bence etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bence etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2006 Cumartesi

Oyun teorisi



İşte; Oyun teorisi , Bulanık mantık, Nash dengesi, Kelebek etkisi ve hayatı anlatan bir çizgi-resim.

Aynı verileri girip, aynı sonucu alama manın resmi.

Burda yükseklik bir fonksiyon oluşturur. Bu fonksiyonun değişkenleri: Diğerlerinin konumlarıdır. Örneğin Sarı daire yukardadır ama, bağlı bulunduğu kaldıraç aşağıda olduğu için (X1 Sarı kürenin yerden yüksekliği değerinde olsun) bağıl olarak aşağıdadır. Bir ikinci konumda Kendisi aşağıda olmasına rağmen diğerlerinin dengeye geldiği bir anda X2 konumunda - yukarıda olabilir.

Tıpkı; ilk zamanlarda sadece sıfır hariç doğal sayılar bilinip , onların kullanılması gibi hayat sürekli geliştirilmekte.

*önce sıfır bulundu, sonra eksili rakamlar. Sonra kesirli sayılar ve rasyonel sayılar. 0 biliniyordu ve bir . İkisinin arasında ki sayılar bilinmezken rasyonel -irrasyonel , reel sayıların bulunması pek müthişti.

*Sonra komplex sayılar bulundu. Komplex sayılar bulunana kadar bilinen sayılar nasıldı?

Tek boyutluydu. Yani bir sayı doğrusu üzerindeki sonsuz-sonlu sayılar kümesi.

Komplex sayıların bulunuşuyla , Sayı bilgimiz iki boyuta çıktı. Tıpkı trenin tek boyut olan rayların üzerinden çıkıp düz ovada gitmesi gibi.


Şimdi üç boyutlu sayılar? Mekan belirtirken kullanıyoruz ama sayısal anlamda kullanılıp - kullanılmadığını bilmiyorum.
Ondan sonra dört boyutlu sayılar. Teknik olarak zaman dördüncü boyut olarak bilinir. x-y-z konumunu bildirdi. t : zaman hangi vakitte o konumda olduğunu bildirir. Merak ettiğim cebirde böyle bir sayı olacakmı. Ve bundan sonra başka bir boyut olduğu düşünülecek mi?

İlk resmin tahlilinde wikipediden Nash dengesini , ve oyun teorisini okumanızı önerdikten sonra Kaldıracın sağ kolunda en uçlarındaki bir kürenin ağırlığı değiştirilse nasılda sol koldaki ve en uçtaki kürenin konumunu değiştiriyorsa buradanda Kelebek etkisini görebilirsiniz.

Kaldıraçların konumu ne tam yukarı ne tam aşağı olmadığından (bu bahsettiğim kaldıraç konumu) ve yere göre konumu değiştiğinden burada da bulanık mantığın izlerini görebilirsiniz.
İş bununlada bitmiyor. Kaldıraçların Kendilerini tam ortadan tutturduğumuzu var saydık. Eğer kendini ayarlayabilseydi denge için destek konumunu değiştirdiğimizi ve bunun içine birde zamanı ekleseydik sanırım , biraz daha hayatı anlatırdı (modelleme bakımından)




15 Kasım 2006 Çarşamba

Kimya ve Boks Maçları

Arjantinli yazar Julio Cortazar'ın düzyazı bir boks maçı gibidir, romanı puan alarak kazanabilirsiniz ama öyküde nakavt etmeniz gerekir diye bir sözü vardır. Ben bu sözü yazarın Büyüdükçe diye bir kitabının arkasında okumuştum -ki bu kitabındaki bir öyküsünün meşhur Blow Up filmine esin kaynağı olduğu söylenir, kahretsin ki bu filmin afişi odamda asılı olmasına rağmen hala izleyemedim, ki filmin başka bir versiyonu John Travolta'nın oynadığı Blow Out'tur, onu izleyebildim çok şükür - sonra ekşisözlük'te bu söze tekrar rastlayınca ne yalan söyliyim mutlu oldum... Okan'la (Akoğlu) bunun sinema versiyonunu konuşmuştuk; sinema filminde puanla maçı almak zorundasınız, kısa filmde nakavt etmeniz gerekir, fotoğraf ise ilk raundda nakavttır..Aslında bu söz biraz zorlanırsa etrafımızda her şeye uygulanabilir...En geniş anlamda yaşamın kendisine uygulanabilir ki bunu görmek çoğumuzun işine gelmeyecektir. O yüzden biraz daraltıp bilimle ilişkisini kuralım.. Aslında araştırma yapmak da bir nevi boks maçıdır; karşınızdaki rakip, rekabet ettiğiniz diğer araştırmacılar olabileceği gibi (ki malesef artık durum tamamen o tarafa kaymıştır), maçımız rakipsiz de olabilir. Ama yine de puan toplamaya devam ederiz, puanlarsa araştırmadan duyduğunuz -mutluluk, haz, coşku, adını ne koyarsanız- hislere karşılık gelir. Ve bilim tarihine baktığımızda maçı nakavtla kazananlar, azar azar ama fazla sayıda puan alarak ömrünün sonlarına doğru kazananlar veya ilk raundda tek bir darbeyle kazananlar olduğunuz görürüz... Örnekler çoktur her iki taraf için de... Geçen yüzyılın başındaki efsanevi fizikçiler nakavt grubuna girer, öyle ki Heisenberg ünlü kuramını ortaya attığında 24 yaşındaydı ve 31 yaşında Nobel'i kazandı. Aynı şekilde Watson ve Crick DNA'nın yapısıyla tek hamlede müthiş bir nakavt yaptılar ve o sırada Watson 25, Crick'se 37 yaşındaydı.. Yüzyılın ikinci yarısındaysa puan toplayarak kazananların sayısı giderek artmaya başladı. Bu aslında bir bakıma normal, bu büyük hengame içinde henüz keşfedilmemiş alanlar bulup can alıcı keşifler yapmak artık hiç de kolay değil..Puan toplayarak kazananlara verebileceğimiz en güzel örnek bence total sentezcilerdir. E.J.Corey'i ve K.C. Nicolaou'yu listenin en üstüne koyabiliriz. Corey 1990 Nobel'ini kazanmıştır, adının geçtiği birsürü tepkime ve katalizör vardır ve hem Nicolaou hem de Corey sayısız dehşet karmaşık molekülün total sentezini gerçekleştirmişlerdir, Çok açıktır ki bu ayrımları yapmak bu kadar basit değildir, üstelik nakavtın meydana geldiği raunda göre de bir ayrım yapabiliriz.. Ha bu arada belirtmeliyim ki Linus Pauling bana kalırsa ömrü boyunca hem nakavt etmiş, hem de dehşet puanlar kazanmıştır... Bakalım bu yüzyıl ne gösterecek?

14 Kasım 2006 Salı

Bilimsel olmalı

Merhaba. Vizyon misyon kalite politikası gibi oluşumlarla iyi bir site olsun istiyorum.