alıp nasıl yapıldığını öğrenmeye karar verdim. Serif ve san serif yazı karakterleri, değişik harf kombinasyonları arasındaki boşluğu ayarlama ve harika bir tipografiyi harika yapanın ne olduğu hakkında çok şey öğrendim. Çok güzeldi; tarihsel ve sanatsal olarak o kadar inceydi ki bilim hiçbir şekilde bunu yakalayamazdı ve ben bunu muhteşem buldum. Bunların hayatımda pratik bir uygulama bulma olasılığı yoktu. Ama on sene sonra, ilk Macintosh’u tasarlarken, bir anda aklıma geliverdi. Bunların hepsini Mac’te kullandık. Mac güzel bir tipografiye sahip ilk bilgisayardı.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Eğer o derse hiç girmemiş olsaydım, Mac hiç çok yönlü yazı karakterlerine veya boşlukları doğru orantıda kullanan fontlara sahip olmayacaktı. &lt;img src="http://www.fikiratolyesi.com/img/yazilar/2006/08/apple1.jpg" align="left" height="140" width="200" /&gt;Windows da Mac’ten kopyaladığına göre, hiçbir kişisel bilgisayarın bunlara sahip olmayacağı muhtemeldir. Okulu bırakmamış olsaydım, o kaligrafi dersine girmemiş olacaktım, ve kişisel bilgisayarlar şu an sahip oldukları o harika tipografiye sahip olamayabileceklerdi. Tabii ki üniversitedeyken noktaları ileriye bakarak birleştirmek imkansızdı. Fakat on sene sonra geriye dönüp baktığımda herşey çok ama çok berraktı.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Tekrar söylüyorum, noktaları ileriye bakarak birleştiremezsiniz; onları sadece geriye baktığınızda birleştirebilirsiniz. Noktaların gelecekte bir şekilde birleşeceğine inanmanız gerekiyor. Birşeye güvenmelisiniz - cesaretinize, kaderinize, hayata, karmaya, herhangi birşeye. Bu yaklaşım beni hiçbir zaman yolda bırakmadığı gibi hayatımı da bütünüyle değiştirdi.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;İkinci hikayem sevgiyle ve kaybetmekle ilgili.&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Hayatımın erken bir döneminde neyi sevdiğimi bulduğum için şanslıydım. Woz (Steve Wozniak) ve ben &lt;strong&gt;Apple&lt;/strong&gt;‘ı 20 yaşındayken ailemin garajında kurduk. Çok yoğun çalıştık, ve 10 sene sonra Apple garajdaki iki kişiden, 4000 çalışanı olan 2 milyar dolarlık bir şirkete dönüşmüştü. En nadide ürünümüz Macintosh’u piyasaya sürdüğümüzde ben 30 yaşına yeni basmıştım.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Ardından kovuldum.&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://www.fikiratolyesi.com/img/yazilar/2006/08/steve-jobs.jpg" align="right" height="200" width="142" /&gt;Kendi kurduğunuz bir şirketten nasıl kovulabilirsiniz? Şöyle: Apple büyük bir şirket haline geldiği için biz de şirketi benimle birlikte yönetebilicek, yetenekli olduğuna inandığım birini işe aldık ve ilk sene işler iyi gitti. Fakat daha sonra, geleceğe yönelik görüşlerimiz farklılık göstermeye başladı ve bir noktada koptu. Bu noktada yönetim kurulumuz onun tarafında yer aldı. Sonuçta 30 yaşında dışarıda kalmıştım. Hem de herkesin gözü önünde. &lt;strong&gt;Hayatımın odak noktası olan şey bir anda yokolmuştu&lt;/strong&gt;, bu büyük bir yıkımdı.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Birkaç ay ne yapacağımı bilemedim. Bir önceki girişimci nesli yüz üstü bırakmış, rütbe tam bana teslim edilirken onu elimden düşürmüş gibi hissetmiştim. Dave Packard ve Bob Noyce’dan bu başarısızlığım için özür diledim. Fazla göz önünde olan bir &lt;strong&gt;başarısızlık sembolü&lt;/strong&gt; olmuştum ve vadiden kaçmayı bile düşündüm. Fakat içimde bir şeyler uyanmaya başladı, yaptığım işi hala sevdiğimi farkettim. Apple’da olanlar bunu en ufak şekilde değiştirememişti. &lt;strong&gt;Dışlanmıştım ama hala aşıktım. Ve yeniden başlamaya karar verdim.&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;O zaman farkına varmamıştım ama Apple’dan kovulmak başıma gelebilecek en iyi şey olmuştu. &lt;strong&gt;Başarılı olmanın ağırlığı yeniden başlamanın hafifliğiyle yer değiştirmişti&lt;/strong&gt;, hiçbir şey hakkında eskisi kadar emin değildim. Hayatımın en yapıcı dönemine girmek üzere özgürleşmiştim.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://www.fikiratolyesi.com/img/yazilar/2006/08/thennow640x480.jpg" align="left" height="150" width="200" /&gt;Sonraki beş sene &lt;strong&gt;NeXT&lt;/strong&gt; adında bir şirket kurdum, &lt;strong&gt;Pixar&lt;/strong&gt; adında başka bir şirket, ve eşim olacak inanılmaz kadına aşık olmuştum. Pixar’da dünyanın ilk bilgisayar animasyon filmi &lt;strong&gt;Toy Story&lt;/strong&gt;‘yi yaptık ve şu an dünyanın en başarılı animasyon stüdyosuyuz. İnanılmaz olaylar zincirinden sonra, Apple NeXT’i satın aldı, ben Apple’a döndüm ve Apple’ın yenilenmesinin kalbinde NeXT’te geliştirdiğimiz teknoloji yatıyor. Ve Laurence ile harika bir aile kurduk.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Apple’dan kovulmamış olsaydım bunların hiçbirinin olmayacağından son derece eminim. Tadı çok kötü bir ilaçtı, ama sanırım hastanın da buna ihtiyacı vardı.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://www.fikiratolyesi.com/img/yazilar/2006/08/ipodnano.jpg" align="right" height="150" width="137" /&gt;&lt;strong&gt;Bazen hayat kafanıza bir tuğlayla vurur. Sakın inancınızı kaybetmeyin.&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Devam etmeme sebep olan şeyin yaptığım &lt;strong&gt;işe olan aşkım&lt;/strong&gt; olduğuna ikna olmuş durumdayım. Neyi sevdiğinizi bulmanız gerek. Ve bu aşklarınız için geçerli olduğu gibi işiniz için de geçerlidir. İşiniz hayatınızın büyük bir kısmını kaplayacak ve gerçek anlamda tatmin olmanın tek yolu harika bir iş olduğuna &lt;strong&gt;inandığınız şeyi yapmanızdır&lt;/strong&gt;. Ve harika bir iş yapmanın tek yolu ise yaptığınızı sevmenizden geçer. Henüz bulamadıysanız, aramaya devam edin.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Durulmayın. Tüm gönül meseleleri gibi, onu bulduğunuz zaman anlayacaksınız. Ve her büyük ilişki gibi, seneler geçtikçe daha da güzelleşecek. Yani bulana kadar devam edin. Yılmayın.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Üçüncü hikayem ölüm hakkında.&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;On yedi yaşındayken, şöyle bir şey okumuştum:&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;em&gt;“Her gününü, hayatının son günüymüş gibi yaşarsan, günün birinde haklı çıkarsın.”&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu cümle beni çok etkilemişti ve o günden bu yana, yani 33 yıldır, her sabah aynaya bakıp, kendi kendime hep şunu sordum: “&lt;strong&gt;Eğer bugün hayatının son günü olsaydı, bugün (normalde) yapacağın şeyleri yapmak ister miydim?&lt;/strong&gt;” Uzun süre art arda, “Hayır,” yanıtını verdiğimde, bir şeyleri değiştirmem gerektiğini anladım.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;İnsanın kısa süre içinde öleceğini bilmesi, yaşantısına damga vuracak kararlar vermesi açısından büyük önem taşır. Çünkü her şey, tüm dış beklentiler, gururlar, küçük düşme ya da başarısızlık korkuları - tüm bunlar ölüm karşısında değerlerini yitirir, yalnızca ölümdür önemli olan.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://www.fikiratolyesi.com/img/yazilar/2006/08/einstein.jpg" align="right" height="293" width="191" /&gt;Kaybedecek bir şeyler olduğu (tuzak) düşünceyi yok etmenin en iyi yolu insanın öleceğini hatırlamasıdır. Zaten çıplak ve savunmasızsın. Yüreğinin sesini dinlememen için hiçbir neden yok.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bir yıl kadan önce bana kanser teşhisi kondu. Sabah 7:30’da girdiğim ultrasonda pankreastaki tümör bariz bir şekilde görünüyordu. Bense pankreasın ne olduğunu bile bilmiyordum. Doktorlar bu tip bir kanserin tedavisinin neredeyse imkansız olduğunu ve üç ila altı aydan fazla yaşamayı beklemememi söylediler. Bu, çocuklarınıza ilerideki 10 yıl içinde söyleyeceklerinizi birkaç ay içinde söylemeye çalışmak demekti. Bu, aileniz rahatı için gerekli herşeyin kısa zamanda yapılması demekti. Bu veda etmek demekti.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bütün gün o teşhisle yaşadım. Akşama doğru biyopsi yapıldı, boğazımdan bir endoskop soktular, mide ve bağırsaklarımdan geçerek bir iğneyle pankreasımdaki tümörden birkaç hücre aldılar. Ben narkozla uyutulmuştum, fakat eşimin söylediğine göre doktorlar alınan hücreleri mikroskobun altına koyduklarında sevinç çığlıkları attığını söyledi. Benim kanserim ameliyatla tedavi edilebilecek bir türdenmiş. Ameliyat oldum ve şimdi iyileştim.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Beni ölüme en çok yaklaştıran olay budur ve umarım uzun yıllar boyunca bir daha bu denli yaklaşmam. Bu deneyimi yaşamış biri olarak diyebilirim ki ölüm faydalı fakat sadece entelektüel bir kavramdır.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Hiç kimse ölmek istemez. Cennete gitmek isteyenler bile, oraya gitmek uğruna ölümü göze almak istemezler. Oysa ölüm hepimizin ortak sonu. Şimdiye dek hiç kimse ölümden kaçamamıştır. Bunun böyle de olması gerekir, çünkü &lt;strong&gt;ölüm hayatın en güzel icatlarından birisi&lt;/strong&gt;. Hayat’ın değişim ajanı. Yenilere yer açmak için, eskilerden kurtulmanın tek çaresi. Şu an için &lt;strong&gt;yeni sizsiniz&lt;/strong&gt;, ama günün birinde, üstelik pek yakında siz de &lt;strong&gt;eskiyecek&lt;/strong&gt; ve aradan çıkarılacaksınız. Bu kadar acımasız olduğum için üzgünüm, ama gerçek bu.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://www.fikiratolyesi.com/img/yazilar/2006/08/thinkdifferent.jpg" align="left" height="150" width="200" /&gt;Zamanınız kısıtlı, bu yüzden başkalarının hayatını yaşayarak onu harcamayın. Başkalarının düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşama dogmasına takılıp kalmayın. &lt;strong&gt;Başka insanların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin. Ve en önemlisi kalbinizin ve sezgilerinizin yolundan gidecek cesarete sahip olun.&lt;/strong&gt; Kalbiniz ve sezgileriniz ne yapmak istediğinizi bilirler. Bunun dışındaki herşey ikinci planda.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Gençliğimde, bizim neslin kutsal dergilerinden biri sayılan, The Whole Earth Catalog adında inanılmaz bir yayın vardı. Menlo Park yakınlarında yaşayan Steward Brand adında biri tarafından şiirsel bir tarzla kaleme alınmıştı. Size anlattığım bu olay, 1960′lardan kalma, masa üstü bilgisayarlardan ve bilgisayar destekli yayınlardan önce, yani bu dergi daktilolar, makaslar ve polaroid kameraların yardımıyla yapılmıştı. Google ortaya çıkmadan 35 yıl önce, dergi formatında bir Google gibiydi: idealistti, anlaşılır bilgiler ve harika görüşlerle doluydu.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Stewart ve ekibi bunun birçok baskısını yayımladılar ve dergi miyadını doldurduğunda son bir baskı yaptılar. 1970′lerin ortalarıydı, o zamanlar sizin yaşlarınızdaydım. Son baskının arka kapağında, sabahın erken saatlerinde çekilmiş bir yol fotoğrafı vardı, hani her maceracının kendini otostop çekerken bulabileceği yollardan biri.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Fotoğrafın altında şu sözler yer alıyordu: &lt;strong&gt;“Aç Kalın, Budala Kalın (Stay Hungry. Stay Foolish).”&lt;/strong&gt; Aramızdan ayrılırken bize verdikleri veda mesajları buydu. Aç Kalın, Budala Kalın. Kendim için hep bunu diledim. Ve şimdi, sizin için de aynı dilekte bulunuyorum:&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Aç Kalın, Budala Kalın.&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Hepinize çok teşekkür ederim.”&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Steve Jobs.&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;                &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-2148101446681735197?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.alternatifgelisim.com/blog/ac-kalin-budala-kalin/' title='Aç Kalın, Budala Kalın (Stay Hungry. Stay Foolish)'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/2148101446681735197/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=2148101446681735197&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/2148101446681735197'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/2148101446681735197'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2007/09/kaln-budala-kaln-stay-hungry-stay.html' title='Aç Kalın, Budala Kalın (Stay Hungry. Stay Foolish)'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-2823986327650652824</id><published>2007-06-16T16:13:00.000+02:00</published><updated>2007-06-16T16:19:02.208+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntı'/><title type='text'>Nerede hata yapıyorum</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;Çok defa iletişimimiz önünde oluşan engeller karşısında" nerede hata yapıyorum?"sorusunu yöneltiriz. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;nerede hata yapıyormuşuz;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1) emretme, yönetme:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;" yapman gerekir..........., .yapacaksın............ , yapmak zorundasın.......... "&lt;br /&gt;korku yada aktif direnç yapabilir.&lt;br /&gt;isyankar davranışa yol açabilir.&lt;br /&gt;söylenenlerin tersini denemeye yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2) uyarma tehdit etme ( göz dagi verme ):&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;" yapmazsan .........olur." " yapacaksın yoksa ........"&lt;br /&gt;korku ve boyun egme yapabilir.&lt;br /&gt;söz konusu sonuçları denemeye yol açabilir.&lt;br /&gt;gücenme kızgınlık isyankarlığa yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3) ahlak dersi verme, vaaz etme: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;".......yapmalıydın" "senin sorumluluğun" ".....söyle yapmak gerekir."&lt;br /&gt;zorunluluk yada suçluluk duyguları yapar.&lt;br /&gt;çocuğun durumunu daha şiddetle savunmasına yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4) öğüt verme, çözüm getirme, fikir verme:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;"ben olsam, ........", " neden yapmıyorsun......", "bence....", "sana sunu önereceğim........."&lt;br /&gt;çocuğun kendi sorunlarını çözmekten aciz olduğunu ima eder.&lt;br /&gt;çocuğun sorunu düşünüp değişik çözümler bulup denemesine engel olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;5) mantık yoluyla inandırma tartışma: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;" iste bu nedenle hatalısın ", " olaylar gösteriyor ki"&lt;br /&gt;savunucu tutumu ve karsı koymayı kışkırtır.&lt;br /&gt;çocuğun azarlanma korkusuyla iletişimi kesmesine neden olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;6) yargılama, eleştiri, suçlama:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;" olgunca düşünmüyorsun....." "sen zaten tembelsin ....."&lt;br /&gt;yetersizlik, aptallık yanlış değerlendirilme anlamı taşır.&lt;br /&gt;genellikle çocuk eleştirileri gerçek olarak algılar "ben kötüyüm" yada karşılık verir " sizde daha mükemmel değilsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;7) ad takma, gülünç duruma düşürme :&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;" koca bebek " " hadi bakalım Süpermen " "geri zekalı "&lt;br /&gt;-çocuğun kendisini değersiz hissetmesine, sevilmediği kanısına varmasına yol açar.&lt;br /&gt;genellikle karşılık verme ihtiyacını doğurur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;8) tahlil etme, teşhis, tanı koyma :&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;" senin derdin nedir biliyor musun? " " herhalde çok yorgunsun " "aslında sen öyle demek istemiyorsun."&lt;br /&gt;tedirgin edici olabilir ve basarisizlik duygusu uyandırabilir.&lt;br /&gt;çocuk yanlış anlaşılma endişesiyle iletişimi keser.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;9) incelemek, araştırmak, soruşturmak: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;" neden ? ........ Kim? ........ Sen ne yaptın?........ Nasıl?......."&lt;br /&gt;soruları cevaplamak genellikle eleştiri ve zorunlu çözüm getirdiğinden, çocukları hayır demeye ve kaçamak cevaplar vermeye yalan söylemeye yöneltir.&lt;br /&gt;sorular genellikle soruyu sıranın nereye varmak istediğini açıklamadığından, çocuk endişeye ve korkuya kapılır.&lt;br /&gt;ailenin endişesinden doğan sorulara cevap vermeye çalışan çocuk kendi sorununu gözden kaçırabilir.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-2823986327650652824?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/2823986327650652824/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=2823986327650652824&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/2823986327650652824'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/2823986327650652824'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2007/06/nerede-hata-yapyorum.html' title='Nerede hata yapıyorum'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-1087823157374817813</id><published>2007-05-23T12:41:00.000+02:00</published><updated>2007-05-23T12:45:08.855+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel gelişim'/><title type='text'>İlk Adım Aklını Kullanmak</title><content type='html'>&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;Matematikteki benzerlik gibi Yaşadığımız ortamda başarılı olduğunuz bir yöntem onu kullanmadığınız diğer ortamlarda da geçerli olabilir.&lt;br /&gt;Satranç öğreniyorum yazısından alıntı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kuracağımız plan rakibimizin tehditleriyle uyum içerisinde olmalı. Bunu Tarrasch'ın oyununda görebiliriz. d2 karesindeki kötü fili kurtarmak için kurduğu plan rakibin zayıf b2 piyonuna saldırmasıyla örtüştü ve Tarrasch bu planı uygularken çok da zorlanmadı. Sonucunda ise oyunu kaybetmek yerine belki de çok zor olan beraberliğe ulaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hepimizin aşağı yukarı böyle konumlarda kaybettiği maçları vardır.Yapmamız gereken bu maçları analiz etmek ve kurduğumuz planların eksik yanını bulmaktır. Gelişmek istiyorsak kendi maçlarımızla ilgilenmeliyiz. "Ben en çok kendi maçlarımı analiz ederken ilerlediğimi hissettim." ve benzeri cümleleri çoğumuz duymuşuzdur. Peki kaçımız bunu uyguluyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Plan kurmanın önemini bilmeyenler için şu bilindik sözü hatırlatalım "Yanlış bir plan , hiç plan kurmamaktan daha iyidir" Nasıl yani demeyin. Hiç kimse doğduğunda büyük usta değildi. Bugünlere yanlış planlar kurarak geldiler... Kuracak bir plan bulamıyorum diyorsanız. Tahtadaki en kötü taşınızı saptayın ve o­nu daha iyi bir kareye taşımak üzerine bir plan kurun. Evet bu işe böyle başlamak uygun olmaz mı? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-1087823157374817813?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/1087823157374817813/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=1087823157374817813&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/1087823157374817813'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/1087823157374817813'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2007/05/ilk-adm-akln-kullanmak.html' title='İlk Adım Aklını Kullanmak'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-1969202492255493551</id><published>2007-05-17T12:08:00.000+02:00</published><updated>2007-05-17T12:11:40.171+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntı'/><title type='text'>Önemli olan, patronun patronluğunu, yöneticinin de yöneticiliğini bilmesi gerekliliğidir.</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;dd&gt;&lt;b&gt;Ü&lt;/b&gt;zeyir GARİH, "Küreselleşme Sürecinde Türk İşletmelerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri" başlığı altında, genç işadamlarına deneyimlerinin ışığında tavsiyelerde bulundu ve ilk olarak, işletmelerde patron-yönetici farkının belirlenemediğini vurguladı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;"&lt;/b&gt;Önemli olan, patronun patronluğunu, yöneticinin de yöneticiliğini bilmesi gerekliliğidir. Türkiye'de kurumlar küçükten büyüğe doğru gelişiyor. İşler büyüdükçe sorunlar da çoğalıyor. Yönetim teknikleri usulüne uygun olarak uygulanmalıdır. İşi büyütünce bir yöneticiye ihtiyaç vardır. Bu sıkıntılar ikinci jenerasyonda kendini daha belirgin gösteriyor. Sıkıntılar da, yönetici ile patron arasındaki farkın iyi hazmedilmemiş olmasından ileri geliyor. Patron nedir? Yönetici nedir? Patron yönetici değildir. İçinizde patronlar varsa yöneticiliği bırakınız derim. İşinde belli bir seviyenin üzerine çıkanlar yönetim tekniklerini kavrasalar bile yöneticiliği bırakmalıdırlar. Ben patronluğa 1991'de soyundum. O zamana kadar şirketimin yöneticisi idim. Patron, yönetim yükünü taşımamalıdır. Patronun 4 görevi vardır: Yönlendirme, denetleme- irdeleme, danışılma ve onaydır. Patronlar kendi kendilerini kovamazlar, kendi kendilerini affederler. En büyük tehlike, bir yönetimde iki kişinin aynı anda bulunmasıdır&lt;b&gt;"&lt;/b&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GARİH'e göre bir de "murahhas üyelik" sendromu ve yanılgısı var: &lt;b&gt;"&lt;/b&gt;Birçok patron oğullarını yönetim kuruluna alır ve onları murahhas üye yapar. Halbuki, bir genel müdür yoksa problem yoktur ama bir de genel müdür varsa aralarında işbölümü yapmak zordur. Genel müdür o sorumluluğu yüklenen ama yetkisi o sorumluluğu yüklenecek kadar geliştirilmemiş bir zavallı olarak kalır. Bundan daha büyük bir hata düşünülemez. Yönetici genel müdürdür. Patron yönetim kuruludur, şirkete yön verir. Genel müdür ise patrona hesap verir. Patron mutlaka irdeler ve denetler. Denetleme işi mutlaka patronda olmalıdır, kendisine danışılır ve en sonunda da onaylar. Pratikte patron, uzun zaman yönetmeye alışmış bir kişi olarak sürekli işe karışacaktır. Bu kişiler de genellikle babalardır. Bunu önlemenin çaresi, patronu huyundan vazgeçirmek için ona karar verdirmemektir. Bunun için ona kabiliyet ve ihtisaslarına göre yoğun görevler verilmelidir&lt;b&gt;"&lt;/b&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzeyir GARİH'in ikinci jenerasyon için önerileri de şunlar: &lt;b&gt;"&lt;/b&gt;2. jenerasyonun durumuna bakarsak, babanız bir gün ölecek ya da işten çekilecek. Ben aşağı yukarı 15 senedir ölüm planı yaparım, çocuklarım büyüdükçe her sene de değiştiririm. Babalarınıza tavsiyede bulunuyorum. Size bir ölüm planı yapsınlar. Uygun bir dille babanıza, biz ne olacağız? diye sorarak kendinizi patronluğa alıştırın, gerekirse babanıza hatırlatın. Ölüm planı üzerine tartışmaların yaşanması da normaldir. 2. jenerasyona geçerken bir takım sistemler düşünülmelidir. Yoksa miras kavgası olur. Çünkü insanlar doğuştan savaşçılardır. Yaradılışları itibarıyle güç kavgası verirler". "Patronun, kendi yöneticisinin talimatıyla yapacağı işler vardır. Bunlardan biri pazarlamadır, yani iş geliştirmedir. Müşteri bulma ve müşteriye satma mecburiyetindedir. İkincisi operation dediğimiz işin gereklerini yerine getirmedir. Üçüncüsü ve en önemlisi mali işlerdir. Dördüncüsü insan kaynaklarıdır. Mali işler en önemli hadisedir. Bundan 50 sene önce şirketlerin başında mühendisler otururdu çünkü üretmek esastı. Üretim geliştikçe pazar daralmaya başladı ve işlerin başına teknik bir temel üzerine pazarlama konusunda uzmanlaşmış kimseleri koymaya başladılar. Çünkü malı satmaları gerekiyordu. Fakat bugün artık işlerin başında finans adamları var&lt;b&gt;"&lt;/b&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GARİH'in genç işadamlarına diğer öğütleri de şunlar: "Bir işadamı, bir cambaz gibi ikisi lastik, biri taş olmak üzere 3 tane topla oynar. Lastik topların biri kar, biri özvarlıktır, taş top da likiditedir. Bu taş topu düşürürseniz batarsınız, diğerlerini düşürünce değil. Bir işi aldığınız zaman kara bakmayacaksınız, nakit akımına bakacaksınız. Nakit sıkıntısı içinde olduğunuz zaman krediler, banka faizleri, ipotekler vs. farkında olmazsınız ama sıfır durumdasınızdır. Likidite elden gidince muhasebe de gider. İki türlü muhasebe vardır: biri ticari muhasebe, biri de işletme muhasebesidir. İşletme muhasebesi 'Nerdeyiz?' sorusuna cevap verir, önemli olan da budur. Aynı rakamların compute edilmesi suretiyle başka neticelerin elde edilmesidir. İşletme muhasebesinden, kredi- özvarlık oranı anlaşılır. İşletmelerde en önemli bölümlerden biri de insan kaynaklarıdır. Her masadaki işin tarifinin gerektirdiği fizik, psikolojik, fizyolojik, entellektüel ölçüleri bilmek gerekir. Personelin motivasyonlarına da bakılmalıdır. Bunun biraz daha gelişmişi insan borsasıdır. İşadamı, hem rahip, hem cellattır. Denetleme çok önemlidir. 4 türlü olur ve mutlaka patrona bağlı olmalıdır. Birincisi ihbar üzerine, ikincisi vergi usul kanununa göre denetleme, üçüncüsü yönetim usullerinin yerine getirilip getirilmediğine ilişkin denetleme. Dördüncüsü izleme ve değerlendirmedir. Satın almaya da çok önem verilmelidir. Bunun için de iyi bir planlama yapılmalıdır. Uygun malın uygun insanlarla uygun enerjiyle bulunmasını sağlayacak olan planlamadır. Tavsiye ederim, şirketinizde planlama uzmanları bulundurun&lt;b&gt;"&lt;/b&gt;.  &lt;b&gt;"&lt;/b&gt;Ekip çalışmasından da bahsetmek istiyorum. Yardımlaşma içinde ve rotasyona göre çalışılmalıdır ki bizim bunu becerdiğimiz söylenemez. Bir ekipte sırasıyla şu özellikler bulunmalıdır: Öncelikle fikir üretimi; iş bitirme azim ve heyecanı; çalışkanlık -ibadet halinde-; bilgi -yoksa satın alınmalı-; deneyim; finans; yönetim; denetim, içte ve dışta iyi ilişkiler; son olarak da bünye içi iyi ilişkiler kurulmalıdır. Kurumun bir misyonu olmalı, bir kurum felsefesi oturtulmalıdır. Sonra rakamsal hedefler konulmalıdır. Bunlar, kuruluş felsefemizin sınırları içinde yapılmalıdır". "Bizim her toplantıdan önce ve sonra okunan felsefemiz şöyledir: Devlete, ortağımıza, müşterimize, paydaşımıza daima dürüst davranmak. Faaliyetlerimizde doğa dengesini ve şirket içi sosyal dengeyi bozmamak. Sosyal denge şudur: Arabamla seyahat ediyorsam, korumam ya da şoförüm benimle aynı otelde kalır. Bir yerde yemek yiyorsam şoförüme de parasını verip uygun yerde yemesini söylerim. Müşteri velinimettir, müşteri daima haklıdır. Müşteri bizim verdiğimizle yetinse bile biz ona daha kalitelisini, iyisini vermeye çalışacağız. Kalite bizim istikbalimizin garantisidir, müşterinin memnun olması yetmez. Biz bir imarethane, bir vakıf değiliz. Kar etmek esastır. Paydaşımıza kar borçluyuz. Kar etmek en mukaddes şeydir, başarımızın göstergesidir. Bizde otonom yönetim merkezli denetim sistemi vardır. Otonom yönetimi birimler bazında değil kişi bazına indireceğiz. Kimse kimseye talimat vermeyecektir. Herkes kendi kararını verip bir üstüne onaylatacaktır. Otonomi kişiye kadar indirilmelidir. Tüm personelimizi karla motive edeceğiz. Senede bir kaç gün veya saat eğiteceğiz. Mümkün olduğunca maaşlı memur sayısını azaltıp, primle kendilerine çalışan sonuçta şirkete çalışan insanlar çalıştırmak. Son olarak da; biz bir ekibiz, karı-zararı, başarıyı-başarısızlığı paylaşacağız". "Dünyada iki felsefe vardır. Biri Ezop'un, diğeri Makyavel'indir. Ben Ezop felsefesiyle yetiştim. Ezop diyor ki "gerçekler önemlidir, görünümler bir şey ifade etmez". 11. sınıftayken Makyavel'in Hükümdar adlı kitabı elime geçince gördüm ki Makyavel diyor ki: "realiteler önemli değildir, görünümler önemlidir". Deneyimlerimden görünümlerin önemli olduğunu gördüm. Buradan hareketle insan borsasına geçmek istiyorum. Modern şirketlerde insan borsası vardır. İlk olarak kendini tanı testi yapılmalıdır. Bir tablo yapılır. Ortalama 15-20 karakter yazılır. Her bir kişinin adları kağıtlara yazılarak birbirini iyi tanıyan, aynı seviyede belli sayıda kişiye dağıtılır. Her bir kişi, kağıtta kimin adı yazılıysa onunla ilgili düşüncelerini işaretleyerek onun zarfına koyar ve bir sepete atar. Zarflar toplanınca, herkese kendine ait zarfı verilir. Ancak zarfların kimlerden geldiği bilinmez. Diğerlerinin düşüncelerinin ortalaması alınır. Çoğunluk tarafından görülen olumsuz bir özellik varsa o yönünü düzeltmeye çalışır. İkinci aşamada, ortalama bir sene kadar sonra bu bilgiler herkesin bileceği şekle çevrilir. Ortalamalar personelde veya insan kaynakları bölümünde toplanarak herkese ait bir eğri çıkarılır. Herkes herkesi bilir ve olabildiğince kendini düzeltmeye çalışır. Üçüncü kademede yani ikinci senenin sonunda bunlar bir bilgisayar programına aktarılır. Bilgileri her an değiştirebilirsiniz. Kişiler, birbirleri hakkındaki anlık durum değişikliklerini bir passwordle bilgisayara girebilir. Amirler de girebilir ancak alttakiler giremez. Burdan bir çan eğrisi çıkar. En az iyi olan istifa eder, başka çaresi yoktur. Bu bir insan borsasıdır. Bir kişi, diğerlerinin kendisi hakkında ne düşündüğünü borsa gibi bilir&lt;b&gt;"&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşadamı Üzeyir GARİH sözlerini şöyle bitirdi: "Enine büyüme ve boyuna büyüme diye iki türlü büyüme vardır. Enine büyüme demek, aynı konuda büyüme demektir. Bunun için konuda ihtisas sahibi olmak gereklidir. Boyuna büyümede ise farklı konulara yatırım yaparsınız ve farklı konularda ihtisas sahibi olmak durumunda olursunuz. Bunun güçlü tarafı, yumurtaları bir sepete koyduğunuz için avantajlısınızdır. Ancak, boyuna büyümede yönetim tekniklerini bilmek çok önemlidir. Türkiye'de boyuna büyümenin nedeni, devletin vermiş olduğu birtakım teşviklerden, avantajlardan istifade etmek içindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Globalleşen bir dünyada ihtisaslaşma önemlidir. Dekatloncular gibi, her dalda çok iyi olmak mümkün değildir. Dolayısıyla biliyoruz ki biz de dahil bazı şirketlerimizden silkineceğiz. Bazı şirketlerimizi satacağız. Böylelikle konsantrasyonumuz daha yüksek olacaktır&lt;b&gt;"&lt;/b&gt;.&lt;/dd&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-1969202492255493551?