13 Aralık 2006 Çarşamba
Çarpma işleminin Somut versiyonu
Peki sıfır varsa ne yapmalı? Sıfır var ise, yok kabul edilir sıfırın sırası geldiğinde yerine bişey çizilmez ve aynen devam edilir.
2 Aralık 2006 Cumartesi
Oyun teorisi
İşte; Oyun teorisi , Bulanık mantık, Nash dengesi, Kelebek etkisi ve hayatı anlatan bir çizgi-resim.
Aynı verileri girip, aynı sonucu alama manın resmi.
Burda yükseklik bir fonksiyon oluşturur. Bu fonksiyonun değişkenleri: Diğerlerinin konumlarıdır. Örneğin Sarı daire yukardadır ama, bağlı bulunduğu kaldıraç aşağıda olduğu için (X1 Sarı kürenin yerden yüksekliği değerinde olsun) bağıl olarak aşağıdadır. Bir ikinci konumda Kendisi aşağıda olmasına rağmen diğerlerinin dengeye geldiği bir anda X2 konumunda - yukarıda olabilir.
Tıpkı; ilk zamanlarda sadece sıfır hariç doğal sayılar bilinip , onların kullanılması gibi hayat sürekli geliştirilmekte.
*önce sıfır bulundu, sonra eksili rakamlar. Sonra kesirli sayılar ve rasyonel sayılar. 0 biliniyordu ve bir . İkisinin arasında ki sayılar bilinmezken rasyonel -irrasyonel , reel sayıların bulunması pek müthişti.
*Sonra komplex sayılar bulundu. Komplex sayılar bulunana kadar bilinen sayılar nasıldı?
Tek boyutluydu. Yani bir sayı doğrusu üzerindeki sonsuz-sonlu sayılar kümesi.
Komplex sayıların bulunuşuyla , Sayı bilgimiz iki boyuta çıktı. Tıpkı trenin tek boyut olan rayların üzerinden çıkıp düz ovada gitmesi gibi.
Şimdi üç boyutlu sayılar? Mekan belirtirken kullanıyoruz ama sayısal anlamda kullanılıp - kullanılmadığını bilmiyorum.
Ondan sonra dört boyutlu sayılar. Teknik olarak zaman dördüncü boyut olarak bilinir. x-y-z konumunu bildirdi. t : zaman hangi vakitte o konumda olduğunu bildirir. Merak ettiğim cebirde böyle bir sayı olacakmı. Ve bundan sonra başka bir boyut olduğu düşünülecek mi?
İlk resmin tahlilinde wikipediden Nash dengesini , ve oyun teorisini okumanızı önerdikten sonra Kaldıracın sağ kolunda en uçlarındaki bir kürenin ağırlığı değiştirilse nasılda sol koldaki ve en uçtaki kürenin konumunu değiştiriyorsa buradanda Kelebek etkisini görebilirsiniz.
Kaldıraçların konumu ne tam yukarı ne tam aşağı olmadığından (bu bahsettiğim kaldıraç konumu) ve yere göre konumu değiştiğinden burada da bulanık mantığın izlerini görebilirsiniz.
İş bununlada bitmiyor. Kaldıraçların Kendilerini tam ortadan tutturduğumuzu var saydık. Eğer kendini ayarlayabilseydi denge için destek konumunu değiştirdiğimizi ve bunun içine birde zamanı ekleseydik sanırım , biraz daha hayatı anlatırdı (modelleme bakımından)
20 Kasım 2006 Pazartesi
Pozitif düşünmek
* Kimlik kartımızı oluştururken iyi düşünmeli, net olmalıyız zira kimlik kartımız, hayattaki duruşumuzu belirliyor.
* CALM
C Change It Ya değiştireceksiniz,
A Accept It Ya kabul edeceksiniz,
L Leave It Ya bırakıp gideceksiniz,
M Manage It Yada onu yöneteceksiniz.
* Değiştirebileceğimiz tekşey kendimiziz, başkalarına ancak örnek olabiliriz.
* Pozitif yaşamın temel noktalarından biri, kişisel sorumlulukları bilmektir.
*Yöneticiler günde 8 ila 10 bin arasında karar alıyorlar.
*Esneklik = Alternatif Sahibi olmak.
*Oyuncak/serüven amaçları belirlemek önemlidir, çoğumuz bunları gözden kaçırıyoruz.
*Bazı küçük savaşları, büyük zaferler için feda etmek gerekir,
*Bir şeye adanmak ile ilgi duymak arasında çok fark var; bir amaca ulaşmak içine dalmak gerekir.
* Hayatta ki amaçlarımıza ulaşmamızda bizi engelleyen şeylerin başında alışkanlıklarmız geliyor.
*İnsanları çoğunlukla alışkanlıkları yönetir.
*Geleceği tahmin etmenin en iyi yolu onu yapmaktır. P.Ducker
*Kendimiz için SWOT analizi .
*Pozitif düşünme, korkularınız yoksa işe yarar.
*Tutkularınızı keşfetmek,
*Connection=Collection
*Ne kadar çok hayatla bağlantınız varsa okadar çok toplarsınız.
* Bizim için sadece zor olan vardır.
18 Kasım 2006 Cumartesi
Toyota Kanban Modeli
Toyota Holding’in otomotiv üretim şirketinde üretim kapasitesini arttırmak için yaptığı değişiklikleri ve geleneksel üretim sistemlerinde depolama ve israfı önlemek için denenen ve başarılı olan KANBAN adı verilen üretim sistemi anlatılıyor.
Toyota Holding’in ana damarı olan Toyota otomotiv şirketi, bir çok değişik taslak çalışmalarla üretimi arttırmıştır. Teori olarak düşündükleri bir üretim şeklide tamamen robotların montaj yaptığı bir fabrika kurmaktır. Bu robotların üretim yaptığı fabrikada hiç bir insan gücü olmaması ve kapkaranlık bir ortamda 24 saat robotların montaj yapması hedeflenmiş, daha sonra verdikleri kararda, insan işçiliğini tamamen terketmenin doğru olmadığı bir üretim şekli olduğuna karar vermişlerdir. Ayrıca bütün robotların yapacağı ilk maliyet ve robotların bakım masrafı için harcanan paranın ekonomik olmadığına karar vermişlerdir.
Yazarın kitapta tekrar tekrar vurguladığı da üretimi artırmak için yapılacak şeyin yeni yatırımdan ziyade varolan sistemi düzeltmeye çalışmaktır. Sisteme yapılacak yeni yatırımın ise israf olacağını ve bunun üretime fayda etmeyeceğini aktarmaktadır. Yeni sistem arayışları yerine elde varolan sistemi geliştirmenin daha doğru olduğu savunulmuştur. Varolan üretim sisteminde israf olan etaplarda israfları önleyerek iyi bir üretim yapılacağı söyleniyor.
KANBAN üretim sistemi aynı zamanda bir kart üretim sistemidir. Bu sistem stoklama ve ekstra üretim yapılmasını engellemektedir. Üretim tamamen tüketime dayalıdır. Ne kadar araç satılırsa o kadar araç üretilir. Tüketilen mal sayısı direkt olarak bilgisayara işlendiği için yapılacak üretim sayısıda belli olur ve böylece stoklamaya (warehousing) gerek kalmaz. Stoklamaya ayrılan zaman, maliyet ve işçiliği israf olarak kabul edersek israf tamamen ortadan kalkmış olur. KANBAN kart sistemi çalışan personelin hazırladığı kartlarla yapacağı işlerin safhalarını gösterir. Bu kartlarla işçi bir sonraki safhayı bilir ve aynı zamanda kontrol eden de işçilerin hangi safhalarda olduğunu rahatlıkla görebilir. Böylece üretimi aksatan bir personel veya departman varsa kolaylıkla anlaşılabilir.
Süper Öğrenme
Son yıllarda yapılan bir çok araştırma; insan beyninin müthiş bir potansiyele sahip olduğunu, aklın yapıcılık kapasitesinin sonsuz olabileceğini, bilinçli komutlarla beyin merkezimizin geliştirilebileceğini ve düşleyemediğimiz güçlerimizi kullanabileceğimizi ortaya koymuştur.