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/1969202492255493551/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=1969202492255493551&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/1969202492255493551'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/1969202492255493551'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2007/05/nemli-olan-patronun-patronluunu.html' title='Önemli olan, patronun patronluğunu, yöneticinin de yöneticiliğini bilmesi gerekliliğidir.'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-333521130401955346</id><published>2007-05-16T15:42:00.000+02:00</published><updated>2007-05-16T15:45:43.139+02:00</updated><title type='text'>Alışkanlıklar zıt alışkanlıklarla önlenir.</title><content type='html'>&lt;pre style="font-family: times new roman;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Az anlamak, ters anlamaktan iyidir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Beyazlar zencileri olimpiyattan olimpiyata severler.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Aliskanliklar zit aliskanliklarla onlenir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Cevre, cevrecilere birakilmyacak kadar ciddi bir istir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Dikkat, hici herseye donusturur.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;En buyuk zaman hirsizi kararsizliktir C.FLORY&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;En cok sikayet edenler, en cok sikayet edilenlerdir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Fakir insan mali az olan degil, arzusu cok olandir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Hicbir sey icat edilmedi, yeniden kesfedildi. RODIN&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Insana aradigi seye bakilarak deger bicilir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Istemek, "Istiyorum" demek degil, harekete gecmektir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Kamuoyu son derece hoşgörülüdür. Dahiler dışında herşeyi unutur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Kaybetmemek için zaaflarını, kazanmak için gücünüzü bilin.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız....Konfüçyüs&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Kendini yönetirsen, dünyayı yönetecek gücü bulabilirsin.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Kitaplar da dost gibidir, az fakat iyi secilmis olmalidir. S.J.HARRIS&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Kokunu begenmeyen dal ve dalini beyenmeyen meyve olmadan curur. NECP FAZIL KISAKUREK&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Konusmalarin en onemlisi kendi kendimize olanidir. Ama bunu cogu zaman ihmal ederiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Luzumsuz bi sey almak istemiyorsan panayirlara kosma. GOETHE&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Moda denilen sey o kadar cirkindir ki onu her alti ayda bir degistirirler. OSCAR WILDE&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Ne yoksuldur sabri olmayanlar. SHAKESPEARE&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Nezaket insana para kazandirmaz ama herseyi satin alir. L.MONTAIGNE&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Sonuclari degil, baslangiclari degistirmek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Sormaz ki bilsin, bilmez ki sorsun.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Soz kalpten cikarsa kalbe kadar gider, dilden cikarsa kulagi asamaz.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Tarih degil, hatalar tekerrur eder.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Ucuz adam pahali mal satmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/pre&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-333521130401955346?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/333521130401955346/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=333521130401955346&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/333521130401955346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/333521130401955346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2007/05/alkanlklar-zt-alkanlklarla-nlenir.html' title='Alışkanlıklar zıt alışkanlıklarla önlenir.'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-9164547257187499357</id><published>2007-02-14T16:11:00.000+02:00</published><updated>2007-02-14T16:14:03.763+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntı'/><title type='text'>Çamaşır Suyu Kullanmımında dikkat edilecek hususlar</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;b&gt;ÇAMAŞIR SUYU KULLANIMINDAKİ TEHLİKELER VE KORUNMA&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çamaşır suyunun amonyak içeren temizleyicilerle karışımı veya idrar temizlemek için çamaşır suyu kullanımı zehirli klor gazları çıkarabilir ve azot triklorit denilen bir patlayıcı oluşturabilir. Sodyum Hipoklorit içeren çamaşır suları hiçbir zaman asitler ile beraber kullanılmamalıdır. (Tuz ruhu , kireç çözücüler vb.) Asitler ile beraber kullanımı ölüme varabilecek zehirlenmelere neden olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapalı yerlerde uzun süre solunmamalıdır. Açığa çıkan klor, organik maddelerle kanserojen madde olarak bilinen kloroform gibi trialometan oluşturan tepkimeler vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klor solunum yollarını tahriş eder. Burun dokusuna zarar verir ve deriyi yakar. 3,5 ppm (part per million : milyonda bir parçacık) kadar az bir değeri koku olarak algılanabilir ve 1.000 ppm değeri birkaç derin nefesten sonra ölümcül olabilir. Ortalama ağırlıkta bir kişi için haftada 40 saatlık çalışma süresinde, 8 saat içinde, 0,5 ppm’den daha fazla klora maruz kalınmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çamaşır suyunun çıplak elle kullanılmaması gerekir, mutlaka eldiven kullanılmalıdır. İstenmeden göz ve deriye temas etmesi halinde vakit geçirmeden bol su ile yıkanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçilmesi halinde zehir etkisi yapar, derhal doktora başvurulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kezzap-Tuzruhu gibi asitli maddelerle karıştırılmamalıdır. Yapılması klor gazının açığa çıkmasına yol açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece keten ve pamuklu çamaşırlar için kullanılmalı; yünlü, ipekli, suni ipekli, moher, renklere dayanıksız kumaşlar, rejenere, selülozik lif, deri, çelik, gümüş ve alüminyum eşyalarda kullanılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;b&gt;FARKLI KULLANIM YERLERİ&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kuş gribinde&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzün güncel genel sağlık sorunlarından biri de kuş gribidir. Kuşlar evlerimizin balkonlarına, pencerelerine konmakta ve buralara dışkılarını bırakmaktadırlar. Bu pisliklerin temizlenmesinde en etkin ve güvenilir temizlik maddesi çamaşır suyudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstenmeyen kanatlı misafirlerimizi balonlarımızdan ve pencerelerimizden uzak tutmanın yolu da gene çamaşır suyudur. Çamaşır suyu ile ıslatılmış bir bezle kuşların konduğu yerleri silersek kuşların artık bu yerlere konmak istemediklerini görebiliriz.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-9164547257187499357?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.kimyaturk.net/index.php/topic,6772.0.html' title='Çamaşır Suyu Kullanmımında dikkat edilecek hususlar'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/9164547257187499357/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=9164547257187499357&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/9164547257187499357'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/9164547257187499357'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2007/02/amar-suyu-kullanmmnda-dikkat-edilecek.html' title='Çamaşır Suyu Kullanmımında dikkat edilecek hususlar'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-8661483185239337335</id><published>2007-02-14T15:49:00.000+02:00</published><updated>2007-02-14T15:57:17.787+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='foto'/><title type='text'>Yorumsuz</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_rP-FiH3XYfk/RdMUgswR-_I/AAAAAAAAAAw/P-_guLU127s/s1600-h/1.0303a_l.jpeg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer;" src="http://bp0.blogger.com/_rP-FiH3XYfk/RdMUgswR-_I/AAAAAAAAAAw/P-_guLU127s/s320/1.0303a_l.jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5031387760705010674" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-8661483185239337335?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/8661483185239337335/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=8661483185239337335&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/8661483185239337335'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/8661483185239337335'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2007/02/yorumsuz.html' title='Yorumsuz'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_rP-FiH3XYfk/RdMUgswR-_I/AAAAAAAAAAw/P-_guLU127s/s72-c/1.0303a_l.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-288366406619449577</id><published>2007-02-14T15:36:00.000+02:00</published><updated>2007-02-23T17:02:35.513+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntı'/><title type='text'>ANTİ MADDE (Karşıtmadde) - kimyaturk</title><content type='html'>&lt;p style="text-align: center;" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;color:red;"  &gt;ANTİ MADDE (Karşıtmadde)&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align: center;" align="center"&gt; &lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;b&gt;                                                           &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:red;"&gt;Karşıtmadde Dünyası&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt; &lt;/span&gt;&lt;!--[if gte vml 1]&gt;&lt;v:shapetype id="_x0000_t75" coordsize="21600,21600" spt="75" preferrelative="t" path="m@4@5l@4@11@9@11@9@5xe" filled="f" stroked="f"&gt;  &lt;v:stroke joinstyle="miter"&gt;  &lt;v:formulas&gt;   &lt;v:f eqn="if lineDrawn pixelLineWidth 0"&gt;   &lt;v:f eqn="sum @0 1 0"&gt;   &lt;v:f eqn="sum 0 0 @1"&gt;   &lt;v:f eqn="prod @2 1 2"&gt;   &lt;v:f eqn="prod @3 21600 pixelWidth"&gt;   &lt;v:f eqn="prod @3 21600 pixelHeight"&gt;   &lt;v:f eqn="sum @0 0 1"&gt;   &lt;v:f eqn="prod @6 1 2"&gt;   &lt;v:f eqn="prod @7 21600 pixelWidth"&gt;   &lt;v:f eqn="sum @8 21600 0"&gt;   &lt;v:f eqn="prod @7 21600 pixelHeight"&gt;   &lt;v:f eqn="sum @10 21600 0"&gt;  &lt;/v:formulas&gt;  &lt;v:path extrusionok="f" gradientshapeok="t" connecttype="rect"&gt;  &lt;o:lock ext="edit" aspectratio="t"&gt; &lt;/v:shapetype&gt;&lt;v:shape id="_x0000_s1026" type="#_x0000_t75" alt="" style="'position:absolute;" allowoverlap="f"&gt;  &lt;v:imagedata src="file:///C:\DOCUME~1\USER\LOCALS~1\Temp\msohtml1\01\clip_image001.gif" title="DIRAC"&gt;  &lt;w:wrap type="square"&gt; &lt;/v:shape&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if !vml]--&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;         Karşı-parçacıkların varlığı, kuantum mekaniği ile özel görelilik kuramının ilkelerinin doğrudan &lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:130%;"  &gt; &lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;matematiksel bir sonucu olarak öngörüldü. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;1928'de Cambridge’den kuramsal fizikçi&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Times;"&gt; Paul Adriyan Mourice Dirac&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;(1902-1984), bu iki fikir kümesini birleştirdi&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;. Dirac Denkleminin iki çözümü vardı. Bir çözüm,elektronun davranışlarını tanımlıyordu. Diğer çözüm ise pozitif elektrikle yüklü bir parçacığı işaret ediyordu. Matematiksel olarak bu durum, basit bir işlemle açıklanabilirdi. Kare kök dört kaçtır sorusunun iki yanıtı olduğunu bilirsiniz: Eksi 2 &lt;i&gt;ya da&lt;/i&gt; artı 2. Dirac, kuramına bilinmeyen bir parçacık sokmak istemediği için,başlangıçta o zaman için bilinen tek artı yüklü parçacık olan protonla özdeşleştirdi. Ancak, kısa süre içinde bu pozitif parçacığın elektrondan iki bin kat daha ağır olan proton olamayacağını, doğanın artı yüklü elektronlar içermesi gerektiğini tahmin etti. Dirac'ta deha belirtileri sık sık ortaya çıkardı.yine de "denklemim benden akıllı çıktı" demekten kendini alamamıştı.Çünkü "akıllı denklemin düşü" 1932'de gerçek oldu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;  &lt;b&gt;Pozitronun “Gözlenmesi”&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;b&gt;Carl Anderson&lt;/b&gt;(1905-1991) 1932 yılında (aynı yıl Chadwick de nötronu keşfetmişti) pozitronu keşfetti. Anderson o zaman &lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;genç bir Cal Tech&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; fizikçisiydi.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt; Genç dediysem, atomaltı parçacıkları saptamak ve fotoğraflamak için bir “ Sis Odası” yapacak parlaklıkta bir gençten söz ediyorum.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;B&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;u keşfinden dolayı da 1936 yılında Nobel Ödülü’nü aldı. Anderson keşfini, sis odasındaki elektron gibi davranan, ama pozitif yüklü parçacıkların davranışını incelerken yaptı. Pozitif ve negatif yükleri ayırt etmek için onları bir manyetik alan içinde izlemek yeterliydi. Anderson, deneyiyle elekt&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ron gibi davranan bazı parçacıkları pozitif yüklü olduğunu manyetik alandaki izlerinden anladı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt; Karşı-proton da 1955’te &lt;b&gt;Owen Chamberlain&lt;/b&gt; (d.1920) ve &lt;b&gt;Emilio Gino Segrè&lt;/b&gt; (1905-1989), Clyde Wiegand ve Tom Ypsilantis ile birlikte Berkeley’de keşfedildi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Bütün parçacıklar (yada maddeler) için, benzer antiparçacıklar (yada antimaddeler) vardır. Parçacık ve antiparçacıklar işaretleri dışında tamamen benzerdirler. Örneğin bir proton elektriksel olarak pozitif, ancak antiproton elektriksel olarak negatifdir. Her ikiside aynı kütleye sahip olduklarından, kütleçekiminden benzer şekilde etkileşirler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Bir parçacık ve antiparçacık karşılaştıklarında yok olurlar ve foton, Z bozon yada glüonlar gibi yüksüz kuvvet taşıyıcıları ortaya çıkarırlar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;&lt;!--[if gte vml 1]&gt;&lt;v:shapetype id="_x0000_t75" coordsize="21600,21600" spt="75" preferrelative="t" path="m@4@5l@4@11@9@11@9@5xe" filled="f" stroked="f"&gt;  &lt;v:stroke joinstyle="miter"&gt;  &lt;v:formulas&gt;   &lt;v:f eqn="if lineDrawn pixelLineWidth 0"&gt;   &lt;v:f eqn="sum @0 1 0"&gt;   &lt;v:f eqn="sum 0 0 @1"&gt;   &lt;v:f eqn="prod @2 1 2"&gt;   &lt;v:f eqn="prod @3 21600 pixelWidth"&gt;   &lt;v:f eqn="prod @3 21600 pixelHeight"&gt;   &lt;v:f eqn="sum @0 0 1"&gt;   &lt;v:f eqn="prod @6 1 2"&gt;   &lt;v:f eqn="prod @7 21600 pixelWidth"&gt;   &lt;v:f eqn="sum @8 21600 0"&gt;   &lt;v:f eqn="prod @7 21600 pixelHeight"&gt;   &lt;v:f eqn="sum @10 21600 0"&gt;  &lt;/v:formulas&gt;  &lt;v:path extrusionok="f" gradientshapeok="t" connecttype="rect"&gt;  &lt;o:lock ext="edit" aspectratio="t"&gt; &lt;/v:shapetype&gt;&lt;v:shape id="_x0000_i1025" type="#_x0000_t75" alt="" style="'width:162.75pt;"&gt;  &lt;v:imagedata src="file:///C:\DOCUME~1\USER\LOCALS~1\Temp\msohtml1\01\clip_image001.gif" href="http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/YOKOLMA.GIF"&gt; &lt;/v:shape&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if !vml]--&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Bir antimadde parçacık, uygun parçacık sembolünün üstüne bir çizgi çizilerek sembolize edilir. Örneğin, proton (P), P+ şeklinde yazılıp, p-çizgi olarak okunan bir antiparçacığa sahiptir. Bir protonun antiparçacığı &lt;b&gt;antiproton&lt;/b&gt;, bir elektronun(e&lt;sup&gt;-&lt;/sup&gt;) antiparçacığı ise &lt;b&gt;pozitron&lt;/b&gt; (e&lt;sup&gt;+&lt;/sup&gt;) olarak adlandırılır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Buradaki ilginç soru ise şudur:&lt;br /&gt;Bir madde ve antiparçacığı tamamen eş ancak zıt işaretlilerdir. Öyleyse neden evrende antimaddeden daha fazla madde vardır?&lt;br /&gt;Fizikçiler hala bu bilmeceyi çözmeye çalışıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;b&gt;Leopold İnfeld&lt;/b&gt; (Einsteinla çalışmış ünlü fizikçi) pozitron için şöyle der: &lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;“&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir benzetiş olsun diye pozitronu, kuantum kuramıyla görelilik kuramının yasal evliliğinden doğmuş çocuk olarak betimleyebiliriz.”&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Günümüzde üç tip atomaltı parçacık tanınıyor: İlk grup leptonlar;bu gruba muonlar ve nötrinolar giriyor. İkinci grupta hadron, proton, nötron ve pionlar var. Üçüncü grup ise bozonlar; evrende temel kuvvetlerin aktarımını sağlayan küçük mesajcı atomaltı parçacıklar bu üçüncü grubu oluşturur. Örneğin fotonlar elektromanyetik kuvveti taşırken, yerçekimi kuvvetini gravitonların taşıdığı düşünülüyor. Fizikçiler her bir parçacığın görünmez bir ayna görüntüsü de olduğuna inanıyorlar; bu ayna görüntüsüne de antimadde adını vermişlerdi Werner Heisenberg’e 20. yy’ın en ilginç buluşunun ne olduğu sorulduğunda, 1930’larda öngörülen &lt;i&gt;karşıtmaddenin keşfi&lt;/i&gt; olduğunu belirtmişti. Bu keşfin “zıtların birliği” felsefesinin bir öngörüsü ya da doğrulanması olmadığının altını çizmeliyim!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Fotonun ve nötral pionun dışında bilinen her parçacığın bir karşıt-parçacığı var.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Sağ ve sol elinizi, parmakları aynı yöne bakacak şekilde üst üste getirmeyi deneyin. Getiremezsiniz ! Eldiven teklerini de aynı şekilde üst üste getiremezsiniz. Bir kere daha deneyin! Sağ ayağınızı sol ayakkabınızın tekine sokamazsınız. Buna &lt;i&gt;ayna simetrisi&lt;/i&gt; denir. Pekala bir örnek daha: Dış görünüşü bakımından tamamıyla özdeş iki tür salyangoz vardır; ama bunlar evlerini &lt;i&gt;ayrı&lt;/i&gt; biçimde yapar: Birinin kabuğunun kıvrımı saat yelkovanı yönünde ötekininki ters yöndedir. Doğa, şaşırtıcıdır. Sağ ve sol olmak üzere iki tür şeker vardır ve ister inanın ister inanmayın, şeker yiyen iki tür bakteri vardır ve bunlar yalnızca bu şekerlerden birini yer. Umarım artık inanmışsınızdır! Bu özellikte birçok molekül vardır. Bunun harika örnekleri de yalnızca kimyada (elbette organik kimyada) vardır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Bu, çok ilginç bir gerçek. Doğa, hala, bizden harika, bizden yetenekli gibi görünüyor!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Karşıtmadde dünyasının keşfi, doğada simetrinin önemi konusunda bizleri düşündürmeye başladı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Ayna, insanoğlunun çok önemli buluşlarından olsa gerek. Yapışık ikizler de tıbbın çok önemli konularından biri. Bir maddenin ikizi, önce atomlarında kendini gösteriyor. Bir elementin bir çok atomu, gerçekten birbirinin aynısıdır. Örneğin bir demir parçasında bulunan demir atomları hep aynıdır. Örneğin suda, su moleküllerinin hemen hepsi tıpa tıp aynıdır. Oysa burada sözünü edeceğimiz karşıtmadde örneği çok farklı. Bir parçacığın karşıtparçacığı, parçacıkla aynı kütle ve spine sahiptir ve eğer kararsız ise aynı yarı ömre sahiptir. Tek bir noktada birbirlerinden ayrılıyorlar: &lt;i&gt;Varsa Yükleri farklı&lt;/i&gt;. Spini ve manyetik momenti arasındaki yönelim veya ters yönelim de parçacıkla ters yönlüdür.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Elektron negatif, pozitron pozitif; proton pozitif, karşıtproton ise negatif işaretli. Nötron ve karşıtnötron ise yüksüz. Ama nötron, değişik yükteki üç kuarktan oluşuyor. Bunlardan ikisinin yükü –1/3 diğerinin yükü ise +2/3. Anti-madde ve maddenin bir başka özelliği, birbirleriyle karşılaştıklarında birbirlerini yok ederler;örneğin ışığa (fotonlara) dönüşürler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=";font-family:Times;color:red;"  &gt;Yoksul İkizin Öyküsü&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Evrenimizde görünen çok sayıdaki gökcisminin hepsi proton,nötron ve elektrondan oluşmuştur. Bilimadamları antimaddeden (antiproton, antinötron ve pozitron) oluşmuş bir galaksinin ya da tek bir yıldızın olmadığından emin görünüyorlar. Bu bir simetri eksikliği değil mi? Evet,en azından şu anda böyle.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Karşıt-madde kavramı Leibniz’e, 18.yy’a kadar gider. Leibniz, Newton’un çağdaşdır ve ondan bağımsız diferansiyel ve integral hesabın keşifçisidir. İkili arasındaki tartışma, aşağıdaki gibi anlatılabilir: Eğer bir cismi veya bir tür fiziksel süreci doğrudan doğruya veya aynada izlersek, cismin veya sürecin doğrudan veya yansımış görüntüsünün hangisinin doğrudan, hangisinin yansımadan görüldüğünü ayırt edemeyiz. Bir şeyin gerçeği ile aynadaki görüntüsü arasındaki tek fark, sağ ve solun değişmesidir. Bunun sonucunda,tüm cisimler ve süreçler, sağ ve sol değişmelerine karşı eşit olasılıkla oluşmuşlardır. Bu mantıksal kural, çekirdek ve elektromanyetik etkileşmeler için deneylerle doğrulanmıştır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt; &lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;b&gt;İlk Karşıtparçacık: Pozitron&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Times;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Bir parçacığı tanımlayan dalga fonksiyonu, bir çeşit &lt;i&gt;alan &lt;/i&gt;olarak düşünülebilir. Dalga fonksiyonu, Schrödinger denklemine uyar.;ama bu denklem Newton’un klasik mekaniğinin kuantum mekanik bir yorumudur; özel görelilik çerçevesine girmez. Bu nedenle de Schrödinger denklemi, göreli olmayan kuantum mekaniğini temsil eder. Peki kuantum mekaniğinin göreli bir biçimi var mıdır? Evet bu Dirac denklemidir. Bu denklem de dalga fonksiyonunu belirler. Ancak Dirac denklemi Schrödinger denkleminde bulunmayan birçok yeni özelliği içerir. Örneğin elektronların spin denilen bir özelliği vardır. . Dirac denklemi elektronun bu özelliğini kapsar. Bunu bir topacın kendi ekseni etrafında dönmesi ya da ışığın polarizasyonu gibi bir iç durumu temsil eder olarak düşünebiliriz. Her durumda spin, elektronun içsel açısal momentumuna karşılık gelir ve büyüklüğü ancak Planck sabiti birimlerinde 1/2 yönü de yalnızca yukarı (+1/2) ve aşağı (-1/2) olabilir. Öte yandan neyin yukarı neyin aşağı olduğuna karar vermek ise tıpkı ışığın iki keyfi dikey yöne polarizasyonuna karar vermek gibi keyfi bir şeydir.&lt;b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Spin kuramı, atom spektrumları gibi olguları açıklamak üzere Dirac’tan önce de yürütülmüş olmasına karşın spinin Dirac denkleminde kendiliğinden çıkması göreli kuantum mekaniği için büyük bir zaferdi. Dirac denkleminin diğer bir yeni sonucu “antielektronun” yani “pozitronun” varlığını tahmin etmesiydi.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Karşımaddenin öngörülmesi ve gözlenmesi, kuantum kuramının bir başka başarısıdır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dirac'ın bu kuramı, elektron spininin (bir elektronun kendi ekseni çevresinde dönmesi) kaynağını ve manyetik momentini açaklamakta başarılı oldu. Dirac, kuramında önemli bir zorlukla da karşılaştı. Denklemin iki çözümü vardı. Göreli(Rölativistik) dalga denkleminin negatif enerji halleri için çözümü gerekiyordu. Fakat negatif enerji halleri var olsaydı pozitif enerji halinde bulunan bir elektronun tepkime sırasında foton yayarak bu hallerden birine hızla bir geçiş yapması beklenirdi. Dirac bu zorluğu, tüm negatif enerji seviyelerinin (durumlarının) dolu olduğunu söyleyen postülatıyla aşmayı başardı. Negatif enerji düzeylerini işgal eden bu elektronlar, "Dirac denizi" olarak adlandırılır. Pauli dışarlama İlkesi, Dirac denizindeki elektronların dış kuvvetlerle tepkisine izin vermediğinden elektronlar doğrudan gözlenemez. Bununla birlikte, eğer bu negatif seviyelerden biri boş olsaydı ve dolu durum denizinde bir boşluk bıraksaydı, boşluk dış kuvvete tepki verecek ve gözlenebilir olacaktı(Bu, bir yarıiletkenin valans bandındaki boşluk davranışıyla benzerdir). Bu kuramın derinliğine ima ettiği: Her parçacığın bir de anti parçacığı olduğudur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Antiparçacık ile parçacığın kütleleri aynı; ama yükleri zıt işaretlidir. Örneğin elektron ile pozitron, parçacık ve antiparçacıktır; bunların kütleleri aynı ama yükleri zıt işarettedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Ancak parçacık ve karşıtparçacığın tek ve bir oldukları durumlar da vardır: Işığın kuantumu, foton, böyle bir parçacıktır. Bunların kendi karşıtparçacıklarıyla aynı oldukları düşünülür. Bu durumda elektrik yükü doğal olarak sıfır olmalıdır. Ama fotonun elektrik yükünün sıfır olduğu ifadesiyle,yüklü parçacıkların foton yayımladıkları (elektromanyetik ışıma) ifadesinin kafaları karıştırmamasına dikkat edilmelidir. Birinci ifadenin anlamı ışığın kendisinin, ışığın kaynağı olamayacağıdır. Doğal olarak parçacığın kütlesi parçacığın türüne bağlıdır;bu sıfır da olabilir. Böyle olması halinde parçacık her zaman ışık hızında hareket eder. Böylesi bir parçacığın başlıca örneği fotondur. Kütleçekiminin kuantumu henüz gözlenmemekle birlikte, bu türden bir parçacık olması beklenir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-top: 7.5pt; text-indent: 7.5pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Times;"&gt;Kayıp Maddeye Ne Oldu?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;20.yy bilimin en büyük buluşu karşı-madde. Madde ve karşıt-maddesi tam olarak bakışımlıdır. Yani neredeyse özdeş ikizlerdir. Anacak tek bir noktada birbirlerinden ayrılırlar: yükleri karşıttır. Bunların bir başka özelliği, birbirleriyle karşılaştıklarında birbirlerini yok etmeleri.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Karşıt-hidrojen atomu, normal hidrojenle aynı fotonları yayar.. Bizim yapımızda onlar yok. İki şekilde Dünyamızda bulunuyorlar: Birisi kozmik ışınlar uzayda bunları üretip duruyor. İkincisi de Avrupa Nükleer Araştırma Konseyi(CERN)’nde milyarlarca pozitron ve karşı-proton dolaşıyor. Gökadalardan gelen kozmik ışınlar ve hızlandırıcılar dışında karşı-madeye rastlamıyoruz. Dünya dışında karşı-madde var mı? Karşı-maddenin oluşturduğu bir yıldız varsa o da öbürleri gibi parlayacaktır. Görünüşe göre evrende karşı-madde son derece az. Evrende madde egemen. Neden acaba? Karşıt-madde vardı da yok mu oldu? Buradan evrenimizin geçmişine bakabilir miyiz? Evet dünyamızın bu özelliği onun çok kıymetli bir fosil olduğunu gösteriyor. Göreceğiz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt; &lt;b&gt;Elektronlar ve Pozitronlar&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Elektronlar,atomun keşfedilen ilk temel parçacığıdır. Bir elektron,atomun kopmuş bağımsız ise kendisini parçacık olarak ortaya koyar;ama hiçbir deney ona uzayda bir boyut göstermeye olanak vermez ve bu parçacık her bakımdan bir nokta gibi davranır. Onun bütün elektronlar için aynı olan iyice belirlenmiş bir elektrik yükü vardır. Bu kadar küçük bir parçacık, günlük kavramlarla anlatılamaz,onun bütün özelliklerini anlamak için kuantum kuramına başvurmak zorunluluğu vardır. Kuantum kuramı,başlangıçta elektronların incelenmesine uygulandı. Böylece yavaş yavaş elektronların bir atom çekirdeği çevresindeki dağılımlarını,hareketlerindeki enerjinin ne olduğunu,bir hareket konumundan,daha az enerjisi olan başka bir hareket konumuna geçtiklerinde nasıl fotonlar saçabildiklerini anlayabildik. 1927’de Amerika’da Davisson ve Germer, İngiltere'de ise G.P.Thomson kristallerden saçılan elektronların kırınım gösterdiklerini buldular. Böylece Broglie’nin hipotezini birbirlerinden bağımsız olarak doğruladılar. Hareketli cisimlerin dalga özelliği dolaysız olarak doğrulanmış oldu. Böylece atomların özelliğinden hareket ederek,fiziğin temelinin yeni baştan kurulduğu görüldü. Elektronların fotonlar yayması türlü maddelerin çıkardığı ışığın tayflarını açaklamaya olanak sağladı ve bu, çok ayrıntılı bir biçimde uygulandı. Elektronların atomlardaki ve moleküllerdeki dağılımının bilinmesi,kimyanın temel taşı oldu. Böylece atomların ve elektronların katı ya da sıvı bir çevredeki davranışlarının incelenmesi ile boyutlanmaya uygun en önemli fizik görüngülerinin yorumlanabileceği ve çoğu kez hesaplanabileceği görüldü: elektrik ve optik özellikler (elektirğin iletilmesi,bir cismin ışığı geçirmesi ya da geçirmemesi,renk,cisimlerin sertliği),manyetik özellikler (ferromanyetik cisimlerin nitelikleri belirtilebildi ve mıknatıslanmanın başlangıcı bulunabildi),ısı özellikleri (ısının iletilmesi ve biriktirilmesi, basınç). Böylece,daha henüz soluğu kesilmemiş olan bu ilerleyişte,atomlara uygulanan bir kuantum mekaniği,bizi çevreleyen doğada en göze çarpan ya da en ince özelliklerini yorumlamak,araştırmak,belirtmek olanağını sağladı.