Bilim adamları insanların içinde yaşadığı kozayı kırdığını, içindeki potansiyeli fark ettiğini, bu potansiyeli çeşitli metotları uygulayarak, öğrenme sistemlerinin geliştirilebileceğini, çeşitli deneylerle kanıtlamışlardır. Bütün bu araştırmaların temelinde insanın mantıklı bir zekaya, bedene ve yapıcı zekaya sahip olduğu ilkesi diğer bir deyişle bedenin sağ ve sol beyinle uyum içinde kullanılması ilkesidir yatmaktadır. Düşünme süreci konusundaki karmaşık araştırmalar, sağ ve sol beynin uyumu kavramına yönelmiştir. Teoriye göre beynimizin sol tarafı, mantıklı, akıllı, analitik düşünür. Beynimizin sağ tarafıysa, iç güdü, yapıcılık ve düş gücüyle ilgilenir. Teoriler, sol beynin, bedenin ve sağ beynin birbirlerine karşı çalışmalarına ve yeteneklerinizi kısıtlamalarına engel olarak, bu üç faktörü birlikte çalıştırarak süper öğrenmeyi ortaya çıkarır. Süper öğrenme teknikleri uygulanırken, insanlardaki mevcut bazı olumsuz kanıları örneğin; korkuları, suçluluk duygusunu, kendini küçük görme ve sınırlı yetenekleri ortadan kaldırmaya yönelik programlar da birlikte uygulanmaktadır. Kendimizi engellediğimiz bir çok duvarı yıkıp, engellenmemiş kişiliğimizi ortaya çıkarır. Süper öğrenme size yeni bir şey vermez, zaten sahip olduğunuzu yani kendinizi ortaya çıkarır. Eğitimciler buna" engellenmemiş, kendini merkeze koyan ve ışık saçan kişilik ” diye tanımlarlar.
1960’lı yıllardan sonra özellikle Bulgar ve Rus bilim adamları insanların öğrenme yeteneklerini ve bellek gücünü arttırma üzerine çalışmalar yapmaya başlarlar. Bulgarlar 1960 yılında Sofya’da Dr. Lozanov yönetiminde Öneribilim Enstitüsünde çalışmalarını hızlandırırlar. Araştırmacılar beyin kapasitemizin yüzde onunun kullanıldığını, geri kalan yüzde doksanının harekete geçirilmesinin öğrenilmesi gerektiğini vurgulanmaktadır. Dr. Lozanov Öneribilim Sistemi adını verdiği öğrenme sistemi ile insanların akıl ve bedenlerinin kapalı noktalarına erişmeyi, beynin sağ ve sol kısımlarının bir orkestra gibi uyum içinde çalışıp, insanların yapmak istediklerini daha iyi yapmalarını sağlamaktadır.
Öğrenmeyi elli misli hızlandıran sistemde; temel eğitimde, ilk başlayan programlarda, yeni bir iş öğrenmede ve kişinin yeteneklerini genişletmede inanılmaz sonuçlar elde etmiştir. Araştırmalar sonucunda beynin engellemeden, rahatsız edilmeden çalışması durumunda her türlü bilgiyi sünger gibi emdiğini, beynimizin bilgileri kayıt makinesi gibi kayıt ettiğini tespit etmişlerdir. Öneribilim yönteminde müzikle birlikte yabancı dil öğrenimi uygulanmış iki saatlik bir seansta 120-150 kelimenin çoğunun okunup-yazılmasını ve gramer kurallarını da zahmetsizce öğrenmişlerdir. Gayret göstermeden hiçbir şey öğrenemeyeceklerini düşünmelerine rağmen, birkaç hafta içinde daha önce tek kelime bilmedikleri yabancı dili su gibi öğrenmişlerdir.
Öneribilim Enstitüsü, eğitimciler, doktorlar ve mühendislerin birlikte çalışmaları ile hızlı öğrenme ve süper belleği nelerin harekete geçirdiğini anlamaya çalışırlar. Bu kurstan mezun olanlar sık sık merkeze çağrılıp çeşitli sınavlara tabi tutulmuş,böylece öğrenciler hızlı öğrenmenin yanında öğrendiklerini de unutmamışlardır. Dr. Lozanov’un; aklın kapalı kapılarını açarak süper belleği geliştirmek ve hızlı öğrenimi sağlamak için kullandığı müzikli hatırlama yöntemi üzerinden epey bir zaman geçmiştir. Bugün bu sistem diğer ülkelerde de kullanılmaktadır.
-Süper öğrenme ile ilgili çalışmalarda bazı psikolojik engellerin öğrenmeyi engellediği ortaya çıkmış bunlar genelde şu başlıklar altında toplanmıştır;
-Eleştirici/Mantıksal Engel: Kişinin başkaları başarır, ama ben asla şeklindeki yorumları.
-Sezgisel/Duyusal Engel: Daha önceki deneyimlerin, beceriksizliklerin güvenini sarsması, gelecekteki hayatını da etkiler.
-Etik/Ahlaksal Engel: İnsanların çoğu öğrenmenin zorlu, sıkıntılı ve ağır bir iş olduğuna şartlanmışlardır.
Süper Öğrenme Nasıl Gerçekleşir.? :
Potansiyelinizi yükseltmek ve kendinizi iyi hissetmek için çeşitli teknikler yüzlerce araştırma sonucu ortaya konulmuştur. Bunlar kısaca;
(a) Rahatlama Egzersizi :
Bu tip egzersizler sadece beden gerginliğini gidermek için değil, bilinç altıyla bağlantı kurulmanın da ilk adımlarıdır. Kas gerginliklerini gidermek vücudun gevşemesi insanların yorgunluktan kurtulup, canlı, faal ve iyi bir konsantrasyon için de ilk adımdır.
(b) Psikolojik Gevşeme :
Fiziksel gerginlik ve gevşeme gibi beden hareketlerinin yerine, hayal gücüyle gevşemede bir diğer gevşeme yöntemidir.
(c) Öğrenmenin Ve Hatırlamanın Zevki:
Kişi; kendi kendisine“kolay öğrenirim, mükemmel hatırlarım” demekle, öğrenmeyi ve hatırlamayı harekete geçiremez. Aklın derinlikleriyle, bilinç altıyla iletişim kurarken mesajları iletmeye yardımcı olan duygulardır. Başarılı bir deneyim sonunda hissedilen zafer duygusu, keyif hatırlanırsa öğrenme sürecinde daha hızlı bir etkileşim ortaya çıkar.
(d) Tempolu Nefes Alma:
Bu egzersizde ise ritimle nefes almayı öğrenme ve nefes kontrolüyle beden ve akıl ritimlerini yavaşlatma için kullanılır.
Dr. Lozanov’un Öneribilim Enstitüsünce geliştirilen süper öğrenme teknikleri 1976 yılından beri Bulgaristan’da 17 devlet okulunda- Lozanov’un yöntemiyle- ders işleme şeklinde uygulanmaktadır. Bu okullara devam eden çocukların her birinin dahi olduğunu düşünün. Bu tür bir öğrenim sistemi ile hasta çocuklar, ağır öğrenen çocuklar bile istenen standartta ulaştırılabilir.
Bütün bu gelişmeler askeri kesiminde gözünden kaçmamış, Askeri Akademilerden bu tekniği incelemek üzere çok sayıda kişinin geldiği de tespit edilmiştir. Ordu hızlı öğrenmeyi, sadece okuması yazması olmayan acemi erlere değil, aynı zamanda modern askeri silahların nasıl çalışacağını gösteren teknik bilgileri öğrenmesi gereken personele de uygulamak istemektedir. 1977 yılından sonra bu teknikler Bulgaristan ve Rusya tarafından uygulanmıştır.
Batı dünyası bu gelişmeleri yakından takip etmiş, kendi ülkelerine taşıyarak, eğitim sistemlerinde uygulayarak öğrenme performanslarını çok üst seviyeye çıkarmışlardır. Batılılar süper öğrenme, süper bellek sistemini ilk kez duydukları zaman sistemi rahat koltuklara oturup, müzik eşliğinde yabancı dil kasetleri dinleme şeklinde algılamışlar, uygulamaya başladıklarında başarısız olmuşlardır.
Hızlı öğrenmenin iki temel sırrı olan; “Gevşemiş olma ve ritmin eşzamanlı olması” daha sonra anlamışlardır. Bedenin ve aklın uyum içinde çalışması hızlı öğrenmeyi kolaylaştırmıştır. Dr. Lozanov bedenin gevşemesinde çeşitli meditasyon yöntemlerini kullanmış fakat belirli ritimli müziğin belirli bir şeklinin bedeni gevşettiğini gözlemlemiştir. Süper öğrenme seanslarında özel bir müziğin barok bestecileri dediğimiz Bach, Vivaldi, Telemann, Corelli, Handel’in eserlerini günde birkaç dakika dinleyenlerin gerilim ve stresten arındıkları, hatırlama ve fark etme gibi fonksiyonlarının geliştiği ağrılarının yok olduğu tespit edilmiştir. Bütün dünyadaki bilim adamları bu tür müziğin bitkilerin gelişiminde bile olumlu izlerini, yapılan deneyler ile ortaya koymuşlardır.