&lt;span style="color:red;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Kuantum mekaniğinin öncülerinden &lt;b&gt;Dirac&lt;/b&gt;, 1928’de elektron üzerine yeniden derin düşüncelere daldı. Bir takım sorunlar onu uğraştırıyordu. Schrödinger’ denkleminde formüle edildiği şekli ile kuantum mekaniği,ancak,hızı ışığınkine göre küçük olan elektronları ele alabiliyordu. Bu durum ise açıkça,özel göreliliğin yasaları ile uzlaşamıyordu. Çünkü özel görelilik, hızı ışığın hızına yakın hızlarla ilgiliydi. Dirac, kendine şunu sordu: kapsadığı çok geniş bilgileri görelilik çerçevesine yerleştirmek için, kuantum mekaniğinin temellerini nasıl değiştirebiliriz?Dirac’ta deha belirtileri nadir olmadığından elektronu betimleyen yeni bir denklem biçimini bulmakta gecikmedi;bu denklem, görelilikle uzlaşmak gibi,istenen bir özelliğe sahipti. Bunu incelerken,büyük buluşlar sırasında çoğu kez görüldüğü gibi,bir taş ile birden fazla kuş vurduğunu çok geçmeden anladı. Gerçekten de ileri sürdüğü denklem,istediğinden çok fazlasını getiriyordu. Bu denkeleme göre,hareket eden elektronun,uzun zamandan beri kestirilen;ama henüz açıklanamayan bir biçimde,kendi ekseni etrafında dönmesi gerektiği sonucuna varılıyordu. Buna elektronun &lt;i&gt;spin&lt;/i&gt; hareketi diyoruz. Elektronun kendine özgü bazı nitlekileri de ortaya çıkıyordu: elektronun yalnızca elektrikle yüklü olduğu değil,küçük bir mıknatıs gibi davrandığı da deney yoluyla önceden biliniyordu. Dirac bunu da denkleminde buluyor ve bu, ona, bu mıknatısın şiddetini büyük bir kesinlikle hesaplama olanağını sağlıyordu. Denklemi hidrojen atomuna uygulayarak Schröinger’in tanımında bulunmayan bazı incelikleri anlayabildi.Fizikçiler, Dirac’ın denklemindeki başka bir özellikle karşılaşınca bir an için duruksadılar. Bu denklemin, gereğinden fazla çözümü vardı. Bu denklem sayesinde,yalnızca bir elektronun en çeşitli koşullardaki davranışını anlatan çözümler değil,aynı zamanda,anlamı anlaşılamayan tuhaf çözümler de elde ediliyordu. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Times;"&gt;Dirac&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt; bunun açıklamasını şöyle ileri sürdü: bu çözümler,diyordu,bir fizik sistemini gösteriyorlar,ama burada bir elektron olacak yerde,yeni bir parçacık,pozitronun varlığı söz konusudur. Bu parçacığın elektronla ortak bir çok özellikleri olmalıdır:aynı kütle,kendi çevresindeki aynı dönüş. Elektrik yükü ise mutlak değer olarak elektronunkine eşit ama manyetik özellikleri gibi ters işarette olmalıdır. Kısa süre sonra Anderson,pozitronu deney yoluyla gözledi.Pozitronun en dikkate değer özelliklerinden biri, bir elektronla çarpıştığı zaman kendini gösterir. O zaman elektron-pozitron çiftinin yokolma olayı ile karşılaşılır:İki parçacık,bir çift foton ya da bir foton üçlüsünü oluşturarak kaybolurlar. Bu oluşum, çoğu kez maddenin yok olması adını alır; çünkü kütlesi olan maddesel olan iki parçacık kaybolarak,fotonlar, yani ışıma oluşmaktadır.Ters tepkime de olanaklıdır: başka bir fotona rastlayan bir foton,bir pozitron-elektron çifti meydana getirebilir.Bununla birlikte bu görüngü ancak çok özel koşullar altında oluşur; çünkü olağan iki ışık huzmesi karşılaştığı zaman bu tür tepkimelerin oluştuğu hiç görülmez. Bunu önleyen temel koşul,enerjinin korunumu yasasıdır. Gerçekten de özel görelilikten beri, her cismin, kütlesine bağlı bir enerjisi olduğu biliniyor. Bu enerjinin ifadesi Einstein’ın tanınmış formülünde verilmektedir:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Times;"&gt;En Küçük ve En Ünlü Denklem: E= mc&lt;sup&gt;2 &lt;/sup&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Demek ki elektronla pozitronun bir kütlesi var. Böyle bir parçacık çiftini oluşturmak için iki fotonda da yeterince enerji bulunmalı;kuşkusuz,görülen ışığın fotonları böyle bir enerjiye sahip değildir.Çok yüksek sıcaklıkta bulunan bir sistemde, ısı, fotonlarının ortalama enerjisi sıcaklık ile artar. Sıcaklık 6 milyar dereceye yaklaşınca fotonların enerjisi artık çok sayıda elektronlarla pozitronların oluşmalarını sağlayacak kadar yüksektir. O zaman sürekli olarak,fotonların çarpışması elektron-pozitron çiftleri doğurur;buna karşı bir elektron ile bir pozitronun çarpışması yeniden fotonlar üretir,öyle ki, sistemin tümü denge halinde kalır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;1925 yılına dek kuantum kuramıyla özel görelilik kuramı,birbirinden bağımsız olarak gelişti. Elektronun atom içindeki hareketini tanımlamak için her iki kurama da gerek vardı. Çünkü elektronlar, göreliliği ilgilendiren yüksek hızlarda hareket ediyordu. Bu da özel görelilik kuramının elektrona uygulanmasını gerektiriyordu. Öte yandan elektron hem parçacık hem de dalga özelliğiyle zaten kuantum kuramının bir konusuydu. Paul Dirac (1902-1984), bu iki kuramı birleştirdi; “Dirac Denklemi” diye ünlenen, elektronun göreli kuantum kuramını ortaya koydu. Bu denklem, çok ilginç,aykırı bir şey de söylüyordu: Elektronla aynı kütlede ama zıt yükte bir parçacığın da varlığını öngörüyordu. Dirac, 1931’de bugün pozitron dediğimiz anti-elekronun varlığından söz ediyordu. Pozitron ile elektronun biraraya gelmesiyle gama ışını yayarak bu çifti yok oluyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Pozitronu, ABD’li fizikçi &lt;b&gt;Carl Anderson&lt;/b&gt;, 1932’de gözledi. Anderson, uzaydan gelen yüksek enerjili kozmik ışınların atmosferdeki moleküllere çarpmasıyla antiparçacıkların oluştuğunu farketti. Bu parçacık sis odasında protona göre daha zayıf bir iz bırakıyordu. Sis odasındaki manyetik alan onun kesinlikle pozitif yüklü olduğunu gösteriyordu. Anderson,pozitronu bulmasıyla 1936 Nobel Fizik Ödülünü aldı. Bu,anti parçacıklardan yalnızca biriydi. Yok olma,iki fotonun açığa çıkmasıyla sonuçlanır. Bir fotonla sonuçlanan olaylar ancak çekirdeğin,geri tepme momentumu soğurmuk için mevcut bulunması halinde oluşabilir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;1932 yılı atom fiziği bakımından çok yoğun bir yıl oldu. Nötronun bulunuşunun hemen ardından ABD’li kimyacı &lt;b&gt;Harold C.Urey&lt;/b&gt; atom kütlesi normal hidrojeninkinin yaklaşık iki katı olan “ağır hidrojeni” yani döteryumu bulmuştu.Yine aynı yıl Joliot-Curie’ler alüminyum çekirdeğinin alfa parçacıklarıyla dövülmesi sonucunda antielektronu bulmuşlardı; ama doğru yorumu Anderson yaptı. Yine 1932’de İlk siklotronu Lawrence çalıştırmıştı. 1939’da Nobel Fizik Ödülünü alan Lawrence, 1945’te Japonya’ya atom bombası atılmasının en ateşli savunucularından biri oldu daha sonra da hidrojen bombası yapımına geçilmesi için Teller ile birlikte yoğun bir kampanya yürüttü.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Karşıt-protonu da 1955’te İtalyan fizikçi &lt;b&gt;Emilio Segrè &lt;/b&gt;buldu. Mussolini, Segre’nin Palermo Üniversitesi’ndeki görevine son verince o da ABD’ye göç etti ve sonradan hocası Enrico Fermi ile birlikte atom bombası projesine etkin bir şekilde katıldı.( H.A. Olacağım,s: 43)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Gündelik olgularda en çok elektronları görmemiz,pozitronlara ise çok seyerek olarak rastlamamız garip görünmektedir. Buna çok kere verilen yanıt,pozitronun bir elektrona rastlar rastlamaz onu yok etmesidir. Gene de dünyada pozitrondan çok daha fazla elektron bulunması gariptir. Aynı şey protonlar ve antiprotonlar için de geçerlidir. Bu soruları yanıtlama çabası bizi evrenin başlangıcı konusuna götürecektir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Dirac denkleminin iki özelliğinin spin ve pozitronun varlığı olduğunu belirtmiştim. Ama Dirac denklemi tek göreli denklem değildir; elektromanyetik alanı tanımlayan Maxwell denklemleri de görelidir. Kuantum mekaniğinde klasik alanların bile parçacık özellikleri vardır ve klasik parçacıkların alan (dalga) özellikleri de bulunur. Bu nedenle hem alan hem de dalga bütünsel bir biçimde ele alınmalıdır. Böylesi görüşmeler aşağıdaki sonuçlara yol açar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Elektron ya da foton gibi temel parçacıkların özellikleri kütle, spin ve elektrik yüküdür. Eğer bunlar belirlenirse uygun bir dalga denklemi parçacığı hareketini belirleyebilir. Ayrıca genel olarak her parçacığın zıt elektrik yükü olan bir antiparçacığı vardır. Ancak parçacık ve antiparçacığın tek ve bir oldukları bazı durumlar da vardır. Işığın (elektromanyetik alanın) kuantumu foton böyle bir parçacıktır. Böylesi durumlarda elektrik yükleri doğal olarak sıfır olmalıdır. Ama fotonun yükünün sıfır olduğu ifadesiyle yüklü parçacıkların foton yayınladıkları ifadesinin kafaları karıştırmamasına dikkat edilmelidir. Birinci ifadenin anlamı ışığın kendisinin ışığın kaynağı olamayacağıdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;(Kuarklar,s:50-53)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Times;"&gt;Zaman ve Karşıt madde&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Karşıt-maddenin ilginç bir özellliğini, 1965 yılında Nobel Fizik Ödülü’nü &lt;b&gt;Sin-Itiro Tomonaga&lt;/b&gt; ve &lt;b&gt;Julian Schwinger&lt;/b&gt; ile paylaşan Amerikalı fizikçi &lt;b&gt;Richard Feynman &lt;/b&gt;buldu. &lt;span style="color:red;"&gt;Feynman, antimaddelerin &lt;i&gt;zaman içinde&lt;/i&gt; &lt;i&gt;geriye doğru&lt;/i&gt; hareket ettiğini gösterdi. Bir anti madde, zaman içinde geriye doğru hareket ederken,özellikleri önemli ölçüde tersine çevriliyordu. Örneğin bir elektron, negatif yüklü geçmişten geleceğe hareket ettiriyorsa,geriye doğru olan elektronun onu gelecekten geçmişten hareket ettirmesi gerekiyor. Bu aslında artı yüklü bir parçacığın davranışıdır; yani zaman içinde geriye doğru hareket eden bir elektron bize artı yüklü görünecektir. Feynman’a göre bir pozitron, zaman içinde geriye doğru hareket eden bir elektrondur,dolaysıyla madde ve antimadde arasında zaman tersinmesi ilişkisi vardır.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Times;"&gt;Feynman&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt; anlatıyor: &lt;span style="color:navy;"&gt;“ Şimdi diğer bir olaya bakalım. Bir foton ve bir elektrondan başlayıp bir foton ve bir elektronla bitirelim. Bir foton,bir elektron tarafından soğurulur,elektron biraz ilerler ve yeni bir foton ortaya çıkar. Bu sürece &lt;i&gt;ışığın&lt;/i&gt; &lt;i&gt;saçılması&lt;/i&gt; denilir. Burada özgün oluşlar söz konusudur. Örneğin,elektron foton soğurmadan önce diğerini salabilir. Daha da acayibi elektronun bir foton salıp,sonra zamanda geri giderek bir başka fotonu soğurarak zamanda yeniden ilerlemesidir. Böylesine “geriye doğru giden” elektronun yolu,laboratuvarda yapılan bir deneyde,gerçekmiş gibi görülebilecek kadar uzun olabilir. Geri giden bir elektron,ilerleyen zaman içinde gözlendiğinde olağan bir elektron gibi görünür;yalnız bu elektron olağan elektronlara doğru &lt;i&gt;çekilir&lt;/i&gt;- dolaysıyla buna “artı yüklü” deriz. Bu tür elektrona pozitron denir. Pozitron,elektronun kardeş parçacığı ve bir “karşıt-parçacık” örneğidir. Dirac,”karşıt-elektroların” gerçekliğini 1931’de önerdi. Ertesi yıl Carl Anderson bunları deneysel olarak buldu ve onlara “pozitron” adını verdi. Bugün pozitronlar kolaylıkla yapılabilmekte (örneğin iki fotonun birbiriyle çarpıştırılmasıyla) ve haftalarca bir manyetik alanda saklanabilmektedir.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;color:navy;"   &gt;Bu olgu,yani karşıtparçacık olgusu, geneldir. Doğadaki her taneciğin zamanda ileri gitmek için bir genliği, dolaysıyla bir karşıt parçacığı vardır. Pozitron ve elektronların yok olmasından genellikle bir veya iki foton çıkar. Peki fotonların durumu nedir? Fotonlar zamanda ters yöne gittiklerinde,daha önce de görmüş olduğumuz gibi, her bakımdan aynı görünürler;dolaysıyla fotonlar kendi kendilerinin karşıt parçacıklarıdır. Biz zamanda ileri giderken bu geri giden elektronun neye benzediğini size göstermek isterim. Elektron ile zıt yönde giden foton belli bir anda birdenbire iki parçacığa ayrılıyor: bir pozitron ve bir elektron. Pozitronun ömrü fazla değildir:hemen bir elektrona rastlar ve bunlar yok olarak yeni bir foton yaratırlar. Bu arada baştaki fotondan daha önce yaratılmış olduğu elektron da uzay/zamanda yoluna devam eder.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;(R.Feynman,Kuantum Elektrodinamiği, Çev: Ömür Akyüz, Nar yay,s: 101-103)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-size:130%;color:red;"  &gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Times;"&gt;Değişmiş Görüntüler: Aynadaki Çatlak&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-size:130%;color:red;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Dirac ve Feynman’ın antimadde tanımlarında, antiparçacığın özellikleri ona karşılık gelen parçacıklar tarafından, tıpkı bir maddenin aynadaki yansıma görüntüsünü belirlediği gibi belirlenir. Madde ve antimadde arasındaki bu ilişki simetri dönüşümüne bir örnektir: Bir parçacık bir anti parçacığa yükünün işaretini, spin ve kuantum sayılarını değiştirerek veya zamanı tersine çevirererk dönüşür. Kuram ayrıca, bir aynanın, bizim hareketlerimizi yansıtması gibi, antiparçacık tepkimelerinin herhangi bir parçacık tepkimelerini yansıttığını söylüyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Oysa deneylere göre bu her zaman doğru değildi. Yüksüz kaon adı verilen bir parçacığın bozunumu madde ile antimadde arasında bir asimetri olduğunu gösteriyor. Bu da antimadde yansımsında bozukluk olduğunu kanıtlıyor. Bu ilginç sonuç, kaonun geçmiş ile geleceği ayırt edebildiğini (çünkü antimadde tepkimeleri, zaman içinde geriye doğru hareket eden madde tepkimelerine denk geliyor) gösteriyor. Yani makroskopik yönde görünen günlük yaşamdan bildiğimiz tersinmezliğe (bir bardağı kırmak,onu kırık parçalarından yeniden oluşturmaktan daha kolaydır) ek olarak bir de atomaltı zaman yönü var.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Times;"&gt;Antimadde ve Günümüz Teknolojisi&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Antimaddenin, günümüz modern teknolojisinde anahtar rolü oynuyor. Tıpta, Pozitron Salma Tomografisi (PET) taramaları, beyin ve kalp fonksiyonlarının saptanmasında kullanılıyor. Hastaya pozitron yayan radyoaktif madde enjekte ediliyor. Pozitrolar, yakındaki elektronlarla biraraya gelince parçacıklar yok oluyor ve bir gama ışını oluşuruyorlar ve bu ışın PET tarayıcısı tarafından algılanıp organların görüntülenmesinde kullanılıyor. Daha büyük ölçekte,fizikçiler her saat milyarlarca antiparçacık oluşturup bunları parçacık hızlandırıcılarındaki deneylerinde kullanıyorlar. En güçlü hızlandırıcılarından biri Cenevre yakınlarındaki Avrupa parçacık fiziği merkezi CERN’de bulunan LEP(Large Electron Positron Collider) elektron ve pozitron demetlerini yeraltında bulunan &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;st1:metricconverter productid="27 km"&gt;&lt;span style="font-family:Times;"&gt;27 km&lt;/span&gt;&lt;/st1:metricconverter&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt; uzunluğunda bir halka boyunca birbirine zıt yönde hızlandırıyor. Her elektron ve pozitron saniyede yaklaşık 11 000 kez halkayı dolanıyor ve birbiriyle çarpışıp yok olunca,ilk enerjileri bir çeşit ağır elektron olan muon gibi yeni parçacıklar oluşturmaya yarıyor. Bu hızlandırıcıdan başka Fermi Ulusal Laboratuvarındaki (Fermilab) Tevatron gibi proton-antiproton çarpıştırıcıları da var.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;CERN gibi hızlandırıcılarda kullanılan pozitron ve antiproton gibi parçacıkların kendileri de hızlandırıcılarda oluşturuluyor. Eğer bir proton demeti,tipik olarak lityum gibi hafif bir metalden yapılan sabit bir hedefe çarparsa protonlar arası çarpışmalar olur. Eğer çarpışma enerjisi yeterince büyükse,başlangıçtaki kinetik enerjinin bir kısmı yeni parçacıklara dönüşecektir. Korunum yasaları (yük ve lepton sayısı korunum yasaları gibi) madde ve antimaddenin eşit miktarlarda oluşacağını söylüyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;CERN’deki hızlandırıcıda 1 milyar voltluk gerilim altında,hızlandırılan tek bir yüklü parçacığa aktarılan enerjiye sahip protonlar,sabit bir hedefe çarptırılıyorlar ve antiprotonlar çarpışma kalıntıları arasından toplanıp inceleniyor…Bu çarpışmalarda parçacıklar arasında ilginç madde-antimadde melezlerine rastlamak mümkün.Elektron ve pozitron biraraya geldiğinde mutlaka birbirlerini yok etmeleri gerekmiyor. Birisi diğerinin yörüngesine girerek daha çok hidrojene benzeyen ve pozitronyum adı verilen bir pseudo-atom (sözde atom) oluşturabilir. Eğer elektron ve pozitronun spinleri antiparalel (toplam spin sıfır) ise,bu pozitronyumun 8 nanosaniyelik bir ömrü vardır. Eğer spinleri paralel ise (toplam spin 1),7 mikrosaniyeye yakın bir ömrü olur. Aradaki farkın nedeni,spin sıfır durumu bir çift fotona bozunabilirken (her bir spin 1 değerinde),spin-1 durumundaki momentum ve açısal momentumunu korumak için en az 3 fotona bozunmak zorundadır ki bu çeşit bozunmalara daha az rastlanıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Times;"&gt;Antihidrojen Yapılması&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Hidrojen dediğimiz en basit atom, bir proton ve bir elektrondan oluşur. Proton, foton alışverişiyle elektronu yakın çevresinde dans ettirerek tutar(Feynman,Kuantum Elektrodinaliği, s: 104) Birden fazla proton ve bunlara karşılık gelen eşit sayıda elektron içeren atomlar ışığı da saçarlar,havadaki atomlar Güneş’ten gelen ışığı saçarak gökyüzünün mavi rengini verirler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Bir diğer madde-antimadde melezi ise yüksüz pionlardır. Bu, pozitronyuma benzer bir şekilde gama ışınlarına bozunan mezondur(kuark-antikuark çifti) ve bu bozunmanın ömrü 10&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;sup&gt;–&lt;/sup&gt;&lt;sup&gt;&lt;span style="font-family:Times;"&gt;15&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt; saniyedir. Bu süre,pozitronyumunkine göre çok daha kısadır,çünkü kuarkları,dört temel kuvvetten biri olan güçlü kuvvetler birarada tutar. Birbirlerine yakın oldukları için kısa bir süre içerisinde birbirlerini yok etme şansları yüksektir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Antiatomu oluşumunda yaşanan sorunlar göz önüne alındığında,madde-antimadde melezlerini oluşturmak daha kolay geliyor. antimadde dünyası da anti-periyodik tabloyu(antihidrojen,antihelyum vb) içeriyor. CERN’deki fizikçiler,1996 başlarında az sayıda antihidrojen atomu oluşturmayı başardılar. 3 haftalık süre içerisinde 9 antihidrojen atomu oluşturdular ve her biri; maddeyle çarpışıp oluştukları noktanın &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;st1:metricconverter productid="10 metre"&gt;&lt;span style="font-family:Times;"&gt;10 metre&lt;/span&gt;&lt;/st1:metricconverter&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt; uzağında birbirlerini yoketmeden önce yaklaşık 40 nanosaniye yaşadılar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Peki bir pozitron antiprotonun yörüngesine nasıl sokulabilir? CERN’de kullanılan yöntem ilke olarak basit. Önce proton-proton çarpışmasından arta kalan artıklardan antiprotonlar elde edilyor. Daha sonra bunlar,yüksek hızda dolanması için çembersel hızlandırıcılara gönderiliyor. Her yörüngede bir (saniyede 3 milyon kere) demet ksenon gazından geçiriliyor.Antiproton enerjisinin bir kısmı elektron-pozitron çiftine dönüşüyor ve çok nadiren pozitronlardan biri antiproton hızında ışın demetinin yönünde oradan uzaklaşıyor. Bu pozitronlardan biri herhangibir antiproton tarafından yakalanırsa bir anti hidrojen atomu oluşuyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Fermilab’daki araştırmacılar da artık antihidrojen atomu üretiyorlar &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;Bize yakın galaksilerde çok az antimadde olduğu görünüyor. Hızlandırıcılarda ve yüksek kozmik ışınlarla oluşturulan antimadde parçacıkları dışında evren sanki yalnızca maddeden oluşuyor.Acaba bizim gözleyemediğimiz antimadde galaksileri var mı? 15 milyar yıl önceki büyük patlama sırasında madde ve antimadde oranı neydi? Antiatomlar “yukarıya” mı düşer kendi kütleçekim alanına göre? Bunlar,bilim adamlarının üzerinde çalıştığı kimi sorular.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;(Adams, S. New Scientist,&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;st1:date ls="trans" month="2" day="15" year="1997"&gt;&lt;span style="font-family:Times;"&gt;15  Şubat 1997&lt;/span&gt;&lt;/st1:date&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;,Çeviren: Alkım Özaygen, Bilim ve Teknik, 355.sayı,s: 26-29)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt; &lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family:Times;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family:Times;"&gt;Kaynakça&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family:Times;"&gt;http://www.kimyaturk.net/&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:130%;"  &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-288366406619449577?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.kimyaturk.net/' title='ANTİ MADDE (Karşıtmadde) - kimyaturk'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/288366406619449577/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=288366406619449577&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/288366406619449577'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/288366406619449577'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2007/02/anti-madde-kartmadde-kimyaturk.html' title='ANTİ MADDE (Karşıtmadde) - kimyaturk'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-1745201311804929572</id><published>2007-02-05T14:59:00.000+02:00</published><updated>2007-04-03T10:04:11.806+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sünnet'/><title type='text'>Sünnet Yaptıracaklar için önemli!</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu işin en önemli tarafı işini bilen, bu işin uzmanı bir sünnetçi bulmaktır. Ülkemizde Uzman Sünnetçi yetiştiren bir yer olmadığından gerek doktor ve gerekse sağlık memuru olan sünnetçiler deneme-yanılma yoluyla bu işi öğrenmektedirler. Dolayısıyla bir çok sıkıntılar ve acemilikler olmaktadır. Bunun için sünnet yaptıracağınız kişi Profesör de olsa bu işte ehil mi, değil mi araştırın.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yarım saat veya bir saat süren bir sünnet, işi yapanın ehil olmadığını gösterir. Ortalama bir sünnet 6-10 dakika kadar sürer. Genelde sünnet esnasında ağrı, acı ve kanama yoktur. Ancak olsa bile bunlar geçicidir. Birinci derecede önemli değildir. Sünnette önemli olan düzgün ve ölçülü bir şekilde kesilmesidir. Günümüzde en fazla çok kesmek şeklinde hatalar yapılmaktadır ve bu, günümüzde çok yaygındır. Bunun için aşırı kesmemesi hususunda sünnetçinizi ikaz ediniz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sünnet derisinin biraz fazla bırakılması en ideal olanıdır. Çocuk büyüyünce bu fazlalık kaybolur. Çok kesilenler ise ileride sıkıntı çekebilir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Rasgele yaptığım kontrollerde on çocuktan en az iki veya üçünün hatalı kesildiğini tespit ettim. Bu konuda sünnetçileri de ikaz ediyorum. Ve diyorum ki; aşırı kesmeyin!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sünnetçinizi unutmayın, hatalı sünnetler yıllar sonra bile yapılan kontrolle tespit edilebilir ve kalıcıdır ve çaresi de yoktur. Bunun için, ne zaman sünnet yapılmış olursa olsun, eğer bir tereddüdünüz varsa kontrol ettiriniz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Biraz bol kesilmiş sünnetlerden şikayet etmeyin. İyi olan odur. Sünnetçiler ekseriya fazla kalmış diye yapılan şikayetlerden korktukları için çok kesmektedirler. Çünkü günümüz insanı fazla kalmış demeyi biliyor fakat çok kesilmenin ne olduğunu bilmiyor, dolayısıyla çok kesildiği zaman şikâyet etmiyor. Halbuki kötü olan, zararlı olan ve telafisi mümkün olmayan hata fazla kesilmesidir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sünnet olacak çocukları özellikle en yakınları -dayı, amca gibi- şahıslar şaka amacıyla korkutmaktadırlar. Bu çocuğa büyük bir kötülüktür. Çocuğun sahipleri de sünnet olacak çocuğu korkutmaya çalışanlara fırsat vermemelidirler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Toplu sünnetlerin tıp dilinde adı “toplu kıyım”dır. Biricik yavrunuza yazık etmeyin. Bu sünnetler ekseri “nam” için yapıldığından ehil olmayan veya bu işi öğrenmek için yapanlar tarafından gerçekleştirilmekte, genellikle baştan savma yapılmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İyi bir sünnetçi tanımıyorsanız genelde herkesin tercih ettiği sünnetçilere gidiniz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Herhangi bir sıkıntı veya kafanıza takılan bir şey olursa, çocuğunuzu sünnetçiye veya Çocuk Hastanesinin Çocuk Cerrahisi bölümüne götürünüz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Çocuğunuzu korkutmalara karşı koruduktan sonra, güzel ve tatlı sözlerle sünnet için psikolojik olarak hazırlayınız.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sünnet her yaşta yapılabilir. Ancak en ideal yaş yedi yaş civarıdır. Beş-on yaş arası uygundur. En kötü yaş ise üç yaş civarıdır. Çocuk bu yaşta hem korkar, hem de ne olduğunu bilemez, kendisini de koruyamaz ve sıkıntı çekebilir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Elektrikli koterle sünnet yapmak yasak olduğundan bu şekilde sünnet yaptırmayınız.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Makine ile yapılan sünnetler iyi olmakla beraber hatalı kesme riski fazladır. Klâsik metod ise en sıhhatlisi olup, en garantili sünnet şeklidir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sünnetten sonra üç beş gün içinde çocuğun iyi olması gerekir. İyi olmazsa sünnetçinize götürünüz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Halk arasında Peygamber sünnetli olarak bilinen çocukları sünnetten evvel mutlaka sünnetçiye götürüp kontrol ettiriniz. Zira bu çocukların ameliyat olmaları gerekebilir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Çocuğunuzun karaciğer, böbrek, kalp veya herhangi bir kan hastalığı var ise önceden sünnetçinize haber veriniz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Posted by &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sünnetçi&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; Dadaş&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;a style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: arial;" href="http://sunnetci.blogspot.com/"&gt;Devamı için tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-1745201311804929572?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://sunnetci2.blogspot.com' title='Sünnet Yaptıracaklar için önemli!'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/1745201311804929572/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=1745201311804929572&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/1745201311804929572'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/1745201311804929572'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2007/02/snnet-yaptracaklar-iin-nemli.html' title='Sünnet Yaptıracaklar için önemli!'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-5588367801898595300</id><published>2007-01-26T16:46:00.000+02:00</published><updated>2007-03-17T13:22:55.413+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntı'/><title type='text'>Hayatın hiç bir alanında başarı kolay değildir</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Pasif beklentiler içinde olmayın.&lt;br /&gt;Proaktif olun ve geleceğinizi şekillendirin.  &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-5588367801898595300?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/5588367801898595300/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=5588367801898595300&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/5588367801898595300'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/5588367801898595300'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2007/01/dzenlenecek.html' title='Hayatın hiç bir alanında başarı kolay değildir'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-4599096361923022161</id><published>2007-01-26T16:44:00.000+02:00</published><updated>2007-03-17T13:32:10.630+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntı'/><title type='text'>Her çalışan kendisi için çalışmalıdır.</title><content type='html'>&lt;h3&gt;İş hayatında mutluluk                      &lt;a name="115346427347699062" style="display: none;"&gt;#&lt;/a&gt;          &lt;/h3&gt;                  &lt;div class="post-body"&gt;          Eğer kurumsal bir ortamdaysınız "mutluluk" kelimesi en az kullanılan kelimelerden biridir. Onun yerine "iş güvencesi", "çalışanın tatmin olması", "verimlilik", "olumlu performans" gibi terimler tercih edilir.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);font-size:130%;" &gt;İş hayatında mutluluk neden önemlidir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Hayatınızın en büyük kısmı işte geçiyor. Eve iş getirdiğinizi; mesaiye kaldığınızı; tatile çıkmaya zaman bulamadığınızı vs. de hesaba katarsak bu oran çok daha artıyor. İş hayatınız ailenize, arkadaşlarınıza ve hobilerinize ayırdığınız zamanın toplamından kat kat daha fazla zamanınızı alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soichiro Honda, Honda'nın kurucusu (sürpriz!) şöyle diyor:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Her çalışan kendisi için çalışmalıdır. İnsanlar kendilerini firma için feda etmemelidirler. Çalışanlarımız işlerine kendilerini mutlu etmek için geliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Kârlılık başarının temelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutlu çalışanlar firma kârlılığını arttırırlar.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;Zaten bu nedenle mutlu firmalar, mutsuz rakiplerinin açık ara önünde olurlar her zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1. Olumlu olun&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2. Öğrenin; araştırın&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3. Düşüncelerinizi başkalarıyla paylaşın&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;4. Uzun vadeli düşünün&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;5. Şimdi başlayın&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertelemeyin; yarın değil; şimdi başlayın. İyi bildiğiniz ve yapabileceğiniz bir şeylerle başlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İnsanları takdir edin:&lt;/span&gt; Karşınızdakini takdir etmeniz, onu mutlu eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İnsanları dinleyin&lt;/span&gt;: Nefesinizi tutun, içinde bulunduğunuz kriz nedeniyle oluşmak üzere olan panik atağınızın geçmesini bekleyin ve karşınızdakini dinleyin.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-4599096361923022161?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/4599096361923022161/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=4599096361923022161&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/4599096361923022161'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/4599096361923022161'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2007/01/dzenlencek_26.html' title='Her çalışan kendisi için çalışmalıdır.'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-3532087429906738374</id><published>2007-01-26T16:41:00.000+02:00</published><updated>2007-03-17T13:31:29.887+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntı'/><title type='text'>Hayatınımızı kolaylaştıracak uygulamalar</title><content type='html'>Hayatınımızı kolaylaştıracak; üretkenliğimizi arttıracak uygulamalardan bir kaçı:&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;a href="http://www.volkanozcelik.com/donkisot/2006/06/gn-45-tam-iki-dakika.html"&gt;Tam iki dakika uygulaması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;a href="http://www.volkanozcelik.com/donkisot/2006/04/gn-12-organize-iler-bunlar.html"&gt;basecamp, freemind, timetracker gibi onlarca uygulama&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-3532087429906738374?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/3532087429906738374/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=3532087429906738374&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/3532087429906738374'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/3532087429906738374'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2007/01/dzenlenecekk.html' title='Hayatınımızı kolaylaştıracak uygulamalar'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-1562479018163952629</id><published>2007-01-26T16:35:00.000+02:00</published><updated>2007-03-17T13:28:05.515+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntı'/><title type='text'>Dinlendirici bir çalışma ortamınız olsun</title><content type='html'>&lt;div class="post-body"&gt;Herkesin ideal çalışma ortamı farklıdır. Fakat çalışma ortamınızla ilgili ufak değişiklikler &lt;a href="http://www.volkanozcelik.com/donkisot/2006/07/gn-71-iinizde-mutlu-olmak-ve-zengin.html"&gt;işinizi severek yapmanız&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://www.volkanozcelik.com/donkisot/2006/07/gn-72-i-hayatnda-mutluluk.html"&gt;verimliliğinizin artması&lt;/a&gt; yönünde büyük adımlar olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer doğru olduğunu hissediyorsanız; doğrudur. Beklemeyin uygulayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 102, 0);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Çalıştığınız ortamın sizin için ilgi çekici olmasını sağlayın&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Profesyonel bir çalışma ortamının steril bej ve gri tonları ile bezenmiş bir oda olmasına gerek yok. Hayatınızın büyük bir kısmını çalışma ortamınızda geçiriyorsunuz; biraz göze hitap eden şeyler de koymanız gerekmez mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Fazlalıkları temizleyin&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Çalışma ortamınızın ferah bir kokusu olsun&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Çalışma ortamında farklı kokular üretkenliği ölçülebilir şekilde etkiliyor.  Limon ve lavanta kokusunun üretkenlik üzerinde olumlu etkisi var.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Çalışma sandalyesi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Klima&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Çalışma ortamınızı kişiselleştirin&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Sizi kimsenin bölemeyeceği zaman aralıkları belirleyin&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-1562479018163952629?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/1562479018163952629/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=1562479018163952629&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/1562479018163952629'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/1562479018163952629'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2007/01/dzenlencek.html' title='Dinlendirici bir çalışma ortamınız olsun'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-7084433794855636103</id><published>2007-01-26T16:24:00.000+02:00</published><updated>2007-02-03T12:21:59.836+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntı'/><title type='text'>Kim, neye ne zaman inanır?</title><content type='html'>&lt;ul&gt;&lt;li&gt;İnsanlar sizin onlara kuru kuruya söylediğiniz hiçbir şeye &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;asla inanmazlar&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;İnsanlar onlara gözlerinin içine sokarcasına gösterdiğiniz şeyere &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;nadiren inanırlar&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;İnsanlar arkadaşlarının kendilerine söylediklerine &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;çoğunlukla inanırlar&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;İnsanlar kendi kendilerine söyleyip durdukları her şeye &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;her zaman inanırlar.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-7084433794855636103?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.volkanozcelik.com/donkisot/2006_10_01_archive.html' title='Kim, neye ne zaman inanır?'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/7084433794855636103/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=7084433794855636103&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/7084433794855636103'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/7084433794855636103'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2007/01/kim-neye-ne-zaman-inanr.html' title='Kim, neye ne zaman inanır?'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-768354915268053726</id><published>2007-01-26T16:12:00.000+02:00</published><updated>2007-02-03T11:13:55.347+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntı'/><title type='text'>Entropi</title><content type='html'>Termodinamik okuyanlar bilir:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Evrende maksimum düzensizlik ve minimum enerjiye olan eğilim birbirini zıt yönde destekler.&lt;/blockquote&gt;Yani siz bir sistemi ne kadar düzenlemeye çalışırsanız; sistem en az sizin çabanız kadar (ve muhtemelen çok daha fazla) düzensizliğini arttıracaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum fizikte, ısı dinamiğinde, akışkanların davranışlarında böyle olduğu gibi güncel hayatınızda; projelerinizde; sosyal çevrenizde; uluslar arası ilişkilerde de aynen geçerlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz ne kadar "&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;düzenli&lt;/span&gt;" olmaya çalışırsanız çalışın; bir yerleri ne kadar derleyip toplamaya gayret ederseniz edin; farkında olmadan bambaşka bir yerde çok daha yoğun bir &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;düzensizlik &lt;/span&gt;oluşturacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyelim bir proje üzerinde çalışıyorsunuz. Projenin gelişimi esnasında yapılacaklar listenizin devamlı olarak şişkinleştiğini; önemli kilometre taşlarını ertelediğinizi; yani sürekli vites küçülttüğünüzü fark edeceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin, diyelim birkaç hafta içinde altı aydır geliştirip durduğumuz ürünümüzü hizmete açıyoruz. Yani önümüzde önemli bir kilometretaşı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak kimse bu kilometre taşının farkında değil:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakıyoruz ki ortalıkta lanse edilmeye hazır olgun bir ürünümüz yok. Neyseki kalite kontrol ve testten sorumlu ekip arkadaşlarımız işlerini iyi yapmışlar ve yüzlerce yapılacak işimiz (ya da yazılım projeleri için: megabaytlar dolusu bir bug veritabanımız) var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötü haber ise; ekibinizde kimse bu bug (hata) veritabanına aylardır elini bile sürmemiş. Ve siz birkaç gün içerisinde ürününüzü lanse etmekten bahsediyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Girişimci olarak bir karar almanız gerekirse&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Gerekirse sabah akşam çalışılacak; ama bu veri tabanındaki tüm hataları ayıklamış olacağız!&lt;/blockquote&gt;diyerek bir savaş açabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak altı aylık birikmiş bir hata yığınını elinizde bir tabur yazılımcı olsa yine de birkaç haftada ayıklayamazsınız. Ve işin ilginci siz bu hataları ayıkladıkça sağdan soldan yeni yeni hatalar mantar gibi türeyecektir (tecrübeyle sabit).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani kazanan her zaman &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;entropi&lt;/span&gt; olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bug'lara teker teker savaş açmak mı?&lt;br /&gt;Tamam, açalım. Elimizde kayıtlı 352 bug var.  Bir o kadar da kayıt dışı olanı var bu böcüklerin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyelim ki mucizevi bir şekilde her hatayı ortalama 15 dakikada çözdük. Tam tamına &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;88 adam x saatlik&lt;/span&gt; bir iş gücü demektir bu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hiçbir hata 15 dakikada ayıklanamaz&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunların yanısıra, yöneteceğiniz insanlar, yapacağınız diğer işler varsa ve son birkaç haftasonunuzu tam kapasite bu hata ayıklama savaşına verdiyseniz ve yine de pek bir değişiklik yoksa; bir şeylerin yanlış gittiğini fark edeceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazılım hataları işin sadece bir yüzü.  Bir de bu hata ve değişikliklerin yansımaları var:&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Pazarlama dokümanlarınız güncelliğini kaybetmiş; güncellemeniz gerekli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Kullanıcı arayüzünüz değişmiş; bu değişikliğin yardım sayfalarına, sık sorulan sorulara; ürün tanıtımına ve diğer pazarlama materyaline yansıtılması gerekli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Test senaryolarınız tarih öncesinden kalma. Güncellenmeleri ve lansman öncesi yeniden test yapılması gerekli.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;Ve elinizde tek güvenilir kaynağınız: "hata veritabanı"nız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat; 352 bug ve 88 adam*saatlik iş mi? Durun bir dakika. Daha lanse edecek bir ürünüm var benim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylesi bir felaket senaryosu karşısında soruna analitik olarak yaklaşmazsanız dağ gibi büyüyen sorunlarla baş başa bulursunuz kendinizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyleyse bir süreliğine katı ve kuralcı yönetici kimliğimizi bir kenarı bırakalım ve farklı bir şapka takalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0); font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;352 x (15 dakika) = "imkânsız"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu (hayli makul ve iyimser) tahmin bile korku ve endişeden insanın kanını dondurmaya yetiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kez bu korkuyu üzerinden attı mı, mantıklı düşünebiliyor insan:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Peki o zaman ne yapmalı?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim önerim: &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hemen başlayın!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Fakat, daha test etmediğim yüzlerce senaryo var.&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;Boşverin. Genel bir test yapın. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hemen şimdi&lt;/span&gt;. Ve başlayın.&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Dur, dur, dur... Dinle. Ürün detayları dosyası (spec) henüz tamamlanmış değil. Hem yarın sabah dokuzda....&lt;/blockquote&gt;Sus! Sessiz... Otuz sayfa da yazsan bir paragraf da yazsan nasıl olsa senden başkası okumayacak. O zaman özet bir paragraf yaz ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hemen başla&lt;/span&gt;!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yapılacaklar listeniz olabilir. Sizce bu listedeki maddeler "bir gün elbet" yapılacağı için mi ordalar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kesinlikle hayır&lt;/span&gt;!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılacaklar listeniz sizin aslında "&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;erteleme&lt;/span&gt;" listenizdir. Yapacağınız işi yapılacaklar listenize koyup, kendinize içinizden geldiğince erteleme hakkını veriyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer varsa böyle bir listeniz bir göz gezdirin bakalım:&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Kaç tane maddeyi ne zaman eklediğinizi bile unuttunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Kaç tane maddenin nasıl yapılacağı konusunda en ufak bir fikriniz bile yok?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Kaç maddenin aslında yapılıp yapılmadığını bile bilmiyorsunuz?&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;Başlamadığınız sürece hiçbir şey olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce imkansızlıkları inceleyelim. Bu yazıya konu olabilecek iki tür imkansızlık var:&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Ya yapacağınız işin boyutu öylesine büyüktür ki fazla bir zihinsel efor gerektirmese bile verilen zamanda yapılamsı olanaksızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Ya da yapacağınız iş karmaşıktır; yoğun bir analiz gerektirir ve verilen zamanda yapılması imkansızdır.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;Yapmanız gereken iş, sıkıcı ve çok da olsa beyninizi parçalayacak kadar zor da olsa yapmanız gereken tek bir şey var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Başlamak&lt;/span&gt;!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mudur yani? Bu kadarcık mı önerin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, budur. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Başlayın&lt;/span&gt;. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ertelemeyin&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;beklemeyin&lt;/span&gt;, bahane üretmeyin, hemen ve şimdi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;başlayın&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkna olmadınız mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu yapılacaklar listenize bir daha dönün.&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Kaç tane "acil" ve "son derece önemli" olarak işaretlediğiniz görev üç aydır orada?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Peki altı aylık acil ve önemli görevler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Ya bir yıldır orada duranlar?&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;Can sıkıcı değil mi?&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;İyi de başlasam bile nasıl bitireceğim ki...&lt;/blockquote&gt;Kendinizi eleştirmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Listenin en tepesindeki hatayı okumakla başlayın. Geride kaç tane hata kaldığını düşünmeyin bile. Ve bu hatayı düzeltmekle başlayın işe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakın ilerler gibi oldunuz. Bir iki hata daha ayıklayın. Sanki biraz ivme kazandınız değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bu durum kendinize olan güveninizi tazeledi:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İlerleme + İvme = Güven&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;&lt;br /&gt;Arada farklı şeyler de yapın&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İster bitmez bir can sıkıcı işler listeniz olsun; isterse beyninizin fosfor ve oksijen gereksinimini üçe katlayan karmaşık bir problem; zihninizin tıkandığı, yaptığınız işin gerçekten size olanaksız geleceği anlar olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman; başka bir işle uğraşın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi alanımdan örnek verirsem:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veritabanı kodlarken kritik bir noktada kitlendiniz ve nereye gideceğinizi kestiremiyor musunuz? O zaman kullanıcı arayüzü ile uğraşın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kullanıcının arayüzle en kolay nasıl etkileşeceğini bulmakta sorun mu yaşıyorsunuz? O zaman yarım bıraktığınız "arama motoru" özelliğinin nasıl daha hızlı ve verimli çalışacağını bulmaya çalışın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kod yazmaktan ve tasarım yapmaktan sıkıldınız mı? O zaman pazarlama planlarını güncelleyin; yardım dosyalarını elden geçirin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle takıldığınız/sıkıldığınız noktada odağınızı değiştirmek beyninize oynaması için yepyeni bir oyuncak vermek demektir. Ve beyin yeni zorluklara / yeni haberlere / yeni eğlencelere; kısacası yeni her türlü bilgiye bayılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha da önemlisi; siz uğraştığınız zorlu problemi bir kenarı bıraktığınızı düşünseniz de beyniniz arka planda bu olanaksız sorunu çözmek için çabalar durur. Onun için çoğu zaman ilham uyurken, duş alırken, gezinirken... yani beklenmedik anlarda insanın karşısına çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyniniz üzerinde çalıştığınız sorunun ne kadar önemli olduğunu bilir ve bir çözüm bulana kadar bu sorunun üzerinde çalışmaya devam eder. Ve gereken çözümü bulur da. Siz kapasitenize ve gücünüze inanın yeter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Entropi her zaman kazanır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatı bazen kendimi ve yaşayışımı parça parça düzenlemek için kurulmuş bir "yapılacak işler" dizisi olarak görüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütüne bakıldığında, fark edilecek olan,  bu görevler dizisinin yapılması olanaksız ve çok yoğun çaba gerektirecek olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin gerçeği; dünya takip edebileceğinizden çok daha hızlı bir ivme ile değişiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-768354915268053726?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.volkanozcelik.com/donkisot/2006_11_01_archive.html' title='Entropi'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/768354915268053726/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=768354915268053726&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/768354915268053726'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/768354915268053726'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2007/01/imdi-baladk.html' title='Entropi'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-2453058567727448209</id><published>2007-01-26T15:51:00.000+02:00</published><updated>2007-02-03T11:14:43.494+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntı'/><title type='text'>Web dersleri</title><content type='html'>Alıntılar web ciler için&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(&lt;a href="http://www.cember.net/"&gt;cember.net&lt;/a&gt;'ten &lt;a href="http://www.cember.net/pr/halil_ozgur"&gt;Halil Özgür&lt;/a&gt; Bey'in katkılarıyla)&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;a target="_new" class="loginLink" href="http://www.webdersleri.com/"&gt;http:­/­/www­.webdersleri­.com&lt;/a&gt; - Türkçe&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;a target="_new" class="loginLink" href="http://www.webdesignfromscratch.com/"&gt;http:­/­/www­.webdesignfromscratch­.com­/&lt;/a&gt; - Sıfırdan başlatan bu siteden daha pek çok bağlantıya ulaşarak ufkunuz açılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;a target="_new" class="loginLink" href="http://www.stylegala.com/"&gt;http:­/­/www­.stylegala­.com­/&lt;/a&gt; - Web design &amp; standards, pek çok siteden oluşan galeri, incelemeler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;a target="_new" class="loginLink" href="http://www.alistapart.com/"&gt;http:­/­/www­.alistapart­.com­/&lt;/a&gt; - Hoş yazılar var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;a target="_new" class="loginLink" href="http://www.designmeltdown.com/"&gt;http:­/­/www­.designmeltdown­.com­/&lt;/a&gt; - Anasayfa boş görünebilir, soldaki listeden tıklamaya başlayın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;a target="_new" class="loginLink" href="http://www.andybudd.com/links/"&gt;http:­/­/www­.andybudd­.com­/links­/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;a target="_new" class="loginLink" href="http://www.andybudd.com/links/well_designed_css_sites/index.php"&gt;http:­/­/www­.andybudd­.com­/links­/well_designed_css_sites­/index­.php&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul style="font-weight: bold;"&gt;&lt;li&gt;Renk teorisi; renklerin kullanımı ve etkileri: &lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; "Color Matters"&lt;br /&gt;&lt;a target="_new" class="loginLink" href="http://www.colormatters.com/colortheory.html"&gt;http:­/­/www­.colormatters­.com­/colortheory­.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Color Worqx"&lt;br /&gt;&lt;a target="_new" class="loginLink" href="http://www.worqx.com/color/"&gt;http:­/­/www­.worqx­.com­/color­/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul style="font-weight: bold;"&gt;&lt;li&gt;Her konuda genel başlangıç: &lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; "W3CShools"&lt;br /&gt;&lt;a target="_new" class="loginLink" href="http://www.w3schools.com/"&gt;http:­/­/www­.w3schools­.com­/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"Standardlar Erişilebilirlik"&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;a target="_new" class="loginLink" href="http://www.w3.org/"&gt;http:­/­/www­.w3­.org­/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a target="_new" class="loginLink" href="http://www.w3.org/WAI/"&gt;http:­/­/www­.w3­.org­/WAI­/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"CSS" &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;a target="_new" class="loginLink" href="http://www.csszengarden.com/"&gt;http:­/­/www­.csszengarden­.com­/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a target="_new" class="loginLink" href="http://www.positioniseverything.net/"&gt;http:­/­/www­.positioniseverything­.net­/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"Kullanıcı Taraflı Betik (client-side scripting)" &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;a target="_new" class="loginLink" href="http://onlinetools.org/articles/unobtrusivejavascript/"&gt;http:­/­/onlinetools­.org­/articles­/unobtrusivejavascript­/&lt;/a&gt; (alışkanlıklarınızı değiştirin)&lt;br /&gt;&lt;a target="_new" class="loginLink" href="http://www.quirksmode.org/"&gt;http:­/­/www­.quirksmode­.org­/&lt;/a&gt;  (çapraz-tarayıcı uyumlu kodlama için harika bir referans)&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Genel Referans: &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; "Zeldman.com"&lt;br /&gt;&lt;a target="_new" class="loginLink" href="http://www.zeldman.com/"&gt;http:­/­/www­.zeldman­.com­/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Man in blue"&lt;br /&gt;&lt;a target="_new" class="loginLink" href="http://www.themaninblue.com/"&gt;http:­/­/www­.themaninblue­.com­/&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-2453058567727448209?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.volkanozcelik.com/donkisot/index.html' title='Web dersleri'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/2453058567727448209/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=2453058567727448209&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/2453058567727448209'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/2453058567727448209'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2007/01/web-dersleri.html' title='Web dersleri'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-7661044119606946801</id><published>2006-12-13T09:50:00.000+02:00</published><updated>2006-12-13T09:57:36.417+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilginç'/><title type='text'>Çarpma işleminin Somut versiyonu</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.glumbert.com/media/multiply"target="_blank"&gt;Çarpma işleminin Somut versiyonu&lt;/a&gt;Yatay çizgilerle çarpma işleminin somut göstergesi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Peki sıfır varsa ne yapmalı? Sıfır var ise, yok kabul edilir  sıfırın sırası geldiğinde yerine bişey çizilmez ve aynen devam edilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-7661044119606946801?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.glumbert.com/media/multiply' title='Çarpma işleminin Somut versiyonu'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/7661044119606946801/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=7661044119606946801&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/7661044119606946801'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/7661044119606946801'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2006/12/arpma-ileminin-somut-versiyonu.html' title='Çarpma işleminin Somut versiyonu'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-185321735735310787</id><published>2006-12-02T12:38:00.000+02:00</published><updated>2006-12-02T13:33:29.850+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bence'/><title type='text'>Oyun teorisi</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_rP-FiH3XYfk/RXFbVawsKXI/AAAAAAAAAAU/_J7MYWWDmTQ/s1600-h/oyun+teorisi.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5003881084504254834" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_rP-FiH3XYfk/RXFbVawsKXI/AAAAAAAAAAU/_J7MYWWDmTQ/s320/oyun+teorisi.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;İşte; Oyun teorisi , Bulanık mantık, Nash dengesi, Kelebek etkisi ve hayatı anlatan bir çizgi-resim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aynı verileri girip, aynı sonucu alama manın resmi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Burda yükseklik bir fonksiyon oluşturur. Bu fonksiyonun değişkenleri: Diğerlerinin konumlarıdır. Örneğin Sarı daire yukardadır ama, bağlı bulunduğu kaldıraç aşağıda olduğu için (X1 Sarı kürenin yerden yüksekliği değerinde olsun) bağıl olarak aşağıdadır. Bir ikinci konumda Kendisi aşağıda olmasına rağmen diğerlerinin dengeye geldiği bir anda X2 konumunda - yukarıda olabilir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tıpkı; ilk zamanlarda sadece sıfır hariç doğal sayılar bilinip , onların kullanılması gibi hayat sürekli geliştirilmekte. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;*önce sıfır bulundu, sonra eksili rakamlar. Sonra kesirli sayılar ve rasyonel sayılar. 0 biliniyordu ve bir . İkisinin arasında ki sayılar bilinmezken rasyonel -irrasyonel , reel sayıların bulunması pek müthişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Sonra komplex sayılar bulundu. Komplex sayılar bulunana kadar bilinen sayılar nasıldı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tek boyutluydu. Yani bir sayı doğrusu üzerindeki sonsuz-sonlu sayılar kümesi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Komplex sayıların bulunuşuyla , Sayı bilgimiz iki boyuta çıktı. Tıpkı trenin tek boyut olan rayların üzerinden çıkıp düz ovada gitmesi gibi.&lt;/p&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_rP-FiH3XYfk/RXFd_6wsKYI/AAAAAAAAAAc/CbL4xqGxdo0/s1600-h/2.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5003884013671950722" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_rP-FiH3XYfk/RXFd_6wsKYI/AAAAAAAAAAc/CbL4xqGxdo0/s320/2.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Şimdi üç boyutlu sayılar? Mekan belirtirken kullanıyoruz ama sayısal anlamda kullanılıp - kullanılmadığını bilmiyorum.&lt;br /&gt;Ondan sonra dört boyutlu sayılar. Teknik olarak zaman dördüncü boyut olarak bilinir. x-y-z konumunu bildirdi. t : zaman hangi vakitte o konumda olduğunu bildirir. Merak ettiğim cebirde böyle bir sayı olacakmı. Ve bundan sonra başka bir boyut olduğu düşünülecek mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk resmin tahlilinde wikipediden &lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Nash_dengesi"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Nash dengesini&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; ,&lt;/span&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;ve&lt;/span&gt; &lt;a href="http://www.oyunteorisi.com/"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;oyun teorisini &lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;okumanızı önerdikten sonra Kaldıracın sağ kolunda en uçlarındaki bir kürenin ağırlığı değiştirilse nasılda sol koldaki ve en uçtaki kürenin konumunu değiştiriyorsa buradanda Kelebek etkisini görebilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;Kaldıraçların konumu ne tam yukarı ne tam aşağı olmadığından (bu bahsettiğim kaldıraç konumu) ve yere göre konumu değiştiğinden burada da &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/BulanÄ±k_mantÄ±k"&gt;bulanık mantığın&lt;/a&gt; izlerini görebilirsiniz.