Dr.Lozanov;“Tarih ve toplum sürekli bize yeteneklerimiz hakkında bir takım önerilerde bulunuyor ve bu öneriler neler yapabileceğimiz konusunda bizi küçümseyerek sınırlıyor.” diyor. Sınırlamalara inanmak, sınırlı insanlar yapar. Bizi bağlayan engellerin çoğu bilinçsiz önerilerdir. Doğduğumuz andan itibaren çevremizdekilerden nasıl davranmamız gerektiğini ve nasıl olmamız gerektiğini belirten öneriler almaya başlarız. Araştırmacılar “Uçabilirsiniz, ama önce kozanızı kırmanız gerek” diye öneriyorlar. Eğer uçmak istiyorsak, kontrolü ele almalıyız.
Sorun Çözme Teknikleri
Yöneticilerin çalışma hayatlarında karşılaştıkları sorunların dışında insanlar gelir. İnsan unsurunu bir şekilde ele almak, başarılı çözümler bulmak yöneticiler için zorunludur. Yöneticiler sorunları çözerlerken başarılı çözümler bulamazlar ise işlerinde başarılı olamazlar başarılı olmak için sistematik bir yöntem kullanıp gerekli becerileri alıştırma yaparak kullanmaları gerekir. Becerileri teker teker pratiğe geçirmek için bir planın yapılması gereği unutulmamalıdır.
2. DAADİ Modeli :
Daadi Modeli sorun çözme tekniklerinin temel modelidir. Sorunları etkili bir şekilde çözmek için önerilen en iyi model Daadi Modelidir. Daadi Modeli ile sorunları çözerken belirli aşamalardan geçilmesi gerekir. Bu aşamalar şunlardır ” Dinleme, Araştırma, Amaç Saptama, Destekleme, İzleme “ Daadi modeli Denilmesinin amacı aşamalarının baş harflerinden gelmektedir. Daadi sistematik olma ve geri besleme kriterlerini karşılamaktadır. Model araştırma aşaması sayesinde yöneticiye büyük bir özgürlük tanır. Ve sonrada ortaya çıkabilecek ikincil sorunlarında gerektiği gibi ele alınmasına olanak sağlar. Neden yönetici dinleme sorunlu olan kişinin olaya bakış açısını görebilmek için onu iyi dinlemesi gerekir. İyi dinleme yöneticinin sorunu mümkün olduğunca karşısındaki kişinin bakış açısından anlaması demektir. Sorunlu olan kişi böyle yaptığınızı anladığı zaman alacağı yardımın karşılıklı anlayış temeline dayandığını bilir ve böylece yönetici psikolojik düzeyde araştırma aşamasında başarıya ulaşmış olur.
Dinleme Becerileri :
Dinlemenin yönetici açısından ne derece önemli olduğundan bahsetmiştik. Dinleyici (Yönetici), sorunu dinlerken dikkat etmesi gereken konular vardır.
Dinleyici konuşanın kendini baskı altında hissetmeden, rahatça ifade etmesini
sağlayacak şekilde sessiz kalmalıdır.
Dinleyici karşısındaki kişinin söylediklerini ve duygularını anladığını belirtmek için
sözlerini ara sıra özetlemelidir.
- Dinlemenin en önemli parçalarından biriside sözel olmayan iletişimdir. Yönetici bu
konudaki becerilerinide geliştirmelidir.
Neden Araştırma :
Daadi Modeli sorun çözmek için önerilen en iyi modeldir demiştik. Neden araştırma da bu modelin aşamalarından birisidir. Bu aşamanın amacı ; istenilen değişikliğin gerçekleşmesini sağlayacak amaçlar saptamak üzere sorunun özünü ortaya çıkarmak için durumu incelemektir. Bu aşamada yönetici sorunu olan kişinin durum hakkındaki durum ve davranışları tam olarak anlamasına yarar.
Temel Araştırma Becerileri :
Araştırma, sürece temel oluşturan altı temel becerinin kullanılmasını gerektirir.Bunlar :
Anlayışı geliştirip açıklığa kavuşturacak yapıcı sorular.
Konuşan kişinin bahsettiği derin anlamları yansıtan yorumlayıcı özetler.
Mevcut durumda önem taşıyan duyguların araştırılması.
Sorunu olan kişiye kendini somut olarak ifade etmesi için yardımcı olmanın yolları.
Seçilmesi mümkün eylem çizgilerinin sonuçlarının test edilmesi.
Konuyla ilgili enformasyonun verilmesidir.
Başka Araştırma Becerileri :
Araştırma aşamasında kullanılan becerilerle ilgili birkaç yöntemin, sorunun önemli noktalarını saptamakta yararlı olduğu görülmüştür.
- Kalıplar : Ele alınan durumlar yada bunlarla geçmişte yaşanan bazı olaylar arasında
ortak bir yön bulunduğu, tarafların dikkatini çeker. Bunun araştırılması, sorunun ortaya çıkmasında bir davranış kalıbının rol oynadığını gösterir.- Varsayımlar : Sorunu olan kişiler hepimiz gibi, yaşam hakkında genel olarak insanlar
hakkında ve tek tek kişiler hakkında varsayımlar yaparlar. Bu varsayımların yanı sıra başvuru çerçevesi, tutarsızlıklar, anlamlı unutkanlıklar, anlamlı değinmeler, birden fazla görüşmeler ve pratikte başka araştırma becerilerinin içerisinde yer almıştır.
Araştırma Sentez :
Araştırma aşaması ilerledikçe konuyla ilgili olgular saptanır ve incelenir. Araştırma aşamasının yapısı hipotez oluşturma süresi etrafında kuruludur.
Bu arada tarafların sorun üzerinde bir ekip olarak çalıştıkları işbirliği ortamı kurması gerekir. AMAÇ : bir suçlu bulmak değil sorunu çözmektir.
Amaç Saptamanın İlkeleri :
İyi dinleme ve iyi araştırma, bazı yöneticilerin kolay kazanamayacağı ve çoğu ustalaşmak için sürekli pratik gerektiren bir dizi beceri gerektirir. Şunu da unutmamak gerekir. Daadi süreci bir bütündür. Bir örnek vermek gerekirse “ bir zincir, en zayıf halkası kadar kuvvetlidir “ sözü burada en zayıf halkası genellikle amaçların saptanmasıdır. Amaçların saptanması kolay gözüktüğü için bu iş kötü yapılır. Fakat kolay gözüktüğü kadar kolay olmasına karşın bir o kadar da karmaşıktır.
İşeyarar Amaçlar Seçmek :
İşe yarar amaçlar seçmek konusunda en önemli husus somut amaçları belirlemektir. Somut amaçlarda kendi arasında somut alt amaçlara ayrılır. Burada sorunun çözülmesi için hangi amaçlar yada alt amaçlar seçilmiş olursa olsun, bunların SGGD kriterine uyması gerekir. Bu testi geçemeyen amaçlar ya değiştirilmeli yada bir tarafa bırakılmalıdır. Seçilen amaçlar somut olmalı, gerçekçi olmalı gözlenebilir ve değerli olmalıdır. İşe yarar amaç seçerken seçilen amaç bu özellikleri taşımalıdır.
Amaçlar ve Ödüller :
İnsanlar yapmış oldukları iş karşısında elde edecekleri yararın büyüklüğüne uygun bir biçimde hareket ederler. Yani elde etmeği umdukları yararın büyüklüğüne göre davranırlar. Burada yararlar arasında uygun bir denge oluşmasını sağlayacak amaç ve alt amaçlar formüle ederken kullanılabilir ve bu da amacın gerçekleşmesine yardımcı olur.
Destekleme :
Destekleme sorun çözme tekniklerinin temel modeli olan Daadi modelinin dördüncü aşamasıdır. Sorun çoğu zaman dinleme aşamasında iken karışık ve duygusal bir tartı ortaya konmuştur. Araştırma aşamasında ise sorunu çözümlemek, neyin değişmesi gerektiğini saptamak olanaklı hale gelmiştir. Ama bu değişikliğin gerçekleştirmek amaç saptanmadıkça ve sorunu olan kişi bu amaçlara ulaşmaya hazır olmadıkça hangi değişikliğin yapılması gerektiğini saptanması işi basit bir düzeyde kalır. İşte bu AMAÇ SAPTAMA AŞAMASI’ nın görevidir. Ama amaçları gerçekleştirmeye başlamadan önce bir başka aşamaya geçilmesi gerekir. Bu aşamanın gerekli olduğu yöneticiyle sorunlu olan kişinin açıkça göremediği durumlarda yardımcı tabloları çok yararlıdır. Bu tablolar yardımı ile amaç DESTEKLENİR. Yönetici destekleme aşamasında ; açıklama, gösterme, deneme ve eleştiriden oluşturulan bu çerçeveyi unutmaması gerekir.
İZLEME :
İzleme aşamasında yönetici saptanan amaç ve alt amaçlara ulaşma çabalarını gözler. Burada yapılmasına karar verilen şeylerin yerine getirilip getirilmediği ve bunların işe yarayıp yaramadığı araştırılır. Gördüğü başarılar onaylayarak ödüllendirilir, stratejinin adım adım gerçekleşmesinin gözetim ve başarısızlık durumlarında süreci çözümleyip gerekli önlemleri alır. Bu amacın gerçekleşmemesinin çeşitli nedenleri olabilir. Bu nedenlerin kimisi iyi kimisi de kötüdür. Amaca ulaşmamasının yedi nedeni vardır ve bu nedenler bu bölümde yer almıştır.