&lt;br /&gt;İş bununlada bitmiyor. Kaldıraçların Kendilerini tam ortadan tutturduğumuzu var saydık. Eğer kendini ayarlayabilseydi denge için destek konumunu değiştirdiğimizi ve bunun içine birde zamanı ekleseydik sanırım , biraz daha hayatı anlatırdı (modelleme bakımından)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-185321735735310787?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/185321735735310787/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=185321735735310787&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/185321735735310787'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/185321735735310787'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2006/12/oyun-teorisi.html' title='Oyun teorisi'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_rP-FiH3XYfk/RXFbVawsKXI/AAAAAAAAAAU/_J7MYWWDmTQ/s72-c/oyun+teorisi.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-6183729242259736457</id><published>2006-11-20T11:35:00.000+02:00</published><updated>2006-11-20T11:46:05.767+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel gelişim'/><title type='text'>Pozitif düşünmek</title><content type='html'>&lt;span style="FONT-FAMILY: verdana"&gt;*Fırsatlar hep meşgul olduğumuzda karşımıza çıkar.... John Lennon&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: verdana"&gt;* Kimlik kartımızı oluştururken iyi düşünmeli, net olmalıyız zira kimlik kartımız, hayattaki duruşumuzu belirliyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: verdana"&gt;* CALM&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: verdana"&gt;C Change It          Ya değiştireceksiniz,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: verdana"&gt;A Accept It           Ya kabul edeceksiniz,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: verdana"&gt;L Leave It            Ya bırakıp gideceksiniz,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: verdana"&gt;M Manage It         Yada onu yöneteceksiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: verdana"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: verdana"&gt;* Değiştirebileceğimiz tekşey kendimiziz, başkalarına ancak örnek olabiliriz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: verdana"&gt;* Pozitif yaşamın temel noktalarından biri, kişisel sorumlulukları bilmektir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: verdana"&gt;*Yöneticiler günde 8 ila 10 bin arasında karar alıyorlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: verdana"&gt;*Esneklik = Alternatif Sahibi olmak.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: verdana"&gt;*Oyuncak/serüven amaçları belirlemek önemlidir, çoğumuz bunları gözden kaçırıyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: verdana"&gt;*Bazı küçük savaşları, büyük zaferler için feda etmek gerekir,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: verdana"&gt;*Bir şeye adanmak ile ilgi duymak arasında çok fark var; bir amaca ulaşmak içine dalmak gerekir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: verdana"&gt;* Hayatta ki amaçlarımıza ulaşmamızda bizi engelleyen şeylerin başında alışkanlıklarmız geliyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: verdana"&gt;*İnsanları çoğunlukla alışkanlıkları yönetir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: verdana"&gt;*Geleceği tahmin etmenin en iyi yolu onu yapmaktır. P.Ducker&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: verdana"&gt;*Kendimiz için SWOT analizi .&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: verdana"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: verdana"&gt;*Pozitif düşünme, korkularınız yoksa işe yarar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: verdana"&gt;*Tutkularınızı keşfetmek,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: verdana"&gt;*Connection=Collection&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: verdana"&gt;*Ne kadar çok hayatla bağlantınız varsa okadar çok toplarsınız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: verdana"&gt;* Bizim için sadece zor olan vardır.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-6183729242259736457?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/6183729242259736457/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=6183729242259736457&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/6183729242259736457'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/6183729242259736457'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2006/11/pozitif-dnmek.html' title='Pozitif düşünmek'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-8495280018533239664</id><published>2006-11-18T11:14:00.000+02:00</published><updated>2006-12-29T16:56:11.193+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel gelişim'/><title type='text'>Toyota Kanban Modeli</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Toyota Holding’in otomotiv üretim şirketinde üretim kapasitesini arttırmak için yaptığı değişiklikleri ve geleneksel üretim sistemlerinde depolama ve israfı önlemek için denenen ve başarılı olan KANBAN adı verilen üretim sistemi anlatılıyor.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Toyota Holding’in ana damarı olan Toyota otomotiv şirketi, bir çok değişik taslak çalışmalarla üretimi arttırmıştır. Teori olarak düşündükleri bir üretim şeklide tamamen robotların montaj yaptığı bir fabrika kurmaktır. Bu robotların üretim yaptığı fabrikada hiç bir insan gücü olmaması ve kapkaranlık bir ortamda 24 saat robotların montaj yapması hedeflenmiş, daha sonra verdikleri kararda, insan işçiliğini tamamen terketmenin doğru olmadığı bir üretim şekli olduğuna karar vermişlerdir. Ayrıca bütün robotların yapacağı ilk maliyet ve robotların bakım masrafı için harcanan paranın ekonomik olmadığına karar vermişlerdir.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Yazarın kitapta tekrar tekrar vurguladığı da üretimi artırmak için yapılacak şeyin yeni yatırımdan ziyade varolan sistemi düzeltmeye çalışmaktır. Sisteme yapılacak yeni yatırımın ise israf olacağını ve bunun üretime fayda etmeyeceğini aktarmaktadır. Yeni sistem arayışları yerine elde varolan sistemi geliştirmenin daha doğru olduğu savunulmuştur. Varolan üretim sisteminde israf olan etaplarda israfları önleyerek iyi bir üretim yapılacağı söyleniyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;KANBAN üretim sistemi aynı zamanda bir kart üretim sistemidir. Bu sistem stoklama ve ekstra üretim yapılmasını engellemektedir. Üretim tamamen tüketime dayalıdır. Ne kadar araç satılırsa o kadar araç üretilir. Tüketilen mal sayısı direkt olarak bilgisayara işlendiği için yapılacak üretim sayısıda belli olur ve böylece stoklamaya (warehousing) gerek kalmaz. Stoklamaya ayrılan zaman, maliyet ve işçiliği israf olarak kabul edersek israf tamamen ortadan kalkmış olur. KANBAN kart sistemi çalışan personelin hazırladığı kartlarla yapacağı işlerin safhalarını gösterir. Bu kartlarla işçi bir sonraki safhayı bilir ve aynı zamanda kontrol eden de işçilerin hangi safhalarda olduğunu rahatlıkla görebilir. Böylece üretimi aksatan bir personel veya departman varsa kolaylıkla anlaşılabilir.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-8495280018533239664?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/8495280018533239664/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=8495280018533239664&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/8495280018533239664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/8495280018533239664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2006/11/toyota-kanban-modeli.html' title='Toyota Kanban Modeli'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-5468623240338716208</id><published>2006-11-18T11:12:00.000+02:00</published><updated>2006-12-29T16:57:07.910+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel gelişim'/><title type='text'>Süper Öğrenme</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;Son yıllarda yapılan bir çok araştırma; insan beyninin müthiş bir potansiyele sahip olduğunu, aklın yapıcılık kapasitesinin sonsuz olabileceğini, bilinçli komutlarla beyin merkezimizin geliştirilebileceğini ve düşleyemediğimiz güçlerimizi kullanabileceğimizi ortaya koymuştur.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bilim adamları insanların içinde yaşadığı kozayı kırdığını, içindeki potansiyeli fark ettiğini, bu potansiyeli çeşitli metotları uygulayarak, öğrenme sistemlerinin geliştirilebileceğini, çeşitli deneylerle kanıtlamışlardır. Bütün bu araştırmaların temelinde insanın mantıklı bir zekaya, bedene ve yapıcı zekaya sahip olduğu ilkesi diğer bir deyişle bedenin sağ ve sol beyinle uyum içinde kullanılması ilkesidir yatmaktadır. Düşünme süreci konusundaki karmaşık araştırmalar, sağ ve sol beynin uyumu kavramına yönelmiştir. Teoriye göre beynimizin sol tarafı, mantıklı, akıllı, analitik düşünür. Beynimizin sağ tarafıysa, iç güdü, yapıcılık ve düş gücüyle ilgilenir. Teoriler, sol beynin, bedenin ve sağ beynin birbirlerine karşı çalışmalarına ve yeteneklerinizi kısıtlamalarına engel olarak, bu üç faktörü birlikte çalıştırarak süper öğrenmeyi ortaya çıkarır. Süper öğrenme teknikleri uygulanırken, insanlardaki mevcut bazı olumsuz kanıları örneğin; korkuları, suçluluk duygusunu, kendini küçük görme ve sınırlı yetenekleri ortadan kaldırmaya yönelik programlar da birlikte uygulanmaktadır. Kendimizi engellediğimiz bir çok duvarı yıkıp, engellenmemiş kişiliğimizi ortaya çıkarır. Süper öğrenme size yeni bir şey vermez, zaten sahip olduğunuzu yani kendinizi ortaya çıkarır. Eğitimciler buna" engellenmemiş, kendini merkeze koyan ve ışık saçan kişilik ” diye tanımlarlar. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;1960’lı yıllardan sonra özellikle Bulgar ve Rus bilim adamları insanların öğrenme yeteneklerini ve bellek gücünü arttırma üzerine çalışmalar yapmaya başlarlar. Bulgarlar 1960 yılında Sofya’da Dr. Lozanov yönetiminde Öneribilim Enstitüsünde çalışmalarını hızlandırırlar. Araştırmacılar beyin kapasitemizin yüzde onunun kullanıldığını, geri kalan yüzde doksanının harekete geçirilmesinin öğrenilmesi gerektiğini vurgulanmaktadır. Dr. Lozanov Öneribilim Sistemi adını verdiği öğrenme sistemi ile insanların akıl ve bedenlerinin kapalı noktalarına erişmeyi, beynin sağ ve sol kısımlarının bir orkestra gibi uyum içinde çalışıp, insanların yapmak istediklerini daha iyi yapmalarını sağlamaktadır.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Öğrenmeyi elli misli hızlandıran sistemde; temel eğitimde, ilk başlayan programlarda, yeni bir iş öğrenmede ve kişinin yeteneklerini genişletmede inanılmaz sonuçlar elde etmiştir. Araştırmalar sonucunda beynin engellemeden, rahatsız edilmeden çalışması durumunda her türlü bilgiyi sünger gibi emdiğini, beynimizin bilgileri kayıt makinesi gibi kayıt ettiğini tespit etmişlerdir. Öneribilim yönteminde müzikle birlikte yabancı dil öğrenimi uygulanmış iki saatlik bir seansta 120-150 kelimenin çoğunun okunup-yazılmasını ve gramer kurallarını da zahmetsizce öğrenmişlerdir. Gayret göstermeden hiçbir şey öğrenemeyeceklerini düşünmelerine rağmen, birkaç hafta içinde daha önce tek kelime bilmedikleri yabancı dili su gibi öğrenmişlerdir.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Öneribilim Enstitüsü, eğitimciler, doktorlar ve mühendislerin birlikte çalışmaları ile hızlı öğrenme ve süper belleği nelerin harekete geçirdiğini anlamaya çalışırlar. Bu kurstan mezun olanlar sık sık merkeze çağrılıp çeşitli sınavlara tabi tutulmuş,böylece öğrenciler hızlı öğrenmenin yanında öğrendiklerini de unutmamışlardır. Dr. Lozanov’un; aklın kapalı kapılarını açarak süper belleği geliştirmek ve hızlı öğrenimi sağlamak için kullandığı müzikli hatırlama yöntemi üzerinden epey bir zaman geçmiştir. Bugün bu sistem diğer ülkelerde de kullanılmaktadır.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;-Süper öğrenme ile ilgili çalışmalarda bazı psikolojik engellerin öğrenmeyi engellediği ortaya çıkmış bunlar genelde şu başlıklar altında toplanmıştır;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;-Eleştirici/Mantıksal Engel: Kişinin başkaları başarır, ama ben asla şeklindeki yorumları.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;-Sezgisel/Duyusal Engel: Daha önceki deneyimlerin, beceriksizliklerin güvenini sarsması, gelecekteki hayatını da etkiler.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;-Etik/Ahlaksal Engel: İnsanların çoğu öğrenmenin zorlu, sıkıntılı ve ağır bir iş olduğuna şartlanmışlardır.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Süper Öğrenme Nasıl Gerçekleşir.? :&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Potansiyelinizi yükseltmek ve kendinizi iyi hissetmek için çeşitli teknikler yüzlerce araştırma sonucu ortaya konulmuştur. Bunlar kısaca;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;(a) Rahatlama Egzersizi :&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bu tip egzersizler sadece beden gerginliğini gidermek için değil, bilinç altıyla bağlantı kurulmanın da ilk adımlarıdır. Kas gerginliklerini gidermek vücudun gevşemesi insanların yorgunluktan kurtulup, canlı, faal ve iyi bir konsantrasyon için de ilk adımdır.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;(b) Psikolojik Gevşeme :&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Fiziksel gerginlik ve gevşeme gibi beden hareketlerinin yerine, hayal gücüyle gevşemede bir diğer gevşeme yöntemidir.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;(c) Öğrenmenin Ve Hatırlamanın Zevki:&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Kişi; kendi kendisine“kolay öğrenirim, mükemmel hatırlarım” demekle, öğrenmeyi ve hatırlamayı harekete geçiremez. Aklın derinlikleriyle, bilinç altıyla iletişim kurarken mesajları iletmeye yardımcı olan duygulardır. Başarılı bir deneyim sonunda hissedilen zafer duygusu, keyif hatırlanırsa öğrenme sürecinde daha hızlı bir etkileşim ortaya çıkar.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;(d) Tempolu Nefes Alma:&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bu egzersizde ise ritimle nefes almayı öğrenme ve nefes kontrolüyle beden ve akıl ritimlerini yavaşlatma için kullanılır. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Dr. Lozanov’un Öneribilim Enstitüsünce geliştirilen süper öğrenme teknikleri 1976 yılından beri Bulgaristan’da 17 devlet okulunda- Lozanov’un yöntemiyle- ders işleme şeklinde uygulanmaktadır. Bu okullara devam eden çocukların her birinin dahi olduğunu düşünün. Bu tür bir öğrenim sistemi ile hasta çocuklar, ağır öğrenen çocuklar bile istenen standartta ulaştırılabilir.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bütün bu gelişmeler askeri kesiminde gözünden kaçmamış, Askeri Akademilerden bu tekniği incelemek üzere çok sayıda kişinin geldiği de tespit edilmiştir. Ordu hızlı öğrenmeyi, sadece okuması yazması olmayan acemi erlere değil, aynı zamanda modern askeri silahların nasıl çalışacağını gösteren teknik bilgileri öğrenmesi gereken personele de uygulamak istemektedir. 1977 yılından sonra bu teknikler Bulgaristan ve Rusya tarafından uygulanmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Batı dünyası bu gelişmeleri yakından takip etmiş, kendi ülkelerine taşıyarak, eğitim sistemlerinde uygulayarak öğrenme performanslarını çok üst seviyeye çıkarmışlardır. Batılılar süper öğrenme, süper bellek sistemini ilk kez duydukları zaman sistemi rahat koltuklara oturup, müzik eşliğinde yabancı dil kasetleri dinleme şeklinde algılamışlar, uygulamaya başladıklarında başarısız olmuşlardır.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Hızlı öğrenmenin iki temel sırrı olan; “Gevşemiş olma ve ritmin eşzamanlı olması” daha sonra anlamışlardır. Bedenin ve aklın uyum içinde çalışması hızlı öğrenmeyi kolaylaştırmıştır. Dr. Lozanov bedenin gevşemesinde çeşitli meditasyon yöntemlerini kullanmış fakat belirli ritimli müziğin belirli bir şeklinin bedeni gevşettiğini gözlemlemiştir. Süper öğrenme seanslarında özel bir müziğin barok bestecileri dediğimiz Bach, Vivaldi, Telemann, Corelli, Handel’in eserlerini günde birkaç dakika dinleyenlerin gerilim ve stresten arındıkları, hatırlama ve fark etme gibi fonksiyonlarının geliştiği ağrılarının yok olduğu tespit edilmiştir. Bütün dünyadaki bilim adamları bu tür müziğin bitkilerin gelişiminde bile olumlu izlerini, yapılan deneyler ile ortaya koymuşlardır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dr.Lozanov;“Tarih ve toplum sürekli bize yeteneklerimiz hakkında bir takım önerilerde bulunuyor ve bu öneriler neler yapabileceğimiz konusunda bizi küçümseyerek sınırlıyor.” diyor. Sınırlamalara inanmak, sınırlı insanlar yapar. Bizi bağlayan engellerin çoğu bilinçsiz önerilerdir. Doğduğumuz andan itibaren çevremizdekilerden nasıl davranmamız gerektiğini ve nasıl olmamız gerektiğini belirten öneriler almaya başlarız. Araştırmacılar “Uçabilirsiniz, ama önce kozanızı kırmanız gerek” diye öneriyorlar. Eğer uçmak istiyorsak, kontrolü ele almalıyız.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-5468623240338716208?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/5468623240338716208/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=5468623240338716208&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/5468623240338716208'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/5468623240338716208'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2006/11/sper-renme.html' title='Süper Öğrenme'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-82013328122976995</id><published>2006-11-18T11:10:00.000+02:00</published><updated>2006-12-29T16:54:41.040+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel gelişim'/><title type='text'>Sorun Çözme Teknikleri</title><content type='html'>&lt;dir&gt;&lt;dir&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;p&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;İnsanlar ve Sorunlar :&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/dir&gt;&lt;/dir&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Yöneticilerin çalışma hayatlarında karşılaştıkları sorunların dışında insanlar gelir. İnsan unsurunu bir şekilde ele almak, başarılı çözümler bulmak yöneticiler için zorunludur. Yöneticiler sorunları çözerlerken başarılı çözümler bulamazlar ise işlerinde başarılı olamazlar başarılı olmak için sistematik bir yöntem kullanıp gerekli becerileri alıştırma yaparak kullanmaları gerekir. Becerileri teker teker pratiğe geçirmek için bir planın yapılması gereği unutulmamalıdır.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;2. DAADİ Modeli : &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Daadi Modeli sorun çözme tekniklerinin temel modelidir. Sorunları etkili bir şekilde çözmek için önerilen en iyi model Daadi Modelidir. Daadi Modeli ile sorunları çözerken belirli aşamalardan geçilmesi gerekir. Bu aşamalar şunlardır ” Dinleme, Araştırma, Amaç Saptama, Destekleme, İzleme “ Daadi modeli Denilmesinin amacı aşamalarının baş harflerinden gelmektedir. Daadi sistematik olma ve geri besleme kriterlerini karşılamaktadır. Model araştırma aşaması sayesinde yöneticiye büyük bir özgürlük tanır. Ve sonrada ortaya çıkabilecek ikincil sorunlarında gerektiği gibi ele alınmasına olanak sağlar. Neden yönetici dinleme sorunlu olan kişinin olaya bakış açısını görebilmek için onu iyi dinlemesi gerekir. İyi dinleme yöneticinin sorunu mümkün olduğunca karşısındaki kişinin bakış açısından anlaması demektir. Sorunlu olan kişi böyle yaptığınızı anladığı zaman alacağı yardımın karşılıklı anlayış temeline dayandığını bilir ve böylece yönetici psikolojik düzeyde araştırma aşamasında başarıya ulaşmış olur. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Dinleme Becerileri :&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Dinlemenin yönetici açısından ne derece önemli olduğundan bahsetmiştik. Dinleyici (Yönetici), sorunu dinlerken dikkat etmesi gereken konular vardır.&lt;/p&gt;&lt;dir&gt;&lt;dir&gt;&lt;p&gt;Dinleyici konuşanın kendini baskı altında hissetmeden, rahatça ifade etmesini&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/dir&gt;&lt;/dir&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;sağlayacak şekilde &lt;u&gt;sessiz&lt;/u&gt; kalmalıdır.&lt;/p&gt;&lt;dir&gt;&lt;dir&gt;&lt;p&gt;Dinleyici karşısındaki kişinin söylediklerini ve duygularını anladığını belirtmek için&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/dir&gt;&lt;/dir&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;sözlerini ara sıra özetlemelidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Dinlemenin en önemli parçalarından biriside sözel olmayan iletişimdir. Yönetici bu&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;konudaki becerilerinide geliştirmelidir. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Neden Araştırma :&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Daadi Modeli sorun çözmek için önerilen en iyi modeldir demiştik. Neden araştırma da bu modelin aşamalarından birisidir. Bu aşamanın amacı ; istenilen değişikliğin gerçekleşmesini sağlayacak amaçlar saptamak üzere sorunun özünü ortaya çıkarmak için durumu incelemektir. Bu aşamada yönetici sorunu olan kişinin durum hakkındaki durum ve davranışları tam olarak anlamasına yarar. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Temel Araştırma Becerileri :&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Araştırma, sürece temel oluşturan altı temel becerinin kullanılmasını gerektirir.Bunlar :&lt;/p&gt;&lt;dir&gt;&lt;dir&gt;&lt;p&gt;Anlayışı geliştirip açıklığa kavuşturacak yapıcı &lt;u&gt;sorular.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/u&gt;&lt;/dir&gt;&lt;/dir&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p&gt;Konuşan kişinin bahsettiği derin anlamları yansıtan yorumlayıcı &lt;u&gt;özetler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/u&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p&gt;Mevcut durumda önem taşıyan &lt;u&gt;duyguların araştırılması.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/u&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p&gt;Sorunu olan kişiye kendini somut olarak ifade etmesi için yardımcı olmanın yolları.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p&gt;Seçilmesi mümkün eylem çizgilerinin sonuçlarının test edilmesi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p&gt;Konuyla ilgili enformasyonun verilmesidir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Başka Araştırma Becerileri :&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Araştırma aşamasında kullanılan becerilerle ilgili birkaç yöntemin, sorunun önemli noktalarını saptamakta yararlı olduğu görülmüştür.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Kalıplar : Ele alınan durumlar yada bunlarla geçmişte yaşanan bazı olaylar arasında&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;ortak bir yön bulunduğu, tarafların dikkatini çeker. Bunun araştırılması, sorunun ortaya çıkmasında bir davranış kalıbının rol oynadığını gösterir.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p&gt;- Varsayımlar : Sorunu olan kişiler hepimiz gibi, yaşam hakkında genel olarak insanlar&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;hakkında ve tek tek kişiler hakkında varsayımlar yaparlar. Bu varsayımların yanı sıra başvuru çerçevesi, tutarsızlıklar, anlamlı unutkanlıklar, anlamlı değinmeler, birden fazla görüşmeler ve pratikte başka araştırma becerilerinin içerisinde yer almıştır. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Araştırma Sentez :&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Araştırma aşaması ilerledikçe konuyla ilgili olgular saptanır ve incelenir. Araştırma aşamasının yapısı hipotez oluşturma süresi etrafında kuruludur. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bu arada tarafların sorun üzerinde bir ekip olarak çalıştıkları işbirliği ortamı kurması gerekir. AMAÇ : bir suçlu bulmak değil sorunu çözmektir. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Amaç Saptamanın İlkeleri :&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;İyi dinleme ve iyi araştırma, bazı yöneticilerin kolay kazanamayacağı ve çoğu ustalaşmak için sürekli pratik gerektiren bir dizi beceri gerektirir. Şunu da unutmamak gerekir. Daadi süreci bir bütündür. Bir örnek vermek gerekirse “ bir zincir, en zayıf halkası kadar kuvvetlidir “ sözü burada en zayıf halkası genellikle amaçların saptanmasıdır. Amaçların saptanması kolay gözüktüğü için bu iş kötü yapılır. Fakat kolay gözüktüğü kadar kolay olmasına karşın bir o kadar da karmaşıktır. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;İşeyarar Amaçlar Seçmek :&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;İşe yarar amaçlar seçmek konusunda en önemli husus somut amaçları belirlemektir. Somut amaçlarda kendi arasında somut alt amaçlara ayrılır. Burada sorunun çözülmesi için hangi amaçlar yada alt amaçlar seçilmiş olursa olsun, bunların SGGD kriterine uyması gerekir. Bu testi geçemeyen amaçlar ya değiştirilmeli yada bir tarafa bırakılmalıdır. Seçilen amaçlar somut olmalı, gerçekçi olmalı gözlenebilir ve değerli olmalıdır. İşe yarar amaç seçerken seçilen amaç bu özellikleri taşımalıdır. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Amaçlar ve Ödüller :&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;İnsanlar yapmış oldukları iş karşısında elde edecekleri yararın büyüklüğüne uygun bir biçimde hareket ederler. Yani elde etmeği umdukları yararın büyüklüğüne göre davranırlar. Burada yararlar arasında uygun bir denge oluşmasını sağlayacak amaç ve alt amaçlar formüle ederken kullanılabilir ve bu da amacın gerçekleşmesine yardımcı olur. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Destekleme :&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Destekleme sorun çözme tekniklerinin temel modeli olan Daadi modelinin dördüncü aşamasıdır. Sorun çoğu zaman dinleme aşamasında iken karışık ve duygusal bir tartı ortaya konmuştur. Araştırma aşamasında ise sorunu çözümlemek, neyin değişmesi gerektiğini saptamak olanaklı hale gelmiştir. Ama bu değişikliğin gerçekleştirmek amaç saptanmadıkça ve sorunu olan kişi bu amaçlara ulaşmaya hazır olmadıkça hangi değişikliğin yapılması gerektiğini saptanması işi basit bir düzeyde kalır. İşte bu AMAÇ SAPTAMA AŞAMASI’ nın görevidir. Ama amaçları gerçekleştirmeye başlamadan önce bir başka aşamaya geçilmesi gerekir. Bu aşamanın gerekli olduğu yöneticiyle sorunlu olan kişinin açıkça göremediği durumlarda yardımcı tabloları çok yararlıdır. Bu tablolar yardımı ile amaç DESTEKLENİR. Yönetici destekleme aşamasında ; açıklama, gösterme, deneme ve eleştiriden oluşturulan bu çerçeveyi unutmaması gerekir. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;İZLEME :&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;İzleme aşamasında yönetici saptanan amaç ve alt amaçlara ulaşma çabalarını gözler. Burada yapılmasına karar verilen şeylerin yerine getirilip getirilmediği ve bunların işe yarayıp yaramadığı araştırılır. Gördüğü başarılar onaylayarak ödüllendirilir, stratejinin adım adım gerçekleşmesinin gözetim ve başarısızlık durumlarında süreci çözümleyip gerekli önlemleri alır. Bu amacın gerçekleşmemesinin çeşitli nedenleri olabilir. Bu nedenlerin kimisi iyi kimisi de kötüdür. Amaca ulaşmamasının yedi nedeni vardır ve bu nedenler bu bölümde yer almıştır.&lt;/p&gt;&lt;dir&gt;&lt;dir&gt;&lt;p&gt;Gerekenlerin yapılması için fırsat çıkmamıştır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/dir&gt;&lt;/dir&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p&gt;Amaç kötü seçildiği için ulaşılması olanaksızdır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p&gt;Strateji kötü seçilmiştir ve adımlar fazla büyüktür.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p&gt;Sorunu olan kişinin daha fazla desteğe gereksinimi vardır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p&gt;Durumu değişmiş ve sorunu ortadan kalkmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p&gt;Sorunu olan kişi değişmiş ve sorun ortadan kalkmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p&gt;Sorunu olan kişinin motivasyonu yada özgüveni yeterli değildir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;DAADİ : Yönetim için bir araç Daadi çeşitli yöntem becerilerini içeren düzenli bir süreçtir. Bu nedenle sorun çözmenin yanı sıra değişik alanlarda da kolaylıkla kullanılabilir. Daadinin başka alanlarda kullanılmasına örnek vermek gerekirse&lt;/p&gt;&lt;dir&gt;&lt;dir&gt;&lt;p&gt;Daadi becerilerinin günlük yöntem etkinliklerinde kullanılması&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/dir&gt;&lt;/dir&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p&gt;Şefinizle ilişkilerinizde kullanılması&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p&gt;Küçük gruplarda kullanılması&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-82013328122976995?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/82013328122976995/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=82013328122976995&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/82013328122976995'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/82013328122976995'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2006/11/sorun-zme-teknikleri.html' title='Sorun Çözme Teknikleri'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-7593910917243460021</id><published>2006-11-18T11:09:00.000+02:00</published><updated>2006-11-18T11:42:45.332+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='roman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel gelişim'/><title type='text'>Simyacı</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Romanın kahramanı Santiago’nun anne ve babası, rahip olması için onu papaz okuluna göndermiştir. Santiago, okuldan arta kalan zamanlarında babasına ait koyun sürüsünü otlatmaya götürür, bu sayede dağ, taş, tepe demeden Endülüs’ü gezerdi. Onaltı yaşına geldiğinde rahip olmak istemediğini, okuldan ayrılmayı ve gezginci olmak istediğini babasına söyler. Bunun üzerine babası da, oğluna içinde üç adet altın İspanyol parası olan bir kese vererek oğluna “git, kendine bir sürü al ve en iyi şatonun bizim şatomuz ve en güzel kadınların bizim kadınlarımız olduğunu öğreninceye kadar dünyayı dolaş” der ve oğlunu kutsar.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Santiago’nun sırtında bir heybesi ve içinde de yatarken yastık olarak başının altına koyduğu bir kitabı ve yamçası vardı. Önce, babasının vermiş olduğu parayla bir koyun sürüsü alır ve yaşamının büyük düşünü gerçekleştirmeye başlar; artık geziyordur. Bazen “Papaz okuluna Tanrı’yı aramak için nasıl gidebilirdim?” diye düşünüp bunun kendisini sıktığını düşleyip tekrar kendi yazıgısı doğrultusunda bir başka yolculuğa çıkıyordu. Ancak dünya çok büyüktü, sonu gelmiyordu. Kısa bir süre de olsa koyunlarının kendisine yol göstermesine izin verse de sonunda bir yığın ilginç şeyler keşfederek tekrar onların peşinde sürüklenmekteydi. Her gün yeni bir yere gittikleri otlaklar değiştiği halde bazen mevsimlerin bile birbirine benzemediğini dahi anlamıyorlardı. Koyunların yiyecek ve sudan başka bir kaygıları yoktu. Dağ, taş, köy kasaba geçip akşam hava karardığında koyunları kurtlara karşı emniyete alacak müsait bir yer bulduklarında yatıyor ve sabah hava aydınlanıncada tekrar aynı şekilde gezmeye başlıyordu.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Ancak akşam yattığında uykusunda gördüğü rüyaların da etkisinde kalarak; gördüğü bir düşün gerçekleşme olasılığının yaşamını ilginçleştireceğini düşünüyor ve o şekilde hareket ediyordu. Romanın ana konusunu teşkil eden Mısır Piramitleri’ne gitmesi ve orada hazine bulacağı ona rüyasında söylenmişti. Romanın kahramanı, rüyasını gerçekleştirmek için önce bir falcı kadına rüyasını anlatır. Falcı kadın, kendisine tatmin edici bir cevap veremez, ancak bulacağı hazinenin onda birini kendisine vermesini ister. Bunun üzerine bir daha düşlere inanmamaya karar vererek oradan ayrılır ve yine koyunlarıyla dolaşmaya devam eder. Ancak daha sonra geldiği kasabada karşılaştığı ve kendisini Salem kralı olarak tanıtan yaşlı adamla konuşur, kendi amaçlarını anlatır. Yaşlı adam, hayatın gizemleri hakkındaki bilgiye karşılık Santiago’dan sürüsünün onda birini vermesini ister. Sarayına davet eder ve çobanı bir teste tabi tutar. Bir yemek kaşığının içine sıvı yağ koyarak kaşığı ağzında tutarak sarayını gezmesini ister. Bu testin amacı, “mutluluğun gizi dünyanın bütün harikalarını görmektir ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan” der. Çoban, mesajı almıştır. Yaşlı adam, Santiago’ya biri beyaz diğeri siyah olmak üzere iki adet gizemli taş verir ve siyah olanı “evet”, beyaz olanı “hayır” anlamını taşıyan bu taşları “zora düştüğün zamanlarda kullanırsın ancak kendi kararını kendin vermeye çalış” der.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Santiago, falcı kadından ve yaşlı adamdan aldığı işaretlerden sonra Mısır’a gitmek için önce koyun sürüsünü satar ve parasını cebine koyarak yola çıkar. Afrika’nın bir liman şehri olan Tanca’da kendisinin turizm danışmanı olduğunu söyleyen bir Arap çocuğu ile tanışır, Mısıra gidebilmek için sahranın geçilmesinin gerektiği bunun içinde deve almak üzere Arap çocuk ile beraber pazara giderler. Fakat Arap paralarla birlikte kaçarak Santiago’yu bu şehirde parasız pulsuz bırakır. Bunun üzerine Santiago para kazanmak için bir billuriyeci dükkanında çalışmaya başlar. Billuriyeci ile ilişkilerini geliştirdikçe ikisinin de hayallerinin benzer olduğunu farkeder. Ancak billuriyecinin yıllardır kutsal yolculuğa (hacca) gidişini gerçekleştiremediğini öğrenir ve hayallerine ulaşmak için daha değişik yöntemlerle para kazanmalarının gerektiğini anlatır. 6 ay kadar burada çalıştıktan sonra Santiago yeterli parayı kazanarak tekrar yola koyulur. Yolda bir İngiliz’le karşılaşır. İngiliz de aslında simyacıyı aramak için çölü geçmek istemektedir. Birlikte bir deve kervanıyla çölü geçmek üzere yola çıkarlar.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Santiago, çölden de daha birçok şey öğrenebileceğini düşünerek dikkatli gözlemler yapmaktadır. Fakat İngiliz arkadaşı ise elindeki kitapları okumakla meşguldür. Yolda karşılaştıkları güçlüklerde kendi kişisel menkıbelerini aramak üzere yola çıktıklarını söylüyorlardı. Kendi kişisel menkıbesini yaşayan kimse, “her şey bir ve tek şeydir” sonucuna varır ve neye ihtiyacı varsa onu elde edebileceğini bilirdi. Simyacı, evrendeki sonsuz yolculuğunda en büyük sorunun her şeyin bir ve tek olduğunu anlamak ve bu biricik şeyin kendi gerçek görevini yerine getirmesiyle her şeyin mümkün olacağını bilirdi.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Santiago, yüreğinin söylediklerini dikkatle dinleyerek çölde ilerlemesine devam etti.Karşılaştıkları güçlükler karşısında hep kendi kişisel menkıbesine güvendi ve sonunda kumullar tepesine ulaştı. Piramitler, bütün görkemiyle karşısında yükseliyordu. Dizüstü düşüp ağladı ve kişisel menkıbesine ulaşırken rastladığı insanlar için Tanrı’ya şükretti. Hazineye ulaşmak için kumulu bütün gece boyunca kazdı. Sabah gün doğarken doğruldu ve piramitlere baktı. “Gerçekte kendi kişisel menkıbesini yaşayan kimseye karşı hayat cömerttir” diye düşündü. Piramitlerin de ona gülümsediğini hissederek yüreği neşeyle dolu olarak o da piramitlere gülümsedi. Sonunda hazinesini bulmuştu.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Sonuç olarak; Romanın kahramanı Santiago babasının verdiği parayla aldığı koyun sürüsü ile birlikte geceyi geçirdiği eski, yıkık bir kilise bahçesindeki incir ağacı altındadır. Sabah uyandığında gerçekten bulunduğu yeri kazmış ve içi mücevher dolu bir sandık bularak rüyasında gördüğü ve Mısır’a piramitlere kadar gidip bulmayı arzuladığı hazineye kavuşmuştur.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Simyacı’yı okumak, herkes daha uykudayken güneşin doğuşunu izlemek için şafak vakti uyanmaya benziyor.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-7593910917243460021?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/7593910917243460021/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=7593910917243460021&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/7593910917243460021'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/7593910917243460021'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2006/11/simyac.html' title='Simyacı'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-844199196824631958</id><published>2006-11-18T11:07:00.000+02:00</published><updated>2006-11-18T11:53:17.207+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel gelişim'/><title type='text'>Savaş Hileleri</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Strategem (savaş hilesi, Çince ji) sözcüğü, Çince’de en eski askerlik kuramı metninde, Sun Tzu’nun “Savaş Sanatı” isimli incelemesinde geçer. Sözcük bu incelemenin ilk bölümünün başlığında yer almaktadır. Bu bölümde savaş sanatı, yanıltma, aldatma sanatı olarak tanımlanır. Sun Tzu için düşman karşısında askeri yoldan elde edilen zafer, savaş sanatı açısından yapılan değerlendirmede ancak üçüncü sırada yer alır. O, ikinci sıraya diplomatik araçlara başvurularak kazanılan zaferi koyar. Fakat ilk sırayı strategem yoluyla kazanılan zafer alır. Ünlü Prusyalı general, savaş kuramcısı ve stratejist Clausewitz’de “Savaş Üzerine” adlı kitabında bu konuyu savunmuştur.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Strategem, dar anlamda hile veya aniden tasarlanmış bir eylemden planlı olarak düşünülmüş bir eyleme kadar, geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. Şu durumlar için söz konusudur:&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;İçinden çıkılması zor görünen, doğrudan bir çıkış yolu bulunamayan durumlar&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Karşıdaki kişi tarafından görülmeyen, farkına varılmayan durumlar&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Gizli olarak sahneye konulmuş ve bu nedenle çoğu kez tiyatro etkisi yapan, fakat karşıdaki kişinin gerçekmiş gibi etkilendiği durumlar&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Sözcüğün en geniş anlamıyla “aldatma” gerektiren durumlar&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Uygulayanın amacı bakımından “iyi” görünmekle birlikte karşı taraf için “kötü” olması gerekmeyen ve hatta onun için bile “iyi” sayılabilecek durumlar&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Strategemlerin çeşitli kategorileri vardır:&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Doğruyu tam göstermemek, başka şekilde göstermek, kamufle etmek&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Karşı tarafta aldatıcı umutlar uyandırmak, yanlışı doğruymuş gibi göstermek, görünüşe aldanmayı sağlamak, kandırmak&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Ganimete konmak&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;İnisiyatif kazanmak, inisiyatifi elde tutmak&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Baştan çıkarmak, yanlış yönlendirmek&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Kaçmak, gözden kaybolmak&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Eski bir Çin atasözü şöyle der: “Savaşta hiçbir hileyi hor görme.” Bu nedenle strategemler kuramı, askerlik kuramının önemli bir bölümüdür. Savaşan bir komutan inisiyatifi kendi eline geçirmek isterse, düşmanını sürprizlerle mat etmeye yönelmek, yani düşmanın durumunu gözeterek uygulanabilir strategemler düşünmek zorundadır. Bu onu, kötü bir durumu iyi bir duruma dönüştürmek ve az sayıda bir kuvvetle düşmanın üstün gücüne karşı zafer kazanmak üzere harekete geçirir. Öyle ki, böyle bir strategemle o komutan, düşmanı askeri güç kullanmaksızın bile dize getirebilir. Askeri strategem sanatının temelinde yatan ilkeler, en yüksek ölçüde doğadan çıktıklarından, askeri strateji ve taktiğin genel ilkeleri olarak büyük bir yaşama gücüne sahiptirler.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;STRATEGEM 1: İMPARATORU YANILTMAK VE DENİZİ AŞMAK&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;ÖZÜ: Amacı gizlemek, rotayı saptırmak. Takiyye strategemi..&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;YORUM: “Demek ki herkesin gözü önünde açıkça olup bitenler, sadece ve çoğu kez derinde yatan bir gizi örterler.”&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;STRATEGEM 2 : ZHAO’YU KURTARMAK İÇİN WEİ’Yİ KUŞATMAK&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;ÖZÜ: Düşmanın aşikar zaferini, onun korumasız, zayıf yerlerinden birini tehdit ederek yenilgiye dönüştürmek. Boşluk bulma strategemi.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;YORUM: “Savaş suya benzer. Hiçbir belirli biçimi yoktur. Taktiğini düşmanın durumuna göre uygulayan ve zafere ulaşan kişi,  layıkıyla bir iş yapmış sayılabilir.”&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;STRATEGEM 3 : BAŞKASININ HANÇERİYLE ÖLDÜRMEK&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;ÖZÜ: Bir düşmanı bir yabancı el aracılığıyla saf dışı bırakmak. Kendini tehlikeye atmadan birini dolaylı yönden rahatsız etmek. Vekil kullanma strategemi. Kendi yerine birini işe koşma strategemi.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;YORUM: “Kendi gücün sınırlı ise düşmanın gücünü ödünç almalısın. Düşmana zarar veremiyorsan, onu kendi hançeriyle vurmayı denemelisin. Hicbir generalin yoksa, düşmanın generalini ödünç al. Hiçbir şey yapamıyorsan, hareketsiz kal. Hiçbir çıkış yolun yoksa, düşman eliyle amacına ulaş.” &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;STRATEGEM 4 : YORGUN DÜŞMANI SUKUNETLE BEKLEMEK&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;ÖZÜ: Yorgun (bitap) düşürme strategemi&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;YORUM: “Güçlü düşmanı yorgun düşürerek zayıflatmak gerekir.”&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;STRATEGEM 5 : HIRSIZLIK YAPMAK İÇİN YANGINDAN YARARLANMAK&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;9 öyküyle açıklanmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;ÖZÜ: Bir mahrumiyetten, bir güçlükten, bir krizden yarar sağlamak. Kaosa düşmüş düşmana saldırmak.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;YORUM: “Sadece tarlasını işleyen, eğitimi ve okumayı yararsız sayan köylüler büyük zararlara uğrarlar.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;STRATEGEM 6 : DOĞUDA GÜRÜLTÜ ETMEK, BATIDA SALDIRMAK&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;ÖZÜ: Saldırıyı doğudan yapacağını duyurmak, fakat bunu batıda yapmak. Saldırının gerçek istikametini gizlemek amacıyla, bir başka istikamette manevra yapmak. Sözde saldırı strategemi.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;YORUM: “Doğu’ da(n) gürültü çıkart; Batı’ da(n) saldır.”&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;STRATEGEM 7 : BİR HİÇTEN BİR ŞEY ÇIKARMAK&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;ÖZÜ: a Bir sahte tehlikeyi öylesine sahnelemeli ki, rakibin (düşmanın) dikkati, ardından gelmekte olan gerçek tehlikeyi sahte tehlike sayacak şekilde çelinmiş ve rakip (düşman) herhangi bir savunma önlemi almadan kurban durumuna düşürülmüş olsun.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;b Bir sahte senaryoyla düşmanın gerçeği başka türlü algılamasını sağlamak ve bu suretle avantaj elde etmek.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;c Uydurma haber yaymak; düzmece bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek; ortalığa söylentiler yaymak; tezvirat ve yalan kampanyası açmak; karalama taktiği gütmek; bir sivrisinekten fil yapmak; abartma manevrası.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;YORUM: “Yuvarlanan bir top, deliğe düşerse, yuvarlanması sona erer; oysa akıllı bir adamın yaydığı bir söylenti yoluna devam eder.”&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;STRATEGEM 8 : GÖRÜNÜŞTE ASMA KÖPRÜYÜ ONARMAK, FAKAT GİZLİCE CHENCANG’A YÜRÜMEK&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;ÖZÜ: a Yürüyüş yönünü kamufle etme strategemi.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;b Asıl amacı sıradan bir eylemin ardına gizlemek; normal, alışılmış, teamüle uygun bir eylemin arkasına, tam aksi bir eylemi gizlemek. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;YORUM: “Düşmanın saldırısını etkisiz kılacak olan şey, olağan ile olağandışını birleştirmektir. Genel olarak savaş sırasında olağan olandan bir yan katkı olarak yararlanılır. Fakat zafere, anormal olandan yararlanılarak ulaşılır.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;STRATEGEM 9 : KARŞI KIYIDA YANAN ATEŞİ GÖZLEMEK&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;ÖZÜ: Düşmanın içine düştüğü krizi, güç durumu, görünüşte ilgisizce izlemek. Bilinçli olarak görmezden gelme: Eğilimler kendi çıkarına gelişinceye kadar, bir yardıma, etkin bir müdahaleye veya acil bir eyleme başvurmamak. Daha sonra eyleme geçmek ve meyveleri toplamak. Durumu, sonucunu bekleyerek kollama, oyalama strategemi.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;YORUM: “Görünüşte hiçbir şey yapmamak, bir şey yapmanın en yüksek biçimidir.”&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;STRATEGEM 10 : GÜLÜCÜK ARKASINA HANÇER SAKLAMAK&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;ÖZÜ: Kötü niyetle dostluk gösterme. Güzel sözlerle niyeti gizleme (örtme). Sözle göz bağlama (uyutma) strategemi.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;YORUM: “Diplomasinin gülücükleri; bu gülücükler arkasında bir hançer gizlidir.”&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;STRATEGEM 11 : ŞEFTALİ AĞACI YERİNE KURUYAN ERİK AĞACI&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;ÖZÜ: a Bir aldatıcı manevra yardımıyla, başkasını kurtarmak için kendini kurban etmek.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;b Bir aldatıcı manevra yardımıyla, kendini kurtarmak için başkasını kurban etmek.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;c Bir aldatıcı manevra yardımıyla, üçüncü bir kişiyi kurtarmak için birini kurban etmek.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;d Çok değerli bir şeyi elde etmek için küçük bir kurban vermek.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;YORUM: Bir çok suçlu, kendini geri planda saklayıp başkalarını kullanır. Bunlar karanlıkta ipleri ellerinde tutarlar ve işlerin iyi gitmediği durumlarda, kullandıkları kişileri ölümle baş başa bırakırlar.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;STRATEGEM 12 : KOYUNU HAFİF ELLE ALIP GÖTÜRME&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;ÖZÜ: Bir avantaj sağlayacak bir şansı değerlendirmek üzere, psikolojik olarak her zaman ve her yönden hazırlıklı olmak.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;YORUM: “Küçük, üzerinde durmaya değmez görünen bir avantaj bile göz ardı edilmemelidir. Çünkü küçük damlalar birikip okyanus olur.” &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;STRATEGEM 13 : YILANI ÜRKÜTMEK İÇİN ÇAYIRA VURMAK&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;ÖZÜ: Ağız yoklamak. Dolaylı yoldan uyarmak, yıldırmak. Gözdağı verme strategemi. Kışkırtma strategemi.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;YORUM: “Kişilerin eğilimlerini anlamak için önce onları yoklayın.”&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;STRATEGEM 14 : RUHUN GERİ DÖNMESİ İÇİN BİR CESET ÖDÜNÇ ALMAK&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;ÖZÜ: a Tamamen geçmişe ait bir şeyi yeni bir amaçla yeniden yaşama sokmak.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;b Gerçekte yeni olan bir şeyi, eski ve değerli bir şeymiş gibi kutsamak.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;c Kendi özel güç alanını oluşturmak için başkasının gücünden yararlanmak.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;YORUM: “Sürekli zafer kazanmak mümkün değildir. Ancak yararlanılabilir haldeki tüm şansları, insiyatifi ele geçirmek ve yenilgiyi zafere dönüştürmek için kullanmaya çalışmak gerekir.”&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;STRATEGEM 15 :DAĞDAKİ KAPLANI DÜZLÜĞE ÇEKMEK&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;ÖZÜ: Kaplanı, en önemli desteğinden, kendisini koruyan şeylerden mahrum kılarak zayıf düşürmek.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;YORUM: “Düşmanın üstüne doğruca gitmek tehlikelidir; düşmanın gelmesini sağlamak fayda getirir.”&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;STRATEGEM 16 : BİR ŞEYİ YAKALAMAK İSTİYORSAN, ÖNCE ONU SERBEST BIRAKMALISIN&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;ÖZÜ: Kedi-fare strategemi.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;YORUM: “Zamanı gelmediği sürece hiç kaygıya kapılmamalı ve özel bir çabayla geleceği belirlemeye kalkışmamalı.”&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;STRATEGEM 17 : BİR YEŞİM ELDE ETMEK İÇİN BİR TUĞLA FIRLATMAK&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;ÖZÜ: Ver-al strategemi. Yem-balık strategemi.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;YORUM: “ Her armağan dostluğu pekiştirir.”&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;STRATEGEM 18 : BİR HAYDUT ÇETESİNİ ZARARSIZ HALE GETİRMEK İÇİN, ÖNCE ELEBAŞISINI YAKALAMAK GEREKİR.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;ÖZÜ: Düşmanı, seçkinlerini zararsız hale getirerek bertaraf etmek. Elebaşını vurma strategemi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;YORUM: “Düğüm, ipin ucunu bularak çözülür.“&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-844199196824631958?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/844199196824631958/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=844199196824631958&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/844199196824631958'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/844199196824631958'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2006/11/sava-hileleri-strategemler.html' title='Savaş Hileleri'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-4171652144804415581</id><published>2006-11-18T11:04:00.001+02:00</published><updated>2006-12-29T16:58:44.694+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel gelişim'/><title type='text'>Rahatlık Tuzağını Aşmak</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:100%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;1. NASIL VE NEDEN “RAHATLIK TUZAĞI” NA DÜŞERİZ?&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;İnsanlar arzuları olan varlıklardır. Arzular yerine gelirse keyif alır rahat ederiz. Arzular yerine gelmezse rahatsız oluruz canımız sıkılır. Her isteğimizin anında olmasını istiyoruz. Ancak bazı şeyleri elde etmek için zaman ve çalışmanın gerekli olduğunun farkında değiliz. Bu çalışmalar ve harcanan zaman küçük veya büyük rahatsızlıklara neden olabilir. Eğer bu rahatsızlıklara katlanmazsak gelecekte elde edeceğimiz uzun süreli rahatlıktan mahrum kalırız. İnsan anında zevkleri yaşamak ister. Örneğin şimdi al sonra öde sloganı bizim bu zayıf yönümüzden dolayı kullanılmaktadır. Fiyatını sonra ödeyeceğimiz için, alması insana çok zor gelmiyor.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Rahat olmak hepimizin tercihi ama her zaman rahat olacağız diye bir şey olamaz Sürekli gelecek için bugünü feda etmek değil önemli olan öncelikleri belirlemektir. Örneğin ince ve sağlıklı bir vücut için sevdiğimiz yiyeceklerden vazgeçmek gerekir. Öncelik sağlıklı ve ince bir vücutsa yemekten vazgeçilmesi normaldir.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bunalımdayım, bunalımda olmaya katlanamıyorum bunlar acı veren duygulardır. Fiziksel engel yoksa bu duygularla baş edilebilir. Bunun için duyguları sorgulamak gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bir probleme başlamak çözümün yarısıdır. Sabır ve azim ile ve bahaneleri mantık çerçevesinde sorgulayarak çözüme başlanması gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Problem karşısında düşünceyi harekete geçirmelisiniz. Eğer tekrar düşünürseniz, bir açmaza girip çözüme hiçbir zaman başlayamazsınız.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Telkinleri sorgulamak ve onlara karşı mücadele vermek için şu üç soru sorulabilir :&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;a. Mantıklı mı ?&lt;/p&gt;&lt;dir&gt;&lt;p align="justify"&gt;b. Gerçekçi mi ?&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;c. İşe yarar mı ?&lt;/p&gt;&lt;/dir&gt;&lt;p align="justify"&gt;Sorunların kaynağını kavramak çözüm için yeterli değildir. Çözüm için en iyisi denemek ve çalışmaktır. Örneğin otomobil kullanmak için motorlu araç kullanma kılavuzunu okumak yetmez.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;2. NE İSTİYORSAM, ELDE ETMELİYİM&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Her zaman istediğimiz şeyi elde edemeyiz. Yani arzular talebe dönüşmemeli. Arzu edilen şey her zaman elde edilmez. Bu düşünce üç şekilde etki gösterir. Diğer insanlara , yaşama koşullarına ve kendimize zarar verir.&lt;/p&gt;&lt;dir&gt;&lt;/span&gt;&lt;/dir&gt;&lt;dir&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;3. BU ŞEKİLDE HİSSETMEYİ KALDIRAMIYORUM&lt;/p&gt;&lt;/dir&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Olaylar karşısında tedirginlik duymak doğaldır ve kaldırılamayacak bir şey değildir. Önemli olan tedirgin olmaktan tedirgin olmamaktır. Örneğin bir partiye giderken acaba o ortama ayak uydurabilecek miyim diye endişe etmek, parti zamanı geldiğinde tedirgin olacağını düşünmek asıl tedirginliktir.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Problemler karşısında öfkelenmemek en güzeli ancak öfkelenmek insan için normal bir davranıştır. Öfkeli olmamalıyım diye kendimizi kısıtlamamalıyız. Kendimiz veya başkalarının zarar görmeyeceği kadar öfkelenebiliriz.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Kötü bir şeyi hissetmek öyle olduğumuz anlamına gelmez mesela bir erkeğe başka erkeklerin çekici gelmesi onun eşcinsel olacağı anlamına gelmez. Erkekleri cazip görse de bağımsız yaşayabilmesi ben eşcinsel miyim sorusunu (Korkusunu) aşmasını sağlar.&lt;/p&gt;&lt;dir&gt;&lt;/span&gt;&lt;/dir&gt;&lt;dir&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;4. O İŞİ YARIN YAPARIM&lt;/p&gt;&lt;/dir&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bugünün işini yarına bırakmayınız bu işleri ağırdan almaktır. Bu konuda kendimizi haklı çıkartmak için bazı nedenler veya gerçekler ileri süreriz bunlardan birkaçı ;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Havamda olayım öyle yapacağım.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Canım şimdi yapmak istemiyor&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Yarın yaparım.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Ayrıca kendimize sözde işler çıkarmak suretiyle asıl işi ertelemekle yine işi ağırdan alırız. O anki problem yada işi ertelersek o iş yada problem gözümüzde büyüyecek hem de yeni şeyler eklenecektir. Bu birikim çalışma azmimizi kıracak ve yapılamaz hale gelecektir. Şu şekilde çözüm olabilir ; "İş bölümlere ayrılarak parça, parça halledilebilir."&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Problemle karşılaşıldığında bu çok zor, çözülecek gibi değil gibi yaklaşımlar çözümü imkansız kılar. Bunun yerine zor ama çözülemez değil, yada işin içine girip işin zorluk derecesini ve nasıl çözülebileceğini araştırmak gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bazen işin yapılabilmesi için belirlenen bir zaman vardır. Zamanında işin yapılmaması sürenin bitimine doğru daha ağır bir tempo ile çalışmamıza neden olacaktır. Sonuçta çözüm olsa bile bu çözüm sürenin baskısından değil , aslında artık bu işi bitireyim dediğiniz için olur.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Zayıf yanlarınızı tespit edin ve zor durumda kaldığınızda bu zayıf yanlarınızı hatırlayın İşi başkasına yaptırmakta problemden kaçmaktır.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bir işi yaparken öncelikleri belirleyiniz. Unutulmaması gerekli işler için bir dosya hazırlayın ve sırası geldikçe işleri yapın yaptığınızda kendinize ödül verin, yapmadığınızda işler gözünüzde daha da büyüyerek size ceza olacaktır.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;a. Alışkanlıklara saplanıp kalmayın. Bu üç türlü olabilir :&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;(1) Kariyerinize saplanıp kalmak : İşinizde mutlu değilseniz bir şey üretmiyor ve boşa zaman harcıyorsanız;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;(2) Kişiler arası ilişkilere saplanıp kalmak : Eşiniz iş arkadaşınız vs. ile birlikte olmak sizi mutsuz ediyorsa veya onlarla birlikte olmaya tahammül edemiyorsanız;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;(3) Etkinliklere saplanıp kalma :Boş zamanlarınızda sürekli aynı şekilde davranıyorsanız örneğin yıllardır aynı klübe gidiyorsanız,sürekli aynı insanlarla görüşüyorsanız ,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Alışkanlıklara saplanmışsınız demektir. Sonsuza dek yerinizde oturup iş yapmayabilirsiniz ancak yaşamak ve isteklerimizi yerine getirmek için sonsuz zamanımız yok.&lt;/p&gt;&lt;dir&gt;&lt;/span&gt;&lt;/dir&gt;&lt;dir&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;5. BUNA ÇABUCAK BİR ÇÖZÜM BULMALIYIM&lt;/p&gt;&lt;/dir&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Rahatsızlık duygusundan kaçmak veya kontrol altında hissetmek için çabuk çözümlere başvurabiliriz. Problemler karşısında kimisi üç şişe votkayı devirirken kimisi hap alabilir, kimisi alışverişe çıkabilir bu davranışlar kısa vadede çözümdür. Bu yollara başvurmanın iki nedeni vardır.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Problemleri unutmak için bir şeyler yapmak harekete geçmek gerekir. İstediğimiz şey olmayabilir ancak bu da o kadar korkulacak şey değildir.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;a. Sıkıntıdan kaçmayı sağlaması,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;b. Zevk , büyük sevinç gibi keyifli ve coşkulu duygulara yol açması.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bu kısa çözümler alışkanlık halini alırsa yaşamımızı olumsuz yönde etkiler. Kısa vadeli çözümler ise şunlardır ;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;(1) Alışverişkolikler (Genelde kadınlardır),&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;(2) Kumar,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;(3) Fazla yemek (Gereksinimler),&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;(4) Alkol bağımlılığı,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;(5) Hap kullanmak.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Çabuk çözüme neden olan sorununuzu saptayın ve onu kabullenin ardından uzun vadeli bir çözüme yönelin . Yukarıdaki kısa vadeli çözümler için yöneldiğiniz alışkanlıkların sorununuzu ne ölçüde çöze-bildiğini ve size ne gibi zararlar verdiğini büyük harflerle bir liste haline getirin ve görebileceğiniz bir yere asın .Bu yöntem sizi bu tür alışkanlıklardan kurtarabilir. Kendinizle konuşmaktan korkmayın ve sürekli konuşun hatta kasete bile alabilirsiniz . Uyuşturucu madde kullanan yerlerden , satanlardan uzak durun.