Gerekenlerin yapılması için fırsat çıkmamıştır.
Amaç kötü seçildiği için ulaşılması olanaksızdır.
Strateji kötü seçilmiştir ve adımlar fazla büyüktür.
Sorunu olan kişinin daha fazla desteğe gereksinimi vardır.
Durumu değişmiş ve sorunu ortadan kalkmıştır.
Sorunu olan kişi değişmiş ve sorun ortadan kalkmıştır.
Sorunu olan kişinin motivasyonu yada özgüveni yeterli değildir.
DAADİ : Yönetim için bir araç Daadi çeşitli yöntem becerilerini içeren düzenli bir süreçtir. Bu nedenle sorun çözmenin yanı sıra değişik alanlarda da kolaylıkla kullanılabilir. Daadinin başka alanlarda kullanılmasına örnek vermek gerekirse
Daadi becerilerinin günlük yöntem etkinliklerinde kullanılması
Şefinizle ilişkilerinizde kullanılması
Küçük gruplarda kullanılması
Simyacı
Romanın kahramanı Santiago’nun anne ve babası, rahip olması için onu papaz okuluna göndermiştir. Santiago, okuldan arta kalan zamanlarında babasına ait koyun sürüsünü otlatmaya götürür, bu sayede dağ, taş, tepe demeden Endülüs’ü gezerdi. Onaltı yaşına geldiğinde rahip olmak istemediğini, okuldan ayrılmayı ve gezginci olmak istediğini babasına söyler. Bunun üzerine babası da, oğluna içinde üç adet altın İspanyol parası olan bir kese vererek oğluna “git, kendine bir sürü al ve en iyi şatonun bizim şatomuz ve en güzel kadınların bizim kadınlarımız olduğunu öğreninceye kadar dünyayı dolaş” der ve oğlunu kutsar.
Santiago’nun sırtında bir heybesi ve içinde de yatarken yastık olarak başının altına koyduğu bir kitabı ve yamçası vardı. Önce, babasının vermiş olduğu parayla bir koyun sürüsü alır ve yaşamının büyük düşünü gerçekleştirmeye başlar; artık geziyordur. Bazen “Papaz okuluna Tanrı’yı aramak için nasıl gidebilirdim?” diye düşünüp bunun kendisini sıktığını düşleyip tekrar kendi yazıgısı doğrultusunda bir başka yolculuğa çıkıyordu. Ancak dünya çok büyüktü, sonu gelmiyordu. Kısa bir süre de olsa koyunlarının kendisine yol göstermesine izin verse de sonunda bir yığın ilginç şeyler keşfederek tekrar onların peşinde sürüklenmekteydi. Her gün yeni bir yere gittikleri otlaklar değiştiği halde bazen mevsimlerin bile birbirine benzemediğini dahi anlamıyorlardı. Koyunların yiyecek ve sudan başka bir kaygıları yoktu. Dağ, taş, köy kasaba geçip akşam hava karardığında koyunları kurtlara karşı emniyete alacak müsait bir yer bulduklarında yatıyor ve sabah hava aydınlanıncada tekrar aynı şekilde gezmeye başlıyordu.
Ancak akşam yattığında uykusunda gördüğü rüyaların da etkisinde kalarak; gördüğü bir düşün gerçekleşme olasılığının yaşamını ilginçleştireceğini düşünüyor ve o şekilde hareket ediyordu. Romanın ana konusunu teşkil eden Mısır Piramitleri’ne gitmesi ve orada hazine bulacağı ona rüyasında söylenmişti. Romanın kahramanı, rüyasını gerçekleştirmek için önce bir falcı kadına rüyasını anlatır. Falcı kadın, kendisine tatmin edici bir cevap veremez, ancak bulacağı hazinenin onda birini kendisine vermesini ister. Bunun üzerine bir daha düşlere inanmamaya karar vererek oradan ayrılır ve yine koyunlarıyla dolaşmaya devam eder. Ancak daha sonra geldiği kasabada karşılaştığı ve kendisini Salem kralı olarak tanıtan yaşlı adamla konuşur, kendi amaçlarını anlatır. Yaşlı adam, hayatın gizemleri hakkındaki bilgiye karşılık Santiago’dan sürüsünün onda birini vermesini ister. Sarayına davet eder ve çobanı bir teste tabi tutar. Bir yemek kaşığının içine sıvı yağ koyarak kaşığı ağzında tutarak sarayını gezmesini ister. Bu testin amacı, “mutluluğun gizi dünyanın bütün harikalarını görmektir ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan” der. Çoban, mesajı almıştır. Yaşlı adam, Santiago’ya biri beyaz diğeri siyah olmak üzere iki adet gizemli taş verir ve siyah olanı “evet”, beyaz olanı “hayır” anlamını taşıyan bu taşları “zora düştüğün zamanlarda kullanırsın ancak kendi kararını kendin vermeye çalış” der.
Santiago, falcı kadından ve yaşlı adamdan aldığı işaretlerden sonra Mısır’a gitmek için önce koyun sürüsünü satar ve parasını cebine koyarak yola çıkar. Afrika’nın bir liman şehri olan Tanca’da kendisinin turizm danışmanı olduğunu söyleyen bir Arap çocuğu ile tanışır, Mısıra gidebilmek için sahranın geçilmesinin gerektiği bunun içinde deve almak üzere Arap çocuk ile beraber pazara giderler. Fakat Arap paralarla birlikte kaçarak Santiago’yu bu şehirde parasız pulsuz bırakır. Bunun üzerine Santiago para kazanmak için bir billuriyeci dükkanında çalışmaya başlar. Billuriyeci ile ilişkilerini geliştirdikçe ikisinin de hayallerinin benzer olduğunu farkeder. Ancak billuriyecinin yıllardır kutsal yolculuğa (hacca) gidişini gerçekleştiremediğini öğrenir ve hayallerine ulaşmak için daha değişik yöntemlerle para kazanmalarının gerektiğini anlatır. 6 ay kadar burada çalıştıktan sonra Santiago yeterli parayı kazanarak tekrar yola koyulur. Yolda bir İngiliz’le karşılaşır. İngiliz de aslında simyacıyı aramak için çölü geçmek istemektedir. Birlikte bir deve kervanıyla çölü geçmek üzere yola çıkarlar.
Santiago, çölden de daha birçok şey öğrenebileceğini düşünerek dikkatli gözlemler yapmaktadır. Fakat İngiliz arkadaşı ise elindeki kitapları okumakla meşguldür. Yolda karşılaştıkları güçlüklerde kendi kişisel menkıbelerini aramak üzere yola çıktıklarını söylüyorlardı. Kendi kişisel menkıbesini yaşayan kimse, “her şey bir ve tek şeydir” sonucuna varır ve neye ihtiyacı varsa onu elde edebileceğini bilirdi. Simyacı, evrendeki sonsuz yolculuğunda en büyük sorunun her şeyin bir ve tek olduğunu anlamak ve bu biricik şeyin kendi gerçek görevini yerine getirmesiyle her şeyin mümkün olacağını bilirdi.
Santiago, yüreğinin söylediklerini dikkatle dinleyerek çölde ilerlemesine devam etti.Karşılaştıkları güçlükler karşısında hep kendi kişisel menkıbesine güvendi ve sonunda kumullar tepesine ulaştı. Piramitler, bütün görkemiyle karşısında yükseliyordu. Dizüstü düşüp ağladı ve kişisel menkıbesine ulaşırken rastladığı insanlar için Tanrı’ya şükretti. Hazineye ulaşmak için kumulu bütün gece boyunca kazdı. Sabah gün doğarken doğruldu ve piramitlere baktı. “Gerçekte kendi kişisel menkıbesini yaşayan kimseye karşı hayat cömerttir” diye düşündü. Piramitlerin de ona gülümsediğini hissederek yüreği neşeyle dolu olarak o da piramitlere gülümsedi. Sonunda hazinesini bulmuştu.
Sonuç olarak; Romanın kahramanı Santiago babasının verdiği parayla aldığı koyun sürüsü ile birlikte geceyi geçirdiği eski, yıkık bir kilise bahçesindeki incir ağacı altındadır. Sabah uyandığında gerçekten bulunduğu yeri kazmış ve içi mücevher dolu bir sandık bularak rüyasında gördüğü ve Mısır’a piramitlere kadar gidip bulmayı arzuladığı hazineye kavuşmuştur.
Simyacı’yı okumak, herkes daha uykudayken güneşin doğuşunu izlemek için şafak vakti uyanmaya benziyor.