&lt;/p&gt;&lt;dir&gt;&lt;/span&gt;&lt;/dir&gt;&lt;dir&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;6. DEĞİŞMEK İÇİN RAHATLIK TUZAĞINI AŞMAK ŞART&lt;/p&gt;&lt;/dir&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Değişmek için rahatlık tuzağını aşmak şarttır. Değişimi sağlarken rahatsızlık çekmekte kaçınılmazdır. Değişmek demek eski (kötü) alışkanlıkları yıkmak yenilerini geliştirmek amacıyla düşünce ,hissetme ve eylem biçimini değiştirmek demektir. Değişim başlangıçta zor olabilir. Ancak zamanla alışkanlık olacak hatta keyif bile alacaksınız. Rahatsız olmaktan hoşlanmamak gibi bir sorunu kabul etmek gerekir. Kolay yolu seçmek kısa vadede daha rahat gibi gelebilir. Ancak uzun vadede yaşanılabilecek güzelliklere sırt çevirmek olacaktır.&lt;/p&gt;&lt;dir&gt;&lt;p align="justify"&gt;Kendimizi değişime hazırlamak için üç aşama vardır :&lt;/p&gt;&lt;/dir&gt;&lt;p align="justify"&gt;Birinci aşama : Düşünme ve hissetme biçiminizi değiştiriniz. Kendinizi yenilgiye uğratan davranışlarınızın kökleşmiş bir geçmişi olduğunu geçmişte yaşananlarla arasında anlaşılır bir ilişki bulunduğunu ; geçmişte yaşananların şimdiki sorunlarınızın oluşmasına katkı sağladığını ancak onları başlatmadığını kabul edin.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;İkinci aşama ; Geçmişin etkisinden kurtulun .İnsanlar kendilerini genellikle etkin bir biçimde küçükken az , daha sonraki yaşlarda edindikleri akılcı olmayan düşüncelerle doldurduğu için,incinmiş duyguların ve yersiz davranışları bu günkü yaşamını etkilemeye devam ediyor. Bundan kurtulun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üçüncü aşama ; Artık eyleme geçme , çalışma ve kendinizi bir düzene sokma zamanınızın geldiğini bilin. Kendinize ödevler verin ve şöyle deyin : Süreklilik işin kilit noktasını oluşturuyor. Değişmek için değişimde süreklilik şart bunu bir kağıda yazın çantanızda veya cüzdanınızda sürekli yanınızda taşıyın. Gün boyunca okuyun ve hatırlayın. Robotlaşacağım diye korkmayın bazen beklenen değişim uzun sürebilir bu durumda sabırlı olun ve hayal kırıklığına uğramayın. Sonunda değişim, rahatınızı ve mutluluğunuzu getirecektir.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-4171652144804415581?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/4171652144804415581/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=4171652144804415581&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/4171652144804415581'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/4171652144804415581'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2006/11/rahatlk-tuzan-amak.html' title='Rahatlık Tuzağını Aşmak'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-7072546353412411419</id><published>2006-11-18T11:04:00.000+02:00</published><updated>2006-12-29T17:00:26.837+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel gelişim'/><title type='text'>Kalite Ekonomisi</title><content type='html'>&lt;p align="justify"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:100%;"&gt;Bir ürünün satın alınmasındaki temel kriterler fiyat ve kalitedir. Sanayisi gelişmekte olan ülkelerde ise, tüketicinin alım gücünün az olması, onu daha düşük kalitede fakat ucuz ürün almaya itmektedir. Ülkemizde son yıllarda değişen yaşam biçimi, bizi ürünün fiyatı ile birlikte artık kalitesinin de aranması gerekliliğine yöneltmiştir.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bu olgu doğrultusunda, bir ürünü üreten ve piyasaya süren işletmeler; daha kaliteli ürünlerini daha düşük maliyetlerle elde etmeye çalışmaktadırlar. Bu çalışmaların esasını, kalitenin ölçülmesi, parasal değerlere dönüştürülmesi, bu değerlerin maliyet muhasebesi sistemi içinde diğer kalemlere göre analiz edilmesi, kalitenin ve üretim işlemlerinin geliştirilmesi çalışmaları oluşturmaktadır.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bu çalışmalar, kalite fonksiyonları içinde kalite ekonomisi başlığı altında ele alınır ve özellikle Amerika ve Japonya’da 1950’lerden itibaren büyük işletmelerde uygulamaya sokulmuştur. Ülkemizde ise maliyet muhasebesi anlayışının yerleşmemiş olması nedeniyle bu ana kadar çok az uygulamaya konulmuştur. Diğer taraftan, 1987 yılında yayınlanan ISO 9000 serisi standartlarla da, kalitenin ekonomik olarak elde edilmesinin, kalitenin güvenceye alınmasının temel şartı olduğu fikri ortaya konmaktadır.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Değişen tüketici anlayışı, gelişen teknoloji, uluslararası ortak pazarların kurulması ve bunların yayılma istekleri, orta düzeyde gelişmiş ülkelerdeki, rekabet ortamları içinde yaşamak isteyen işletmeleri; hem insana hem de teknolojiye ait geniş yatırımlar yapmaya itmektedir. Bu yatırımı karşılayamayan kuruluşlar ise ekonomik zorluklarla karşılaşmakta ve hatta kapanmaktadırlar.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bu yayın, ürününü uzun dönemde yukarıda bahsettiğimiz rekabetçi ortam içinde satmak isteyen orta ve geniş çaplı işletmelerde, kalitenin ekonomik olarak elde edilmesi, geliştirilmesi ve bu olgunun sürekliliğini sağlamak amacına yönelik olarak hazırlanmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;KALİTE MALİYETLERİ&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Muhasebe sistemlerinde maliyetler genelde iki grupta toplanır:&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;1. Yatırım Maliyetleri&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p&gt;2. Faaliyet Maliyetleri&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p align="center"&gt;Kalite maliyet merkezleri:&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Toplam kalite anlayışına paralel bir düşünceyle, temel kalite problemlerinin %80-90’&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;nın kalite bölümünün ötesinde aranması düşünülmelidir. Kalitenin, tasarımdan satış sonrası hizmetlere kadar tüm bölümlerin katılımı ile oluştuğu unutulmamalıdır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;KALİTE MALİYETLERİNİN SINIFLANDIRILMASI&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;1. Yatırım Maliyetleri&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;2. Faaliyet Maliyetleri:&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;a. Önleme Maliyetleri&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;b. Değerlendirme Maliyetleri&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;c. Kusurlu Ürün Maliyetleri&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;(1) İşletme içi kusurlu ürün(iç başarısızlık)&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;(2) İşletme dışı kusurlu ürün(dış başarısızlık)&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;KALİTE MALİYETLERİ&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;YATIRIM MALİYETLERİ FAALİYET MALİYETLERİ&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;- Amortisman - Önleme&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;- Faiz - Değerlendirme&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;- Fırsat - Kusurlu ürün&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;- İç başarısızlık&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;- Dış başarısızlık&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;KALİTENİN EKONOMİSİ&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Kalitenin Ekonomisi deyimi iş çevrelerinde kalitenin ekonomik değeri ve görevi konusundaki değişik yargılardan dolayı çoğunlukla yanlış anlaşılır. Bazı yöneticiler kalitenin ekonomisi olmadığına inanırlar. Bir başka deyişle onlara göre %100 kalite asla ekonomik değildir. Bu tip yöneticiler “ kalitesi yeterli veya kalitesi iyi “ diyerek ürün veya hizmetin kalite gereksinimleri hakkında keyfi kararlar vermekte kendilerini serbest hissederler. Onlara göre daha fazla kalite finansman sorunları yapacak, böylelikle de yönetim zor durumda kalacaktır.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Tasarım kalitesinin ekonomisi;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;- Ürünün ömrü,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;- Görünümü,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;- Bakım gereksinme periyotlarının genişliği,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;- Lüks özellikleri,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;- Emniyetliliği,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;- Düzeneğinin veya kullanımının kolaylığı, gibi ürünün özelliklerinden kaynaklanır.&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;KALİTE KAZANÇ EKONOMİSİ&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Kalite, şirket ekonomisini iki yönde etkilemektedir:&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;A. Maliyetler(şartnameye uygunluk): Kalite maliyeti azalıyor.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;B. Gelir(kullanıma uygunluk): Kazanç artıyor.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bir Kalite Maliyet Sisteminin Amacı&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;1. Doğrudan başarısızlık maliyetlerine yüklenmek ve başarısızlık maliyetlerini sıfıra indirmeye çalışmak.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;2. İyileştirme sağlayıcı gerekli önleme faaliyetlerine yatırım yapmak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3. Sonuçlardaki başarıya göre değerlendirme maliyetlerini azaltmak.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;4. Daha fazla iyileştirme için önleme çalışmalarını sürekli olarak değerlendirmek ve geliştirmektir.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bu strateji şu gerçeklerin üzerinde temellenmiştir:&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;1. Her başarısızlığın bir sebebi vardır.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;2. Sebepler önlenebilir.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;3. Önleme her zaman daha ucuzdur.&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;KALİTE MALİYETLERİ VE MALİYET MUHASEBESİ&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Maliyet muhasebesi, yönetim sisteminin ve bütün üretim alt sistemlerinin en temel karar, kontrol ve başarı değerleme aracıdır. Ülkemiz sektörlerinde bu güne kadar süregelen rekabetçi olmayan ekonomik yapı, yöneticilerin bu konuya duyarsız kalmalarına neden olmuştur.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Dünyadaki mevcut muhasebe sistemlerinden hiçbiri, mevcut muhasebe kayıtları içinde açıkça tarif edilir şekilde kalite maliyet bileşenlerine yer vermez.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Günümüz muhasebecileri, rutin iş yüklerinin fazlalığından dolayı kalite maliyet programlarını üstlenmekten sürekli kaçınırlar. Tüm bu olumsuzluklara rağmen en iyi çözüm, ürünün maliyetinde gizlenmiş kalite maliyet bileşenlerini kalite sağlama ve muhasebe bölümlerinin ortak çalışmaları ile bulmaktır.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Çeşitli kitaplarda yer almasına karşın, konu ile ilgilenebilecek mühendislere kılavuzluk yapması açısından, maliyetleri çeşitli kriterlere göre sınıflandırmakta yarar vardır.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;1. Ürün maliyet yapısının sınıflandırılması:&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;a. Maliyetlerin yükleme biçimlerine göre sınıflandırılması&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;b. Maliyetlerin faaliyet hacmi karşısındaki davranışına göre sınıflandırılması&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;2. Kalite/muhasebe departmanları etkileşimi:&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Maliyet hesapları genelde 3-9 dijitalidir. Veri işleme süreci ise genelde 10-24 dikite izin verecek şekilde, bilgi işlem bölümleri tarafından hazırlanmaktadır. Kalite maliyet bileşenlerinin her birine ve kalite maliyetleri ile ilişkisi olmayan faaliyetlere bir kod atayarak kalite maliyetlerinin izlenmesi ve toplanması kolaylaştırılabilir. Örneğin, kalite maliyetleri ile ilişkisiz hesaplar 1, önleme maliyetleri ile ilgili hesaplar 2, değerlendirme maliyetleri ile ilgili hesaplar 3, iç başarısızlık maliyetleri ile ilgili hesaplar 4 ve dış başarısızlık maliyetleri ilgili hesaplar 5 kodu ile başlatılabilir.&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;KALİTE MALİYET PROGRAMI&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Şirkete bir kalite maliyet programının yararlı olabilmesi için ilk adım, fiili maliyet unsurlarının bilinmesidir. Bunun için finansal veriler incelenir ve analiz edilir. Büyük hesapların içinde gizli kalmış önemli kalite maliyetlerini bulmak için dikkatli olunmalıdır. (normal işlem maliyeti hesaplarında saklanmış önemli tashih maliyetleri gibi)&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Kalite maliyet eğitimi&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;- Bir kalite maliyet sisteminin desteği olmadıkça kalite maliyetlerine ihtiyaç yoktur. Kalite yönetimi ile müşteri tatmini, daha az maliyetle iyileştirilir.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;- Düzeltici faaliyetler olmadıkça maliyette iyileşme sağlanamaz. Her bölüm, gereken düzeltici faaliyetleri yapmak zorundadır.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;- Kalite maliyet programının amacı, performans gelişmesi yolu ile yapılabilecek maliyet iyileştirme sahalarının tespitidir.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;- Özellikle deneme programının yapıldığı yere önem verilmesi gerekmektedir. Kalite maliyetleri bir amaç değil, araçtır.&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;KALİTE MALİYET ANALİZLERİ&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Kalite maliyet analizleri uygulamasında izlenecek strateji şöyledir;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;1. Kusurlu ürün maliyetlerini sıfıra düşürmek için doğrudan girişim.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;2. Gelişme için doğru önleyici faaliyetlere yatırım.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;3. Sonuçlara göre değerlendirme maliyetlerinin düşürülmesi.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;4. Daha fazla gelişme için sürekli önleme faaliyetlerini takip ve yeniden yönlendirme.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Strateji basitçe şu felsefeye dayalıdır;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;1. Her kusurlu üretime yol açan temel bir neden vardır.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;2. Nedenler önlenebilir.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;3. Önlemek daima daha ucuzdur.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Kalite maliyet analizleri uygulamasında yer alan temel aşamalar şunlardır;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;1. Potansiyel kazanç sahalarının bulunması.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;2. Gelişme hedeflerinin saptanması.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;3. Faaliyet programının planlanması.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;4. Organizasyon.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;5. Performans ölçme.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;İşletmenin kalite politikasına bağlı olarak, gerekirse yan sanayi de dikkate alınarak dinamik bir biçimde tasarlanan kalite maliyet analizi uygulama planının bölümleri sırasıyla şöyledir;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;1. Yönetime sonuç ve onay.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;2. Pilot çalışma programı.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;3. Eğitim (işletme düzeyinde)&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;4. Pilot çalışmaya göre maliyet muhasebesi prosedürü geliştirme.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;5. Kalite maliyet verilerinin derlenmesi ve analizi.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;6. Analiz sonuçlarının sunumu ve yararlanma.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Analiz sırasında aşağıdaki listelerden biri veya birkaçı kullanılır:&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;1. İşçilik;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;a. Toplam fiili direkt işçilik,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;b. Standart işçilik.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;2. İmalat maliyetleri;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;a. Atölye işlem maliyetleri,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;b. Toplam işlem maliyetleri.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;3. Satışlar;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;a. Net satış tutarı,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;b. Net satışlar (Malzeme mal.+Hammadde mal.)&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;4. Birim maliyetler;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;a. Birim ürün için yapılan kalite maliyeti,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;b. Birim ürüne eşdeğer ürün için yapılan kalite maliyeti.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Trend analizi:&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Basit olarak trend analizi, mevcut maliyet seviyeleri ile geçmiş maliyet seviyelerinin kıyaslanmasıdır. Maliyetlerin kararlar alınmadan ya da programlar planlanmadan en az bir yıl önceden toplanması gerekir. En az bir yıl öncesine ait veriler, değişik yollarla grafiklere çizilir. Hem maliyet sınıfına ait değerler (önleme, değerlendirme, iç başarısızlık, dış başarısızlık) toplam olarak aylar ve maliyetler şeklinde çizilebileceği gibi, maliyetlerin ölçüm temellerine oranları da yine aynı şekilde çizilebilir.&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;KALİTE MALİYETLERİNİN AZALTILMASI İÇİN YÖNTEMLER&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;İşletme içi ve dışı bir çok sebepten etkilenen kalite maliyetlerinin optimizasyonu kalite yöneticisinin temel işidir. Kalite maliyetlerinin her kategorisinin seviyesi diğerlerini etkilediğinden toplam kalite maliyetlerini optimize etmek o kadar kolay bir iş değildir.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;1. Başarısızlık maliyetlerinin azaltılması:&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;a. İlgililerin problemler ve olası sebeplerinden haberdar olmasını sağlamak,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;b. Problemleri çözmek için istek yapmak,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;c. Başarısızlıkları gidermek için planlama,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;d. Başarısızlık maliyetlerindeki azalmanın kontrolü.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;2. Önleme harcamaları ile kalite maliyetlerinin azaltılması:&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;a. Pazarlama ile önleme,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;b. Tasarımda önleme,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;c. Kalite sağlama ile önleme.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;3. Değerlendirme maliyetlerinin azaltılması:&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;a. Muayene ve test planlama:&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;(1) Operatör muayenesi,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;(2) % 100 süreç içi muayene,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;(3) Ön üretim muayenesi,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;(4) Devriye muayenesi,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;(5) Süreç içi kabul muayenesi.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;b. Ekipman ve metot geliştirme,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;c. İstatiksel kalite kontrol,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;d. Değerlendirme doğruluk çalışmaları,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;e. Karar analizleri,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;f. İş örneklemesi,&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;g. Değerlendirme maliyetlerindeki azalmanın kontrolü.&lt;/p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-7072546353412411419?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/7072546353412411419/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=7072546353412411419&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/7072546353412411419'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/7072546353412411419'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2006/11/kalite-ekonomisi.html' title='Kalite Ekonomisi'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-8395636812229294442</id><published>2006-11-18T11:03:00.000+02:00</published><updated>2006-11-18T11:10:15.698+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel gelişim'/><title type='text'>Hızlı Okuma</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;1.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;Okumanın tanımı&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;p align="justify"&gt;2. Okuma hızını engelleyen, anlamayı azaltan frenler ve önlenmesi.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;3. Çok hızlı okuma.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;4. Seçmeli okuma.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;5. Zeka-Bellek hatırlatma.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;6. Etkin okuma.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;7. Okuma planı.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;8. İyi okuma konusunda bazı öneriler.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;9. Uygulamalı bölüm.&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;1. OKUMANIN TANIMI :&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;A. En Üstün Bilgi Edinme Yolu Okumadır?&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bilgi edinmenin üç temel yolu vardır: a) Söz, b) Resim, c) Basılmış Metin (Okuma). 1970’ li yıllarda bazı bilim adamları, ODYOVİZÜEL tekniklerinin gelişimi (radyo, televizyon vb.) ile yazılı metin okuyarak öğrenimin sona erdiğini ileri sürüyorlardı. Oysa yazılı metin okuma, hala önemini sürdürmektedir; çünkü, ODYOVİZÜEL araçların ve bir konuşmacının saatte ancak 9000 sözcüklük ritimle verebileceği bilgiyi işitme organı ile alırken, bir okuyucu görme duyusu ile saatte ortalama 27000 sözcük okur. Bu artış çok hızlı okuma teknikleri ve seçmeli okuma ile 18 veya 20 misli artabilir.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;B. Niçin Okuyoruz?&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Dünyaya bakışımızı okuma ile genişletiriz, bilgilerimizi ,tabiattaki güzelliklerin inceliğini, düşünce çabukluğunu okuma ile arttırırız. Kültürlü bir insan olmanın en etkili yolu okumaktır. Bireyleri gerçek anlamda okuyan toplumlar, ileri uygar toplum olurlar. Çünkü bilgilerin %80’ni okuyarak elde ediyoruz. Günlük yaşantıdan kopmamak için, okuma zevkimizi karşılamak için, mesleğimizle veya okulumuzla ilgili konular hakkında bilgi sahibi olmak için okuruz.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;C. Okuma Zevki Kişilik&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Tarih, insanı bilge kılar, şiir, iç zenginliğimizi artırır, matematik titizlik, doğal bilimler derinlik kazandırır. Mantık, söz söyleme sanatını kavrayışı ve ayırımları görme yeteneğini, hukuk ise bir konuyu aydınlatmada başka bir konunun derinlerinden yararlanmayı öğretir.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;D. Okuma İle İlgili Öğütler&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Kelimeler için değil düşünceler için okuyun. bir amaç için ve öncelikle düşünceyi yakalamak için okuyun. Yüksek sesle okumayı, içten seslendirmeyi ve mırıltıları, geri dönüşleri, ayrıntılarla uğraşmayı bırakıp tüm dikkatinizi anlamak için yoğunlaştırmaya yöneltin, yazının iskeletini ya da düzenlenişini tespit ederek, yazarın asıl amacını anlamaya çalışın, anlaşılmadık ve anlamı kesinlikle bilinmeyen sözcükleri, önce anlamaya çalışın, daha sonra sözlükte bulun, sözlük anlamını yazdıktan sonra okuyun. Bu arada yeni öğrendiğiniz sözcüğü, yüksek sesle tekrarlayıp, bir cümlede ve konuşmalarınızda kullanın. Çizelge, grafik, resim, istatistik tablosu ve haritaları sakın atlamayın. Yazarla uyum ve uyumsuzluğa düştüğünüz noktaları belirleyin, öğrendikleriniz üzerinde düşünün, yorum yapın, konuşun ve onları uygulamaya çalışın. Okurken göz sağlığınıza dikkat edin.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;E. Okuma-Göz&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Okuma işlemi sırasında göz, satırlar üzerinde kayarak, gelişigüzel gidip gelmelerle değil; bir takım düzenli sıçrama ve duraklamalarla ilerler. Sekiz-On kelimelik bir satırda en az dört en fazla on kez durur. Genellikle ilk duruş satırın ilk sözcüğünde, son duruş ise son sözcüğünde olur. Duraklama sayısı duraklamalarda kalma süresi ve sıçrama alanı uzaklığı okuma hızını etkiler. Her satırda, aynı okuyucu için bile, okuduğu yazının güçlüğü, okuyanın ruhsal ve bedensel durumu, duraklama ve sıçramaları etkiler. Hızlı okuma tekniklerinden iyi sonuçlar almak için, iyi bir görme yeteneğine sahip olmak gerekir.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;2. OKUMA HIZINI ENGELLEYEN, ANLAMAYI AZALTAN FRENLER VE ÖNLENMESİ :&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Sesli okuma (dudak kıpırdatma, ses tellerini titretme ve içimizden her kelimeyi, hatta her heceyi seslendirme), kelimeleri teker teker okuyarak ilerleme, geri dönüşler yapma, ayrıntılara takılma, pasif okuma, ”Hızlı okursam anlayamam” diye şartlanma, göz eğitimsizliği (aktif görme alanından yararlanamama), bilgi ve kültür düzeyi eksikliği, dilbilgisi ve kelime dağarcığı yetersizliği, kendini okuduğu yazıya yeterince verememe okuma hızını engelleyen, anlamayı azaltan frenlerdir.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;ÇOK HIZLI OKUMANIN TEMEL KURALLARI:&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;A. Çabukluk :&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Okuma hızını ve anlamayı engelleyen frenler tanınmalı, her biri teker teker bırakılmalıdır. Göze sürat ve çeviklik, sözcükleri süratle tanıma alışkanlığını kazandırmak görme açısını, görme alanını genişletmek, görme alanı genişliğine bağlı olarak gelişen aktif görme alanından tam olarak yararlanma, okurken göze ritim kazandırmak, bunun için gözlerin çalışmasını zayıflatan eski alışkanlıklardan bütünü ile vazgeçmektir. Satırları, harf harf, hece hece, kelime kelime okumak, okuma hızını büyük ölçüde azaltır, anlamayıda zorlaştırır.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Görme açısının genişletilmesi için ise gece karanlığında el fenerini ileriye doğru tuttuğunuzda tepe noktası fener olmak üzere aydınlatma alanının gittikçe genişleyen bir ikizkenar üçgen oluşturduğunu görürsünüz. Gözlerin satırlara bakışında da aynı durum oluşur. Aslında görme açısını iyi tespit edersek ve gözlerimizi eğitirsek satırı görmemiz mümkündür. Çok hızlı okumanın en önemli tekniklerinden birisi ise okuma işlemi sırasında gözlerimizin belirli bir ritim izlemesidir. Gözlere; sözcükleri, sayıları biçimleri yoluyla tanıma,benzerlerinden ayırtetme ve algılama çabukluğu kazandırılmalıdır. Bu amaçla; iki, üç, dört, beş sözcük kümesini çabuk görme çalışmaları yapılmalıdır. Benzer ve günlük hayatta kullanılan, ilgi alanımız dışındaki konulara ait terimler üzerinde çalışmalar yapılmalı, gözlerin görme açısı, görme alanı genişletilmeli, görme alanına bağlı olarak, aktif görme alanından tam olarak yararlanma ve genişletme yetenekleri geliştirilmelidir. &lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;B. Kavrama :&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Çabukluk yeteneklerimizin geliştirmek için hızlı okuma ile düşünme hızı arasında büyük bir ilgi vardır. Gözler beyine ne kadar anlamlı kelime kümesini çabuk ve hızlı biçimde iletirse, akılda o kadar hızlı düşünür, hızlı düşünen insan o kadar hızlı okur. Kavrama yeteneklerinin geliştirilmesi, göz ve aklın uyumlu olarak çalışır hale gelmesiyle yakından ilgilidir. Göz, okuma işlemi sırasında duraklama yapar, sözcük kümelerini beyne iletir. Sıçramalar sırasında sözcük iletmez. Akıl ise kesintisiz çalışır. Duraklamalar sırasında gözün ilettiği sözcükleri anlamıdır. Geçmiş bilgiler ile bağlantılar kurar, yorumlar yapar. Okuma işlemine başlamadan önce, okunacak yazının tanınması ve Göz-Akıl arasındaki uyumu sağlayarak okumaya başlanılması gerekmektedir. Yazıyı elinize aldığınızda, anlamlı bölümler oluşturan paragraflara veya paragraf kümelerine ayırın. Her bölüm için kendinize 5 saniye süre tanıyın ve bu süre içinde önemli düşüncelerden oluşan cümleleri yakalayın. Her geçen gün daha az sürede daha çok ana düşünceyi yakalayıp, birçok ayrıntıyı atladığınızı göreceksiniz.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;C. Belleme :&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Okuduğumuz yazıların en kolay anlaşılan ve uzun süre hatırımızda kalmaları, öncelikle başlangıç, sonra da sonuç kısımlarıdır. Anlaşılması en zor, unutulması en kolay kısımları ise başlangıç ve sonuç arasında kalan kısımlardır. Okuma işlemini yaparken baş kısımla son kısım arasındaki alanı düşünce bütünlüğünü bozmadan ne kadar uyumlu ölçülerde daraltırsak, daha iyi anlamanın yanısıra, unutulma ihtimalini de o kadar azaltırız.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;SONUÇ :&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;A. KİTABIN ANA FİKRİ :&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Milletlerarası uygarlık yarışında ve bilgi çağı denilen bu yeni çağa uyum sağlayan bilgi toplumu diye nitelendirilen milletlerin arasına girmemiz için çok hızlı okuma teknikleri ile 20 saatlik bir çalışma disiplini uygulaması ile okuma ve anlama düzeyinizi en az 3-4 misli arttırabilirsiniz. Bunun için öncelikle gözümüzü tembellikten kurtarıp, süratli ve çevik görmeye, görme alanını genişletmeye, okurken göze belli bir ritim kazandırmaya ve bütün bunlara bağlı olarak gözle beyin arasındaki çabukluk-kavrama-bellek ilişkilerindeki en verimli uyumu sağlamaya yönelik bir dizi teorik anlatım ve uygulamalı çalışmalarla okuma ve anlama düzeyimizi yükseltme tekniği gerekmektedir.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;B. KİTABIN GETİRDİĞİ YENİLİKLER :&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Çok hızlı okuma teknikleri ile aynı okuma süresi içerisinde daha çok okuma imkanı elde etme, daha çok zamana sahip olma, zaman tasarrufu, daha iyi anlama ve hatırlatma, profesyonel iş hayatında, okul hayatında daha başarılı olma konusunda okuyucuları aydınlatmaktır.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;b&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;/p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-8395636812229294442?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/8395636812229294442/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=8395636812229294442&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/8395636812229294442'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/8395636812229294442'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2006/11/hzl-okuma.html' title='Hızlı Okuma'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-4352361170656645467</id><published>2006-11-18T11:02:00.000+02:00</published><updated>2006-11-18T13:25:11.318+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel gelişim'/><title type='text'>Bellek Güçlendirme Teknikleri</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;Belleğimiz aslında pekala yapabileceği şeyleri aslında yapmıyorsa bunun tek nedeni bizim beynimizi işini yapması için serbest bırakmamızdır.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;p align="justify"&gt;Kimsenin dalgınlıktan yada unutkanlıktan yakınması gerekmez. Bu kitabı yada bir benzerini okuduğumuz zaman yanılmaz bir hafızaya sahip olacağımız iddia edilmemekte ancak ne kadar çok çaba gösterirsek belleğimizin de o kadar kuvvetli olacağı vurgulanmaktadır.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Beyin, biz farkında olsakta olmasakta deneyimlerimizi saklayan geniş bir depo gibidir. Bununla beraber kendi gereksinimlerimiz ve anımsamak istediğimiz detayların bu gereksinimlerimizi karşılayıp karşılamayacağına karar vermek ve bu doğrultuda düşünmek hatırlama kapasitemizi genişletmemizi sağlar.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Dikkatimizi bir hedefe yönelterek belleğimizi bizim için en önemli, en acil, ve en verimli şeyler üzerinde odaklayabiliriz. Hatırlamak istediğimiz şeylere öncelik sırasında üst yerlerde tutar daha az önemli şeyleri belleğimizin daha alt taraflarına gönderebiliriz.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;İçinde yaşadığımız dünyaya daha fazla dikkat göstererek bütün duyularımızı aynı anda seferber edebilir; fikirleri, sayıları, yüzleri, isimleri vb. hatırlamamıza yardımcı olacak daha fazla ipucu toplayabiliriz. Sürekli çalışan bir beyin uyuşuk bir beyinden daha iyi anımsar.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Konunun ana fikrini veren ipucu sözcükleri hem bir konuşmayı dinlerken hem de konuşma yaparken kullanacağımız çok yararlı araçlardır. Bunlar birer kanca gibi konunun çeşitli bölümlerini birbirine bağlayıp bir arada tutarak bu bölümlerin bir bütün halinde odaklanmasını sağlarlar.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Yapacağımız bir konuşmayı hafızamıza yerleştirmeye çalışırken aralıklı tekrar yöntemini kullanmak sözleri ve anlamlarını ezberlememizi kolaylaştırır. Konuşmayı ister bütün halinde ister parça parça ezberleyelim aralıklı tekrar yöntemiyle çok daha iyi sonuç alırız. Konuşmayı yüksek sesle kendi kendimize tekrarlamak ve sesli prova yapmak konuşma metnin belleğimize daha iyi oturmasını sağlar.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Okuduğumuzu anımsamamız ne kadar okuduğumuzdan çok nasıl okuduğumuza bağlıdır. Ne kadar etkin bir şekilde okursak ve beynimize ne kadar alıştırma yaptırırsak beynimiz de elbette o kadar iyi çalışacaktır. Göz gezdirme, tarama ve ön okuma hem yüzeysel bilgi edinmek için okuma, hem de derinliğine kavramak için okuma becerimizi yükseltir. Derinliğine anlamak için okuma ilgi, dikkat ve tekrar gerektirdiği gibi ipucu sözcüklerini not etmemizi yada en azından kenar notları almamızı gerektirir.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Görselleştirmeyi ve çağrışım ilkesini kullandığımızda adları ve yüzleri daha kolay anımsarız. Bu araçları anahtar sözcük alfabesiyle birlikte kullandığımız zaman yanılmaz bir sayı hafızasına sahip olabiliriz.&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Belleğin geliştirilmesi için kullanılabilecek bir çok yöntem vardır. Bu sistemlerin nasıl çalıştığını anladığımız zaman bizde kendimize daha uygun kendi yöntemimizi geliştirebiliriz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-4352361170656645467?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/4352361170656645467/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=4352361170656645467&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/4352361170656645467'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/4352361170656645467'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2006/11/bellek-glendirme-teknikleri.html' title='Bellek Güçlendirme Teknikleri'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-4010124917637087540</id><published>2006-11-18T10:59:00.000+02:00</published><updated>2006-12-29T17:01:27.985+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel gelişim'/><title type='text'>Aklını En İyi Şekilde Kullan</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;1. BEYNİMİZ :&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Beynimizin gerçek potansiyeli nedir ve fiziksel doğası nedir? Bu bölümde beyinle ilgili ilk düşüncelerin tarihi kısaca tanıtılmakta, daha sonra da beynimizle ilgili en son ve en önemli buluşlar antatılmaktadır: Beynimizin sağ ve sol yanları; her beyin hücresinin fiziksel yapısı ve hücreler aralarındaki bağlantı şekilleri; üst ve alt beynimiz arasındaki ilişki; beynimizde devamlı yeralan elektro kimyasal etkileşimlerin sayısı. Bu bölümün son kısmında yaşa bağlı olarak zihinsel yetenek sorusu ele alınmakta yaşlıların zihinsel faaliyetlerini maximum seviyede yürütebildikleri belirtilmektedir.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;2. BELLEĞİNİZ SANDIĞINIZDAN DAHA İYİ OLABİLİR :&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Ne kadar sıklıkta “Dilimin ucunda” veya “Kafam elek gibi” deriz? Bu bölümde belleğimizin düşündüğümüzden daha iyi olduğunu gösterecek kanıtlar verilmektedir.Kendi kendimize kontrol belleğin azami ölçüde kullanımını sağlayacak şekilde zamanımızı organize etmek, unutmayı asgari ölçüde tutmayı sağlayacak tekrarlama teknikleri, listeleri anımsamak, özel bölümlerde ele alınmıştır. En büyük bellek sorunlarını çözümlemek için özetler verilmiştir: isimleri ve yüzleri anımsamak, nesnelerin arasında bağlantı kurmak.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Son bölümde anımsamaya kendimizi nasıl “kuracağımız” anlatılmaktadır.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;3. DİNLEMEK :&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;p align="justify"&gt;Dinlemek, hakkında çok az şey işittiğimiz bir konu – bir çok insana sorunlar yapan bir konu. Bu sorunların bir çoğunun çözümleri vardır. Bu bölümde çözümler özetlenmektedir. Özel bir bölüm “Anahtar” dinlemenin kullanımını açıklamakta, sonraki bölüm dinlemenin diğer duyularla ilişkisinden söz etmektedir. Bellekte olduğu gibi dinlenmeye “kurmak” açıklanmaktadır.&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;4. GÖZLERİNİZİN KULLANIMI VE BAKIMI :&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;p align="justify"&gt;Büyük bir ressamın görüşünü niteliğini veya şampiyon tenis oyuncusunun hayret verici el göz uyumunu düşündüğümüz zaman, gözlerimizin muazzam, doğal kapasitesini görmeye başlıyoruz demektir. Burada, gözlerin potansiyelini ve nereyi görürüz, nasıl görürüz, başka insanların gördüğü şekilde mi görüyoruz, gibi enterasan sorular inceleniyor. Hareket eden şeylere baktıkları zaman, duran şeylere baktıkları zaman, gözlerinizin nasıl çalıştığını keşfetmenize yarayacak oyunlar ve alıştırmalar anlatılmaktadır. İrdeleyici gözlerimizi nasıl geliştireceğimiz, görsel yeteneğimizi nasıl geliştireceğimiz ve daha net görebilmek için hayal gücümüzü nasıl kullanabileceğimize ilişkin öneriler geterilmektedir. Bölümün son kısmında göz bakımı ile ilgili araştırmalar yer almaktadır.&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;5. HIZLI OKUMAK VE ETKİLİ OKUMAK :&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;p align="justify"&gt;Hızlı okumanın tarihi neden bu kadar tartışmalı ve belirli hızlı okuma okullarının başarısızlıklarının nedenleri nelerdir? Bu bölüm bu soruları yanıtlıyor. Ondan sonra, okurken gözlerimizin nasıl çalıştığını ve hareket ettiğini açıklamakta ve resimlemektedir. Gözlerimizin okurken nasıl çalıştığını anlayabilmemiz için özel alıştırmalar vardır. Klavuz kullanarak yüksek hızla okumada yeni teknikler açıklanmaktadır. Referans, teknik ve çalışarak okumayı ele almak için komple bir yöntemi ana hatlarıyla açıklayan özel bir kısım vardır. En sonunda, okuma hızını ve etkinliğini “artırmak” için ek ipuçları verilmektedir.&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;6. NOT TUTMAK VE HIZLI YAZMAK :&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Etkili, az ve öz not tutmak, normal okul sisteminden geçen herkes için sorun olmuştur. Bu bölüm geleneksel not tutma yöntemlerini özetlemekte ve yeni anahtar-sözcük not tutma tekniklerinin etkinliğine dair son kanıtları sunmaktadır. Buna ek olarak, daha yapıcı ve akıcı not tutma, hızlı yazmada kısaltma teknikleri ve fiziksel sorunların çözümü ile ilgili öneriler getirilmektedir.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;7. YAP&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000080;"&gt;ICILIK :&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Çoğu insan hiçbir zaman mümkün olabileceğini düşünemedikleri kadar ya&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;p&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;ıcı yeteneğe sahiptirler. Bu bölüm, beyin ve bellek üzerine olan 1. ve 2. bölümlere atıfta bulunarak, ya&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;p&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;ıcılığı, test etmekte geleneksel yöntemlerin yetersiz kaldığına işaret etmektedir. Ya&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;p&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;ıcı düşünce için yeni açıklamar yapılmakta, ve zihin – haritası bölümünde yap&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;ıcı düşünce üzerine yeni bir yaklaşıma değinilmektedir.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000080;"&gt; &lt;p align="justify"&gt;8. SAYISALLIK :&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bir çok insanın sayılardan korkmasına rağmen, beyin hakkında son bilgiler herkesin muazzam matematiksel yeteneği olduğunu göstermektedir. Bu araştırmanın bir kısmı beynimizin işi matematiksel yan ile matematiksel olmayan yan arasında bölüştürdüğünü göstermektedir. Bu bölümün çoğu toplama, çıkarma, ve bölmeyi ele almanın, özel ve kolay yolları ile ilgilidir.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;9. MANTIK VE İRDELEME :&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;p align="justify"&gt;İletişimin giderek önem kazandığı ve gün be gün politik önderlerimizin, televizyon ve radyomuzun, gazete ve dergilerimizin, idari ve bilimsel danışmanlarımızın “sözlerinin ardındaki” gerçeğe ulaşmamız gereken bir dünyada, hepimizin mantıksal irdeleme kapasitemizi geliştirmesi gerekmektedir.Propoganda ve ikna etme teknikleri ustalaştıkça, sapı samandan ayıracak zihinsel donanım da ustalaşmıştır. Bu bölümün kalan kısmı, iletişimin yoldan çıkabileceği on ana alana ayrılmıştır. İletişimin neden “doğru” olmadığının örnekleri ve açıklamaları ve “bununla nasıl başedileceğine” ilişkin bir kısım vardır.&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt; &lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;A. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:85%;color:#000080;"&gt;ANA FİKRİ :&lt;/span&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;p align="justify"&gt;İnsan beyninin muazzam olan potansiyeli henüz tam manasıyla çözülememiştir. Beyin kapasitemizin ancak çok azını kullanabiliyoruz. Kitap bize değişik yöntemlerle beynimizin kullanım kapasitesini artırmak için tavsiyelerde bulunmakta, yol göstermektedir.&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;B. YENİLİKLER :&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bilgi çağının yegane dinamiği, henüz tam manasıyla keşfedilmeyen beyin kapasitemizin kullanım oranının yükseltilmesi olacaktır. Kitap bize kendi potansiyelemizi keşfetmeyi, üretmeyi ve yeni hedefler seçmemiz gerektiği düşüncesini vermektedir.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;C. GENEL DEĞERLENDİRME &lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;p&gt;Kitap okuyucuya teknik olarak düşünmeyi öğretmektedir. Sistematik olarak bahsedilmiş her bir konu üzerinde, değişik kaynaklardan inceleme yapılır, okuyucular pratik olarak uygulamayı alışkanlık haline getirirlerse (hızlı okuma, hızlı yazma vs.) amaca ulaşılmış olunacaktır&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-4010124917637087540?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/4010124917637087540/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=4010124917637087540&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/4010124917637087540'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/4010124917637087540'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2006/11/akln-en-iyi-ekilde-kullan.html' title='Aklını En İyi Şekilde Kullan'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-2060302562871085770</id><published>2006-11-18T10:58:00.000+02:00</published><updated>2006-11-18T13:55:14.310+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel gelişim'/><title type='text'>Yöneticinizi Siz Yönetin</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;- Yöneticinizle ne tür bir iletişiminiz var ?&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;- İşiniz ne kadar güvenceli ?&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;- Ne zamandır bu şirkettesiniz ?&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;- Uzun zamandan beri aynı yöneticinin yanında mı çalışıyorsunuz ?&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;- Şirketiniz zor bir dönemden mi geçiyor ?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Yöneticinizle aranızda güçlü bir dostluk var mı ?&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Sorularının içeriğinde gizlidir.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Yöneticinizi yönetebilmek için, onun davranış biçimlerini ve bunların sonuçlarını etkilemeniz gerekir. Güç, yönetimde çok önemli bir öğedir. UYARIM – DAVRANIŞ – SONUÇ ilişkisini yönetebilmeniz için gücünüzün olması gerekir. Şirket içinde yönetici ve astlarının rolünü iyi biliyorsanız, yöneticinizin beklentilerini oluşturup ve gerçekleştirebilirseniz şirket içinde güçlüsünüz demektir. Güç demek, birisine normal olarak yapamayacağı bir şeyi yaptırmak, ya da normal olarak yapacağı bir şeyi engellemek demektir. Gücün kullanılması bir etki sürecidir ve yetkinin kullanılmasından farklıdır. Yetki mevkiden gelir. Güç ise bireyin kendisinden kaynaklanır.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bir yöneticiyle bir ast verimlilik ve başarı ilişkisiyle birbirine bağımlıdır. Yönetici sizden yönetilen bir ast gibi davranmanızı bekler. Ama bu sizin her söyleneni yapacağınız ya da ancak söyleneni yapmanız gerektiği anlamına gelmez. Çoğu yönetici yanlarında durmadan ‘’evet’’ diyen insanların çalışmasından hoşlanmaz. İtiraz etmenin, tavsiyede bulunmanın, bu işin yapılmasında başka seçenekler önermekte lazımdır. Yalnız zamanını ve yerini iyi tayin etmek gerekir. Genellikle emri amir verir, memur da uygular. Bu tür komuta zincirinin var olduğu yerlerde, yöneticilerin hem yetkisi hem de gücü vardır.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Üstlerin yetkisi, ancak astların O yetkiyi kabul etmesiyle var sayılır. Çünkü astların da yetkiyi kabul veya reddetmek gibi bir güçleri vardır. Astlar yöneticinin yetkisini meşru ve uygun bulmalıdır. Bulmuyorsa O yetkiyi saptırmak yada dinlememek gibi yollara başvurur ve onu kabul etmemekte direnirler. Astlar yöneticinin yetki sınırlarını büyük ölçüde etkileyebilir. Hatta, yöneticisiyle olan ilişkilerinin sonuçlarından sorumlu olan da genellikle kendileridir.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Astlarla yöneticiler arasında ilişkileri belirleyecek güç temelleri ne olmalıdır ?&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;- Uzmanlık gücü&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;- Ödüllendirme gücü&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;- Cezalandırma gücü&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;- Kişilik gücü&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;- İlgi yoluyla güç (atıflı güç)&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;- Mevki gücü&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Yöneticinizle aranızdaki ilişki, tanımsal olarak karşılıklı bir ilişkidir. Onun davranışları sizin davranışlarınızı sizin davranışlarınız ise onun davranışlarını etkiler. İlişkinizdeki uyarım ve sonuçları etkilemekte yöneticinizin davranışları üzerinde de etkili olabilirsiniz. Bunu başarılı biçimde yapabilmek için kendinize sağlam bir güç temeli edinmeniz gerekir. O sağlam güç temelini nasıl kullanacağınızı bilmek yöneticinizle olan ilişkinizde, uyarım ve sonuçları yönetmenizi de sağlayacaktır. Eğer yöneticinizi yönetmek istiyorsanız, onunla ilişkinizi etkileyen faktörleri yönetmelisiniz. Bu ilişkiyi yönetmek için dayandığınız yetki olamaz. Astların yöneticiler üzerinde yetkisi yoktur. Ama gücü oluşturabilirler.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;GÜCÜNÜZÜ NASIL KULLANABİLİRSİNİZ&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Görevinizi iyi biliyorsunuz ve iyi yapıyorsanız, Bunun sonucu olarakta iyi verim alıyorsunuz demektir. Ancak sizin verim değerlendirmeniz, yöneticinizin yaptığı değerlendirmeyle aynı olmalıdır. Başarılarınızı yöneticinizin bilmesi sizin kendi sorumluluğunuzdur. Gerçi yönetici astlarını tanımaktan sorumludur ama, siz de ast olarak onun hakkınızda bilgi edinmesine yardımcı olmakla sorumlusunuz. İşinizdeki kuvvetli taraflarınızdan kuvvet alıp, zayıf taraflarınızı yenmeyi ve kendinizle yöneticiniz arasında bir bağımlılık oluşturmaya çalışın. (Tıpkı anne-babasının çocukları üzerindeki gücü de bir bağımlılık ilişkisidir.) Mevkinizin gücünü biliyorsanız, tek başına verebileceğiniz kararların ne olduğunu, hangilerinin yöneticiniz tarafından gözden geçirilmesi gerektiğini de bilirsiniz. Yöneticinizi başarılı gösterecek hareketler yapmakla yöneticinizden övgü alırsınız. Bu da övgüye dayalı bir bağımlılık gücü yapabilir.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Yanınızda güçlü elemanlar çalıştırmak, mesleğinizle ilgili konferans ve tebliğlerde bulunmak, yöneticilerle aynı dernek ve faaliyetlerde bulunmak gücünüzü arttıracaktır. Kendi alanınızdaki mesleki yayınları izleyin, işinizle ilgili kurslara katılın, kazandığınız beceri ve deneyimleri iş yerinizde uygulayın. Bilgi beceriniz ile işinizi canlı tutun ve iş yerinizi zamanın gerektirdiği yenilikler ile donatın. Unutmayın ki bunları uygularken yeteneğinizi üstlerinize göstermekte çok önemlidir. Beceri ve bilgiyi gösterirken çok bilmiş gibi görünmemek de önemlidir. Güç göstermek adına işin başa çıkabileceğinizden fazlasını üzerinize almak da çok tehlikelidir. Bir şirkette güç kullanılması, sağduyu ve sağlıklı kararlar çerçevesinde olmalıdır. Yöneticinizle aranızdaki uyarımları ve sonuçları yönetebilmek için; güç ilişkisini en açık şekliyle anlamış olmanız gerekir. Sizin bir ast olarak yöneticinizle ilişkilerinizi biçimlendiren etkenleri denetlemeniz mümkün değilse bile, en azından gücünüzle etkileyebilirsiniz. Bir güç temeli oluşturmak için güçlü yanlarınızdan yararlanmanız, zayıflıklarınızı yenmeniz gerekir. Güçlü yanlarınızla kuruluştaki görevinizi etkilersiniz. Dolayısı ile yöneticinizin görevini yerine getirmesini de etkilersiniz. Eğer yöneticinize görevini yaparken bir problem getirmiyorsanız, daima destekleyici oluyorsanız, hatta görevinizde yöneticinize örnek olacak vasıflarınız varsa, yöneticiniz üzerinde bir güç oluşturabilirsiniz.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000080;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;SONUÇ :&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;p align="justify"&gt;Yöneticinizin sizi sorun çıkaran değil, sorun çözen biri olarak görmesini tabii ki istersiniz. Ne zaman karşısına bir sorun çıksa, o sorunu getirip yöneticisinin kucağına bırakıveren bir eleman olarak tanınmak istemezsiniz. Tersine yöneticinin başındaki sorunları beceriyle çözümleyen biri olarak tanınmayı arzu edersiniz.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Sorun çözme sürecinin sekiz önemli aşaması vardır. Sorunu tanımlama, varsayımları belirleme, seçenekler geliştirme, çözüm yollarının analizini yapma, uygun çözüm yolunu seçme, çözümü uygulama, izleyip değerlendirme.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bir ast olarak kendi sorunlarınızın sorumluluğunu üstlenmeli, karşınıza çıkan sorunlar başkaları tarafından yapılmış olsa bile, onları suçlamaktan ve çözüm için onlara bağımlı olmaktan kaçınmalısınız. Sorunları ortadan kaldırmak için bir şeyler yapması gereken sizsiniz. Gerçekçi planları geliştirmeye de istekli olmalısınız. Sizi, getirdiğiniz çözümleri işlerliğine göre değerlendireceklerdir. Çoğu çözüm kağıt üzerinde pek güzel görünür ama maliyet, zaman gibi nedenlerle iyi sonuç vermez.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Son olarak, seçtiğiniz çözümü uygulamaya ve izlemeye de istekli olmalısınız. Başkalarının fikirlerini eleştirmek, işlerin nasıl yapılması gerektiği konusunda önerilerde bulunmak kolaydır. Ama, uygulayabileceğiniz ve uygulayacağınız bir çözümle ortaya çıkmakta ayrı bir şeydir.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Yöneticinizin karşılaştığı sorunların çözümüne yardımcı olma sorumluluğunuz da vardır. Bir ast olarak, yöneticinizin sorunlarından siz de etkilenirsiniz. İlk yapacağınız sorunları daha oluşmadan önlemeye çalışmaktır. Bundan sonra istenilmeyen işlere karışmamaya özen göstererek, yöneticinize sorunlarının çözümünde yardım etmeye gönüllü olmanız gerekir. Bunun sizden istenmesini her zaman beklemeyin. Son olarak da bir şeyi yapmaya söz verdiğiniz zaman, ya da sizden bir şey istendiği zaman, o işi vaktinde yapıp bitirin. Yöneticinizin size güvendiği işlerde, gecikmeler ya da yarım yamalak çabalar, sorun çözen değil, sorun yapan biri olmanıza yol açar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu arada, yöneticinizin gözündeki ve şirket içindeki yerinizi de bilmeniz gerekir. Başkalarının sizi ne gözle gördüğü, yöneticinizi ne kadar etkileyebileceğiniz ve onu ne oranda yönetebileceğiniz üzerinde rol oynar. Yöneticiniz sizi sorun çözücü olarak mı görüyor? Yöneticinizin ve diğerlerinin gözünde işinin ehli biri misiniz? Şirketiniz sizi, birlikte çalıştığınız kişilerden daha iyi ödüllendiriyor mu? Eğer yöneticiniz size pek az değer veriyorsa, O zaman onu yönetmeniz bir hayli zor olur. Yöneticinizi yönetmek niyetindeyseniz, üstün ve başarılı olmanız gerekir.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-2060302562871085770?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/2060302562871085770/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=2060302562871085770&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/2060302562871085770'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/2060302562871085770'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2006/11/yneticinizi-siz-ynetin.html' title='Yöneticinizi Siz Yönetin'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-4814811807519413544</id><published>2006-11-15T12:04:00.000+02:00</published><updated>2006-11-15T12:06:39.796+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bence'/><title type='text'>Kimya ve Boks Maçları</title><content type='html'>Arjantinli yazar Julio Cortazar'ın düzyazı bir boks maçı gibidir, romanı puan alarak kazanabilirsiniz ama öyküde nakavt etmeniz gerekir diye bir sözü vardır. Ben bu sözü yazarın Büyüdükçe diye bir kitabının arkasında okumuştum -ki bu kitabındaki bir öyküsünün meşhur Blow Up filmine esin kaynağı olduğu söylenir, kahretsin ki bu filmin afişi odamda asılı olmasına rağmen hala izleyemedim, ki filmin başka bir versiyonu John Travolta'nın oynadığı Blow Out'tur, onu izleyebildim çok şükür - sonra ekşisözlük'te bu söze tekrar rastlayınca ne yalan söyliyim mutlu oldum... Okan'la (Akoğlu) bunun sinema versiyonunu konuşmuştuk; sinema filminde puanla maçı almak zorundasınız, kısa filmde nakavt etmeniz gerekir, fotoğraf ise ilk raundda nakavttır..Aslında bu söz biraz zorlanırsa etrafımızda her şeye uygulanabilir...En geniş anlamda yaşamın kendisine uygulanabilir ki bunu görmek çoğumuzun işine gelmeyecektir. O yüzden biraz daraltıp bilimle ilişkisini kuralım.. Aslında araştırma yapmak da bir nevi boks maçıdır; karşınızdaki rakip, rekabet ettiğiniz diğer araştırmacılar olabileceği gibi (ki malesef artık durum tamamen o tarafa kaymıştır), maçımız rakipsiz de olabilir. Ama yine de puan toplamaya devam ederiz, puanlarsa araştırmadan duyduğunuz -mutluluk, haz, coşku, adını ne koyarsanız- hislere karşılık gelir. Ve bilim tarihine baktığımızda maçı nakavtla kazananlar, azar azar ama fazla sayıda puan alarak ömrünün sonlarına doğru kazananlar veya ilk raundda tek bir darbeyle kazananlar olduğunuz görürüz... Örnekler çoktur her iki taraf için de... Geçen yüzyılın başındaki efsanevi fizikçiler nakavt grubuna girer, öyle ki &lt;a href="http://www.kimyasanal.net/konugoster.php?yazi=8b1vbr511k" target="_blank"&gt;Heisenberg&lt;/a&gt; ünlü kuramını ortaya attığında 24 yaşındaydı ve 31 yaşında Nobel'i kazandı. Aynı şekilde Watson ve Crick DNA'nın yapısıyla tek hamlede müthiş bir nakavt yaptılar ve o sırada Watson 25, Crick'se 37 yaşındaydı.. Yüzyılın ikinci yarısındaysa puan toplayarak kazananların sayısı giderek artmaya başladı. Bu aslında bir bakıma normal, bu büyük hengame içinde henüz keşfedilmemiş alanlar bulup can alıcı keşifler yapmak artık hiç de kolay değil..Puan toplayarak kazananlara verebileceğimiz en güzel örnek bence total sentezcilerdir. E.J.Corey'i ve K.C. Nicolaou'yu listenin en üstüne koyabiliriz. Corey 1990 Nobel'ini kazanmıştır, adının geçtiği birsürü tepkime ve katalizör vardır ve hem Nicolaou hem de Corey sayısız dehşet karmaşık molekülün total sentezini gerçekleştirmişlerdir,  Çok açıktır ki bu ayrımları yapmak bu kadar basit değildir, üstelik nakavtın meydana geldiği raunda göre de bir ayrım yapabiliriz.. Ha bu arada belirtmeliyim ki &lt;a href="http://www.kimyasanal.net/konugoster.php?yazi=0se0cous5u" target="_blank"&gt;Linus Pauling&lt;/a&gt; bana kalırsa ömrü boyunca hem nakavt etmiş, hem de dehşet puanlar kazanmıştır... Bakalım bu yüzyıl ne gösterecek?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-4814811807519413544?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.kimyasanal.net/konugoster.php?yazi=7q3j0kisrp' title='Kimya ve Boks Maçları'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/4814811807519413544/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=4814811807519413544&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/4814811807519413544'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/4814811807519413544'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2006/11/kimya-ve-boks-malar.html' title='Kimya ve Boks Maçları'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-823123041143542436.post-8288945877299907811</id><published>2006-11-14T15:40:00.000+02:00</published><updated>2006-11-14T15:41:24.948+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bence'/><title type='text'>Bilimsel olmalı</title><content type='html'>Merhaba. Vizyon misyon kalite politikası gibi oluşumlarla iyi bir site olsun istiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/823123041143542436-8288945877299907811?l=davuds.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://davuds.blogspot.com/feeds/8288945877299907811/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=823123041143542436&amp;postID=8288945877299907811&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/8288945877299907811'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/823123041143542436/posts/default/8288945877299907811'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://davuds.blogspot.com/2006/11/bilimsel-olmal.html' title='Bilimsel olmalı'/><author><name>davud</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