Savaş Hileleri
Strategem (savaş hilesi, Çince ji) sözcüğü, Çince’de en eski askerlik kuramı metninde, Sun Tzu’nun “Savaş Sanatı” isimli incelemesinde geçer. Sözcük bu incelemenin ilk bölümünün başlığında yer almaktadır. Bu bölümde savaş sanatı, yanıltma, aldatma sanatı olarak tanımlanır. Sun Tzu için düşman karşısında askeri yoldan elde edilen zafer, savaş sanatı açısından yapılan değerlendirmede ancak üçüncü sırada yer alır. O, ikinci sıraya diplomatik araçlara başvurularak kazanılan zaferi koyar. Fakat ilk sırayı strategem yoluyla kazanılan zafer alır. Ünlü Prusyalı general, savaş kuramcısı ve stratejist Clausewitz’de “Savaş Üzerine” adlı kitabında bu konuyu savunmuştur.
Strategem, dar anlamda hile veya aniden tasarlanmış bir eylemden planlı olarak düşünülmüş bir eyleme kadar, geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. Şu durumlar için söz konusudur:
İçinden çıkılması zor görünen, doğrudan bir çıkış yolu bulunamayan durumlar
Karşıdaki kişi tarafından görülmeyen, farkına varılmayan durumlar
Gizli olarak sahneye konulmuş ve bu nedenle çoğu kez tiyatro etkisi yapan, fakat karşıdaki kişinin gerçekmiş gibi etkilendiği durumlar
Sözcüğün en geniş anlamıyla “aldatma” gerektiren durumlar
Uygulayanın amacı bakımından “iyi” görünmekle birlikte karşı taraf için “kötü” olması gerekmeyen ve hatta onun için bile “iyi” sayılabilecek durumlar
Strategemlerin çeşitli kategorileri vardır:
Doğruyu tam göstermemek, başka şekilde göstermek, kamufle etmek
Karşı tarafta aldatıcı umutlar uyandırmak, yanlışı doğruymuş gibi göstermek, görünüşe aldanmayı sağlamak, kandırmak
Ganimete konmak
İnisiyatif kazanmak, inisiyatifi elde tutmak
Baştan çıkarmak, yanlış yönlendirmek
Kaçmak, gözden kaybolmak
Eski bir Çin atasözü şöyle der: “Savaşta hiçbir hileyi hor görme.” Bu nedenle strategemler kuramı, askerlik kuramının önemli bir bölümüdür. Savaşan bir komutan inisiyatifi kendi eline geçirmek isterse, düşmanını sürprizlerle mat etmeye yönelmek, yani düşmanın durumunu gözeterek uygulanabilir strategemler düşünmek zorundadır. Bu onu, kötü bir durumu iyi bir duruma dönüştürmek ve az sayıda bir kuvvetle düşmanın üstün gücüne karşı zafer kazanmak üzere harekete geçirir. Öyle ki, böyle bir strategemle o komutan, düşmanı askeri güç kullanmaksızın bile dize getirebilir. Askeri strategem sanatının temelinde yatan ilkeler, en yüksek ölçüde doğadan çıktıklarından, askeri strateji ve taktiğin genel ilkeleri olarak büyük bir yaşama gücüne sahiptirler.
STRATEGEM 1: İMPARATORU YANILTMAK VE DENİZİ AŞMAK
ÖZÜ: Amacı gizlemek, rotayı saptırmak. Takiyye strategemi..
YORUM: “Demek ki herkesin gözü önünde açıkça olup bitenler, sadece ve çoğu kez derinde yatan bir gizi örterler.”
STRATEGEM 2 : ZHAO’YU KURTARMAK İÇİN WEİ’Yİ KUŞATMAK
ÖZÜ: Düşmanın aşikar zaferini, onun korumasız, zayıf yerlerinden birini tehdit ederek yenilgiye dönüştürmek. Boşluk bulma strategemi.
YORUM: “Savaş suya benzer. Hiçbir belirli biçimi yoktur. Taktiğini düşmanın durumuna göre uygulayan ve zafere ulaşan kişi, layıkıyla bir iş yapmış sayılabilir.”
STRATEGEM 3 : BAŞKASININ HANÇERİYLE ÖLDÜRMEK
ÖZÜ: Bir düşmanı bir yabancı el aracılığıyla saf dışı bırakmak. Kendini tehlikeye atmadan birini dolaylı yönden rahatsız etmek. Vekil kullanma strategemi. Kendi yerine birini işe koşma strategemi.
YORUM: “Kendi gücün sınırlı ise düşmanın gücünü ödünç almalısın. Düşmana zarar veremiyorsan, onu kendi hançeriyle vurmayı denemelisin. Hicbir generalin yoksa, düşmanın generalini ödünç al. Hiçbir şey yapamıyorsan, hareketsiz kal. Hiçbir çıkış yolun yoksa, düşman eliyle amacına ulaş.”
STRATEGEM 4 : YORGUN DÜŞMANI SUKUNETLE BEKLEMEK
ÖZÜ: Yorgun (bitap) düşürme strategemi
YORUM: “Güçlü düşmanı yorgun düşürerek zayıflatmak gerekir.”
STRATEGEM 5 : HIRSIZLIK YAPMAK İÇİN YANGINDAN YARARLANMAK
9 öyküyle açıklanmıştır.
ÖZÜ: Bir mahrumiyetten, bir güçlükten, bir krizden yarar sağlamak. Kaosa düşmüş düşmana saldırmak.
YORUM: “Sadece tarlasını işleyen, eğitimi ve okumayı yararsız sayan köylüler büyük zararlara uğrarlar.
STRATEGEM 6 : DOĞUDA GÜRÜLTÜ ETMEK, BATIDA SALDIRMAK
ÖZÜ: Saldırıyı doğudan yapacağını duyurmak, fakat bunu batıda yapmak. Saldırının gerçek istikametini gizlemek amacıyla, bir başka istikamette manevra yapmak. Sözde saldırı strategemi.
YORUM: “Doğu’ da(n) gürültü çıkart; Batı’ da(n) saldır.”
STRATEGEM 7 : BİR HİÇTEN BİR ŞEY ÇIKARMAK
ÖZÜ: a Bir sahte tehlikeyi öylesine sahnelemeli ki, rakibin (düşmanın) dikkati, ardından gelmekte olan gerçek tehlikeyi sahte tehlike sayacak şekilde çelinmiş ve rakip (düşman) herhangi bir savunma önlemi almadan kurban durumuna düşürülmüş olsun.
b Bir sahte senaryoyla düşmanın gerçeği başka türlü algılamasını sağlamak ve bu suretle avantaj elde etmek.
c Uydurma haber yaymak; düzmece bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek; ortalığa söylentiler yaymak; tezvirat ve yalan kampanyası açmak; karalama taktiği gütmek; bir sivrisinekten fil yapmak; abartma manevrası.
YORUM: “Yuvarlanan bir top, deliğe düşerse, yuvarlanması sona erer; oysa akıllı bir adamın yaydığı bir söylenti yoluna devam eder.”
STRATEGEM 8 : GÖRÜNÜŞTE ASMA KÖPRÜYÜ ONARMAK, FAKAT GİZLİCE CHENCANG’A YÜRÜMEK
ÖZÜ: a Yürüyüş yönünü kamufle etme strategemi.
b Asıl amacı sıradan bir eylemin ardına gizlemek; normal, alışılmış, teamüle uygun bir eylemin arkasına, tam aksi bir eylemi gizlemek.
YORUM: “Düşmanın saldırısını etkisiz kılacak olan şey, olağan ile olağandışını birleştirmektir. Genel olarak savaş sırasında olağan olandan bir yan katkı olarak yararlanılır. Fakat zafere, anormal olandan yararlanılarak ulaşılır.
STRATEGEM 9 : KARŞI KIYIDA YANAN ATEŞİ GÖZLEMEK
ÖZÜ: Düşmanın içine düştüğü krizi, güç durumu, görünüşte ilgisizce izlemek. Bilinçli olarak görmezden gelme: Eğilimler kendi çıkarına gelişinceye kadar, bir yardıma, etkin bir müdahaleye veya acil bir eyleme başvurmamak. Daha sonra eyleme geçmek ve meyveleri toplamak. Durumu, sonucunu bekleyerek kollama, oyalama strategemi.
YORUM: “Görünüşte hiçbir şey yapmamak, bir şey yapmanın en yüksek biçimidir.”
STRATEGEM 10 : GÜLÜCÜK ARKASINA HANÇER SAKLAMAK
ÖZÜ: Kötü niyetle dostluk gösterme. Güzel sözlerle niyeti gizleme (örtme). Sözle göz bağlama (uyutma) strategemi.
YORUM: “Diplomasinin gülücükleri; bu gülücükler arkasında bir hançer gizlidir.”
STRATEGEM 11 : ŞEFTALİ AĞACI YERİNE KURUYAN ERİK AĞACI
ÖZÜ: a Bir aldatıcı manevra yardımıyla, başkasını kurtarmak için kendini kurban etmek.
b Bir aldatıcı manevra yardımıyla, kendini kurtarmak için başkasını kurban etmek.
c Bir aldatıcı manevra yardımıyla, üçüncü bir kişiyi kurtarmak için birini kurban etmek.
d Çok değerli bir şeyi elde etmek için küçük bir kurban vermek.
YORUM: Bir çok suçlu, kendini geri planda saklayıp başkalarını kullanır. Bunlar karanlıkta ipleri ellerinde tutarlar ve işlerin iyi gitmediği durumlarda, kullandıkları kişileri ölümle baş başa bırakırlar.
STRATEGEM 12 : KOYUNU HAFİF ELLE ALIP GÖTÜRME
ÖZÜ: Bir avantaj sağlayacak bir şansı değerlendirmek üzere, psikolojik olarak her zaman ve her yönden hazırlıklı olmak.
YORUM: “Küçük, üzerinde durmaya değmez görünen bir avantaj bile göz ardı edilmemelidir. Çünkü küçük damlalar birikip okyanus olur.”
STRATEGEM 13 : YILANI ÜRKÜTMEK İÇİN ÇAYIRA VURMAK
ÖZÜ: Ağız yoklamak. Dolaylı yoldan uyarmak, yıldırmak. Gözdağı verme strategemi. Kışkırtma strategemi.
YORUM: “Kişilerin eğilimlerini anlamak için önce onları yoklayın.”
STRATEGEM 14 : RUHUN GERİ DÖNMESİ İÇİN BİR CESET ÖDÜNÇ ALMAK
ÖZÜ: a Tamamen geçmişe ait bir şeyi yeni bir amaçla yeniden yaşama sokmak.
b Gerçekte yeni olan bir şeyi, eski ve değerli bir şeymiş gibi kutsamak.
c Kendi özel güç alanını oluşturmak için başkasının gücünden yararlanmak.
YORUM: “Sürekli zafer kazanmak mümkün değildir. Ancak yararlanılabilir haldeki tüm şansları, insiyatifi ele geçirmek ve yenilgiyi zafere dönüştürmek için kullanmaya çalışmak gerekir.”
STRATEGEM 15 :DAĞDAKİ KAPLANI DÜZLÜĞE ÇEKMEK
ÖZÜ: Kaplanı, en önemli desteğinden, kendisini koruyan şeylerden mahrum kılarak zayıf düşürmek.
YORUM: “Düşmanın üstüne doğruca gitmek tehlikelidir; düşmanın gelmesini sağlamak fayda getirir.”
STRATEGEM 16 : BİR ŞEYİ YAKALAMAK İSTİYORSAN, ÖNCE ONU SERBEST BIRAKMALISIN
ÖZÜ: Kedi-fare strategemi.
YORUM: “Zamanı gelmediği sürece hiç kaygıya kapılmamalı ve özel bir çabayla geleceği belirlemeye kalkışmamalı.”
STRATEGEM 17 : BİR YEŞİM ELDE ETMEK İÇİN BİR TUĞLA FIRLATMAK
ÖZÜ: Ver-al strategemi. Yem-balık strategemi.
YORUM: “ Her armağan dostluğu pekiştirir.”
STRATEGEM 18 : BİR HAYDUT ÇETESİNİ ZARARSIZ HALE GETİRMEK İÇİN, ÖNCE ELEBAŞISINI YAKALAMAK GEREKİR.
ÖZÜ: Düşmanı, seçkinlerini zararsız hale getirerek bertaraf etmek. Elebaşını vurma strategemi
YORUM: “Düğüm, ipin ucunu bularak çözülür.“
Rahatlık Tuzağını Aşmak
1. NASIL VE NEDEN “RAHATLIK TUZAĞI” NA DÜŞERİZ?
İnsanlar arzuları olan varlıklardır. Arzular yerine gelirse keyif alır rahat ederiz. Arzular yerine gelmezse rahatsız oluruz canımız sıkılır. Her isteğimizin anında olmasını istiyoruz. Ancak bazı şeyleri elde etmek için zaman ve çalışmanın gerekli olduğunun farkında değiliz. Bu çalışmalar ve harcanan zaman küçük veya büyük rahatsızlıklara neden olabilir. Eğer bu rahatsızlıklara katlanmazsak gelecekte elde edeceğimiz uzun süreli rahatlıktan mahrum kalırız. İnsan anında zevkleri yaşamak ister. Örneğin şimdi al sonra öde sloganı bizim bu zayıf yönümüzden dolayı kullanılmaktadır. Fiyatını sonra ödeyeceğimiz için, alması insana çok zor gelmiyor.
Rahat olmak hepimizin tercihi ama her zaman rahat olacağız diye bir şey olamaz Sürekli gelecek için bugünü feda etmek değil önemli olan öncelikleri belirlemektir. Örneğin ince ve sağlıklı bir vücut için sevdiğimiz yiyeceklerden vazgeçmek gerekir. Öncelik sağlıklı ve ince bir vücutsa yemekten vazgeçilmesi normaldir.
Bunalımdayım, bunalımda olmaya katlanamıyorum bunlar acı veren duygulardır. Fiziksel engel yoksa bu duygularla baş edilebilir. Bunun için duyguları sorgulamak gerekir.
Bir probleme başlamak çözümün yarısıdır. Sabır ve azim ile ve bahaneleri mantık çerçevesinde sorgulayarak çözüme başlanması gerekir.
Problem karşısında düşünceyi harekete geçirmelisiniz. Eğer tekrar düşünürseniz, bir açmaza girip çözüme hiçbir zaman başlayamazsınız.
Telkinleri sorgulamak ve onlara karşı mücadele vermek için şu üç soru sorulabilir :
a. Mantıklı mı ?
b. Gerçekçi mi ?
c. İşe yarar mı ?
Sorunların kaynağını kavramak çözüm için yeterli değildir. Çözüm için en iyisi denemek ve çalışmaktır. Örneğin otomobil kullanmak için motorlu araç kullanma kılavuzunu okumak yetmez.
2. NE İSTİYORSAM, ELDE ETMELİYİM
Her zaman istediğimiz şeyi elde edemeyiz. Yani arzular talebe dönüşmemeli. Arzu edilen şey her zaman elde edilmez. Bu düşünce üç şekilde etki gösterir. Diğer insanlara , yaşama koşullarına ve kendimize zarar verir.
3. BU ŞEKİLDE HİSSETMEYİ KALDIRAMIYORUM
Olaylar karşısında tedirginlik duymak doğaldır ve kaldırılamayacak bir şey değildir. Önemli olan tedirgin olmaktan tedirgin olmamaktır. Örneğin bir partiye giderken acaba o ortama ayak uydurabilecek miyim diye endişe etmek, parti zamanı geldiğinde tedirgin olacağını düşünmek asıl tedirginliktir.
Problemler karşısında öfkelenmemek en güzeli ancak öfkelenmek insan için normal bir davranıştır. Öfkeli olmamalıyım diye kendimizi kısıtlamamalıyız. Kendimiz veya başkalarının zarar görmeyeceği kadar öfkelenebiliriz.
Kötü bir şeyi hissetmek öyle olduğumuz anlamına gelmez mesela bir erkeğe başka erkeklerin çekici gelmesi onun eşcinsel olacağı anlamına gelmez. Erkekleri cazip görse de bağımsız yaşayabilmesi ben eşcinsel miyim sorusunu (Korkusunu) aşmasını sağlar.
4. O İŞİ YARIN YAPARIM
Bugünün işini yarına bırakmayınız bu işleri ağırdan almaktır. Bu konuda kendimizi haklı çıkartmak için bazı nedenler veya gerçekler ileri süreriz bunlardan birkaçı ;
Havamda olayım öyle yapacağım.
Canım şimdi yapmak istemiyor
Yarın yaparım.
Ayrıca kendimize sözde işler çıkarmak suretiyle asıl işi ertelemekle yine işi ağırdan alırız. O anki problem yada işi ertelersek o iş yada problem gözümüzde büyüyecek hem de yeni şeyler eklenecektir. Bu birikim çalışma azmimizi kıracak ve yapılamaz hale gelecektir. Şu şekilde çözüm olabilir ; "İş bölümlere ayrılarak parça, parça halledilebilir."
Problemle karşılaşıldığında bu çok zor, çözülecek gibi değil gibi yaklaşımlar çözümü imkansız kılar. Bunun yerine zor ama çözülemez değil, yada işin içine girip işin zorluk derecesini ve nasıl çözülebileceğini araştırmak gerekir.
Bazen işin yapılabilmesi için belirlenen bir zaman vardır. Zamanında işin yapılmaması sürenin bitimine doğru daha ağır bir tempo ile çalışmamıza neden olacaktır. Sonuçta çözüm olsa bile bu çözüm sürenin baskısından değil , aslında artık bu işi bitireyim dediğiniz için olur.
Zayıf yanlarınızı tespit edin ve zor durumda kaldığınızda bu zayıf yanlarınızı hatırlayın İşi başkasına yaptırmakta problemden kaçmaktır.
Bir işi yaparken öncelikleri belirleyiniz. Unutulmaması gerekli işler için bir dosya hazırlayın ve sırası geldikçe işleri yapın yaptığınızda kendinize ödül verin, yapmadığınızda işler gözünüzde daha da büyüyerek size ceza olacaktır.
a. Alışkanlıklara saplanıp kalmayın. Bu üç türlü olabilir :
(1) Kariyerinize saplanıp kalmak : İşinizde mutlu değilseniz bir şey üretmiyor ve boşa zaman harcıyorsanız;
(2) Kişiler arası ilişkilere saplanıp kalmak : Eşiniz iş arkadaşınız vs. ile birlikte olmak sizi mutsuz ediyorsa veya onlarla birlikte olmaya tahammül edemiyorsanız;
(3) Etkinliklere saplanıp kalma :Boş zamanlarınızda sürekli aynı şekilde davranıyorsanız örneğin yıllardır aynı klübe gidiyorsanız,sürekli aynı insanlarla görüşüyorsanız ,
Alışkanlıklara saplanmışsınız demektir. Sonsuza dek yerinizde oturup iş yapmayabilirsiniz ancak yaşamak ve isteklerimizi yerine getirmek için sonsuz zamanımız yok.
5. BUNA ÇABUCAK BİR ÇÖZÜM BULMALIYIM
Rahatsızlık duygusundan kaçmak veya kontrol altında hissetmek için çabuk çözümlere başvurabiliriz. Problemler karşısında kimisi üç şişe votkayı devirirken kimisi hap alabilir, kimisi alışverişe çıkabilir bu davranışlar kısa vadede çözümdür. Bu yollara başvurmanın iki nedeni vardır.
Problemleri unutmak için bir şeyler yapmak harekete geçmek gerekir. İstediğimiz şey olmayabilir ancak bu da o kadar korkulacak şey değildir.
a. Sıkıntıdan kaçmayı sağlaması,
b. Zevk , büyük sevinç gibi keyifli ve coşkulu duygulara yol açması.
Bu kısa çözümler alışkanlık halini alırsa yaşamımızı olumsuz yönde etkiler. Kısa vadeli çözümler ise şunlardır ;
(1) Alışverişkolikler (Genelde kadınlardır),
(2) Kumar,
(3) Fazla yemek (Gereksinimler),
(4) Alkol bağımlılığı,
(5) Hap kullanmak.
Çabuk çözüme neden olan sorununuzu saptayın ve onu kabullenin ardından uzun vadeli bir çözüme yönelin . Yukarıdaki kısa vadeli çözümler için yöneldiğiniz alışkanlıkların sorununuzu ne ölçüde çöze-bildiğini ve size ne gibi zararlar verdiğini büyük harflerle bir liste haline getirin ve görebileceğiniz bir yere asın .Bu yöntem sizi bu tür alışkanlıklardan kurtarabilir. Kendinizle konuşmaktan korkmayın ve sürekli konuşun hatta kasete bile alabilirsiniz . Uyuşturucu madde kullanan yerlerden , satanlardan uzak durun.
6. DEĞİŞMEK İÇİN RAHATLIK TUZAĞINI AŞMAK ŞART
Değişmek için rahatlık tuzağını aşmak şarttır. Değişimi sağlarken rahatsızlık çekmekte kaçınılmazdır. Değişmek demek eski (kötü) alışkanlıkları yıkmak yenilerini geliştirmek amacıyla düşünce ,hissetme ve eylem biçimini değiştirmek demektir. Değişim başlangıçta zor olabilir. Ancak zamanla alışkanlık olacak hatta keyif bile alacaksınız. Rahatsız olmaktan hoşlanmamak gibi bir sorunu kabul etmek gerekir. Kolay yolu seçmek kısa vadede daha rahat gibi gelebilir. Ancak uzun vadede yaşanılabilecek güzelliklere sırt çevirmek olacaktır.
Kendimizi değişime hazırlamak için üç aşama vardır :
Birinci aşama : Düşünme ve hissetme biçiminizi değiştiriniz. Kendinizi yenilgiye uğratan davranışlarınızın kökleşmiş bir geçmişi olduğunu geçmişte yaşananlarla arasında anlaşılır bir ilişki bulunduğunu ; geçmişte yaşananların şimdiki sorunlarınızın oluşmasına katkı sağladığını ancak onları başlatmadığını kabul edin.
İkinci aşama ; Geçmişin etkisinden kurtulun .İnsanlar kendilerini genellikle etkin bir biçimde küçükken az , daha sonraki yaşlarda edindikleri akılcı olmayan düşüncelerle doldurduğu için,incinmiş duyguların ve yersiz davranışları bu günkü yaşamını etkilemeye devam ediyor. Bundan kurtulun.
Üçüncü aşama ; Artık eyleme geçme , çalışma ve kendinizi bir düzene sokma zamanınızın geldiğini bilin. Kendinize ödevler verin ve şöyle deyin : Süreklilik işin kilit noktasını oluşturuyor. Değişmek için değişimde süreklilik şart bunu bir kağıda yazın çantanızda veya cüzdanınızda sürekli yanınızda taşıyın. Gün boyunca okuyun ve hatırlayın. Robotlaşacağım diye korkmayın bazen beklenen değişim uzun sürebilir bu durumda sabırlı olun ve hayal kırıklığına uğramayın. Sonunda değişim, rahatınızı ve mutluluğunuzu getirecektir.
Kalite Ekonomisi
Bir ürünün satın alınmasındaki temel kriterler fiyat ve kalitedir. Sanayisi gelişmekte olan ülkelerde ise, tüketicinin alım gücünün az olması, onu daha düşük kalitede fakat ucuz ürün almaya itmektedir. Ülkemizde son yıllarda değişen yaşam biçimi, bizi ürünün fiyatı ile birlikte artık kalitesinin de aranması gerekliliğine yöneltmiştir.
Bu olgu doğrultusunda, bir ürünü üreten ve piyasaya süren işletmeler; daha kaliteli ürünlerini daha düşük maliyetlerle elde etmeye çalışmaktadırlar. Bu çalışmaların esasını, kalitenin ölçülmesi, parasal değerlere dönüştürülmesi, bu değerlerin maliyet muhasebesi sistemi içinde diğer kalemlere göre analiz edilmesi, kalitenin ve üretim işlemlerinin geliştirilmesi çalışmaları oluşturmaktadır.
Bu çalışmalar, kalite fonksiyonları içinde kalite ekonomisi başlığı altında ele alınır ve özellikle Amerika ve Japonya’da 1950’lerden itibaren büyük işletmelerde uygulamaya sokulmuştur. Ülkemizde ise maliyet muhasebesi anlayışının yerleşmemiş olması nedeniyle bu ana kadar çok az uygulamaya konulmuştur. Diğer taraftan, 1987 yılında yayınlanan ISO 9000 serisi standartlarla da, kalitenin ekonomik olarak elde edilmesinin, kalitenin güvenceye alınmasının temel şartı olduğu fikri ortaya konmaktadır.
Değişen tüketici anlayışı, gelişen teknoloji, uluslararası ortak pazarların kurulması ve bunların yayılma istekleri, orta düzeyde gelişmiş ülkelerdeki, rekabet ortamları içinde yaşamak isteyen işletmeleri; hem insana hem de teknolojiye ait geniş yatırımlar yapmaya itmektedir. Bu yatırımı karşılayamayan kuruluşlar ise ekonomik zorluklarla karşılaşmakta ve hatta kapanmaktadırlar.
Bu yayın, ürününü uzun dönemde yukarıda bahsettiğimiz rekabetçi ortam içinde satmak isteyen orta ve geniş çaplı işletmelerde, kalitenin ekonomik olarak elde edilmesi, geliştirilmesi ve bu olgunun sürekliliğini sağlamak amacına yönelik olarak hazırlanmıştır.
KALİTE MALİYETLERİ
Muhasebe sistemlerinde maliyetler genelde iki grupta toplanır:
1. Yatırım Maliyetleri
2. Faaliyet Maliyetleri
Kalite maliyet merkezleri:
Toplam kalite anlayışına paralel bir düşünceyle, temel kalite problemlerinin %80-90’
ının kalite bölümünün ötesinde aranması düşünülmelidir. Kalitenin, tasarımdan satış sonrası hizmetlere kadar tüm bölümlerin katılımı ile oluştuğu unutulmamalıdır.KALİTE MALİYETLERİNİN SINIFLANDIRILMASI
1. Yatırım Maliyetleri
2. Faaliyet Maliyetleri:
a. Önleme Maliyetleri
b. Değerlendirme Maliyetleri
c. Kusurlu Ürün Maliyetleri
(1) İşletme içi kusurlu ürün(iç başarısızlık)
(2) İşletme dışı kusurlu ürün(dış başarısızlık)
KALİTE MALİYETLERİ
YATIRIM MALİYETLERİ FAALİYET MALİYETLERİ
- Amortisman - Önleme
- Faiz - Değerlendirme
- Fırsat - Kusurlu ürün
- İç başarısızlık
- Dış başarısızlık
KALİTENİN EKONOMİSİ
Kalitenin Ekonomisi deyimi iş çevrelerinde kalitenin ekonomik değeri ve görevi konusundaki değişik yargılardan dolayı çoğunlukla yanlış anlaşılır. Bazı yöneticiler kalitenin ekonomisi olmadığına inanırlar. Bir başka deyişle onlara göre %100 kalite asla ekonomik değildir. Bu tip yöneticiler “ kalitesi yeterli veya kalitesi iyi “ diyerek ürün veya hizmetin kalite gereksinimleri hakkında keyfi kararlar vermekte kendilerini serbest hissederler. Onlara göre daha fazla kalite finansman sorunları yapacak, böylelikle de yönetim zor durumda kalacaktır.
Tasarım kalitesinin ekonomisi;
- Ürünün ömrü,
- Görünümü,
- Bakım gereksinme periyotlarının genişliği,
- Lüks özellikleri,
- Emniyetliliği,
- Düzeneğinin veya kullanımının kolaylığı, gibi ürünün özelliklerinden kaynaklanır.
KALİTE KAZANÇ EKONOMİSİ
Kalite, şirket ekonomisini iki yönde etkilemektedir:
A. Maliyetler(şartnameye uygunluk): Kalite maliyeti azalıyor.
B. Gelir(kullanıma uygunluk): Kazanç artıyor.
Bir Kalite Maliyet Sisteminin Amacı
1. Doğrudan başarısızlık maliyetlerine yüklenmek ve başarısızlık maliyetlerini sıfıra indirmeye çalışmak.
2. İyileştirme sağlayıcı gerekli önleme faaliyetlerine yatırım yapmak.
3. Sonuçlardaki başarıya göre değerlendirme maliyetlerini azaltmak.
4. Daha fazla iyileştirme için önleme çalışmalarını sürekli olarak değerlendirmek ve geliştirmektir.
Bu strateji şu gerçeklerin üzerinde temellenmiştir:
1. Her başarısızlığın bir sebebi vardır.
2. Sebepler önlenebilir.
3. Önleme her zaman daha ucuzdur.
KALİTE MALİYETLERİ VE MALİYET MUHASEBESİ
Maliyet muhasebesi, yönetim sisteminin ve bütün üretim alt sistemlerinin en temel karar, kontrol ve başarı değerleme aracıdır. Ülkemiz sektörlerinde bu güne kadar süregelen rekabetçi olmayan ekonomik yapı, yöneticilerin bu konuya duyarsız kalmalarına neden olmuştur.
Dünyadaki mevcut muhasebe sistemlerinden hiçbiri, mevcut muhasebe kayıtları içinde açıkça tarif edilir şekilde kalite maliyet bileşenlerine yer vermez.
Günümüz muhasebecileri, rutin iş yüklerinin fazlalığından dolayı kalite maliyet programlarını üstlenmekten sürekli kaçınırlar. Tüm bu olumsuzluklara rağmen en iyi çözüm, ürünün maliyetinde gizlenmiş kalite maliyet bileşenlerini kalite sağlama ve muhasebe bölümlerinin ortak çalışmaları ile bulmaktır.
Çeşitli kitaplarda yer almasına karşın, konu ile ilgilenebilecek mühendislere kılavuzluk yapması açısından, maliyetleri çeşitli kriterlere göre sınıflandırmakta yarar vardır.
1. Ürün maliyet yapısının sınıflandırılması:
a. Maliyetlerin yükleme biçimlerine göre sınıflandırılması
b. Maliyetlerin faaliyet hacmi karşısındaki davranışına göre sınıflandırılması
2. Kalite/muhasebe departmanları etkileşimi:
Maliyet hesapları genelde 3-9 dijitalidir. Veri işleme süreci ise genelde 10-24 dikite izin verecek şekilde, bilgi işlem bölümleri tarafından hazırlanmaktadır. Kalite maliyet bileşenlerinin her birine ve kalite maliyetleri ile ilişkisi olmayan faaliyetlere bir kod atayarak kalite maliyetlerinin izlenmesi ve toplanması kolaylaştırılabilir. Örneğin, kalite maliyetleri ile ilişkisiz hesaplar 1, önleme maliyetleri ile ilgili hesaplar 2, değerlendirme maliyetleri ile ilgili hesaplar 3, iç başarısızlık maliyetleri ile ilgili hesaplar 4 ve dış başarısızlık maliyetleri ilgili hesaplar 5 kodu ile başlatılabilir.
KALİTE MALİYET PROGRAMI
Şirkete bir kalite maliyet programının yararlı olabilmesi için ilk adım, fiili maliyet unsurlarının bilinmesidir. Bunun için finansal veriler incelenir ve analiz edilir. Büyük hesapların içinde gizli kalmış önemli kalite maliyetlerini bulmak için dikkatli olunmalıdır. (normal işlem maliyeti hesaplarında saklanmış önemli tashih maliyetleri gibi)
Kalite maliyet eğitimi
- Bir kalite maliyet sisteminin desteği olmadıkça kalite maliyetlerine ihtiyaç yoktur. Kalite yönetimi ile müşteri tatmini, daha az maliyetle iyileştirilir.
- Düzeltici faaliyetler olmadıkça maliyette iyileşme sağlanamaz. Her bölüm, gereken düzeltici faaliyetleri yapmak zorundadır.
- Kalite maliyet programının amacı, performans gelişmesi yolu ile yapılabilecek maliyet iyileştirme sahalarının tespitidir.
- Özellikle deneme programının yapıldığı yere önem verilmesi gerekmektedir. Kalite maliyetleri bir amaç değil, araçtır.
KALİTE MALİYET ANALİZLERİ
Kalite maliyet analizleri uygulamasında izlenecek strateji şöyledir;
1. Kusurlu ürün maliyetlerini sıfıra düşürmek için doğrudan girişim.
2. Gelişme için doğru önleyici faaliyetlere yatırım.
3. Sonuçlara göre değerlendirme maliyetlerinin düşürülmesi.
4. Daha fazla gelişme için sürekli önleme faaliyetlerini takip ve yeniden yönlendirme.
Strateji basitçe şu felsefeye dayalıdır;
1. Her kusurlu üretime yol açan temel bir neden vardır.
2. Nedenler önlenebilir.
3. Önlemek daima daha ucuzdur.
Kalite maliyet analizleri uygulamasında yer alan temel aşamalar şunlardır;
1. Potansiyel kazanç sahalarının bulunması.
2. Gelişme hedeflerinin saptanması.
3. Faaliyet programının planlanması.
4. Organizasyon.
5. Performans ölçme.
İşletmenin kalite politikasına bağlı olarak, gerekirse yan sanayi de dikkate alınarak dinamik bir biçimde tasarlanan kalite maliyet analizi uygulama planının bölümleri sırasıyla şöyledir;
1. Yönetime sonuç ve onay.
2. Pilot çalışma programı.
3. Eğitim (işletme düzeyinde)
4. Pilot çalışmaya göre maliyet muhasebesi prosedürü geliştirme.
5. Kalite maliyet verilerinin derlenmesi ve analizi.
6. Analiz sonuçlarının sunumu ve yararlanma.
Analiz sırasında aşağıdaki listelerden biri veya birkaçı kullanılır:
1. İşçilik;
a. Toplam fiili direkt işçilik,
b. Standart işçilik.
2. İmalat maliyetleri;
a. Atölye işlem maliyetleri,
b. Toplam işlem maliyetleri.
3. Satışlar;
a. Net satış tutarı,
b. Net satışlar (Malzeme mal.+Hammadde mal.)
4. Birim maliyetler;
a. Birim ürün için yapılan kalite maliyeti,
b. Birim ürüne eşdeğer ürün için yapılan kalite maliyeti.
Trend analizi:
Basit olarak trend analizi, mevcut maliyet seviyeleri ile geçmiş maliyet seviyelerinin kıyaslanmasıdır. Maliyetlerin kararlar alınmadan ya da programlar planlanmadan en az bir yıl önceden toplanması gerekir. En az bir yıl öncesine ait veriler, değişik yollarla grafiklere çizilir. Hem maliyet sınıfına ait değerler (önleme, değerlendirme, iç başarısızlık, dış başarısızlık) toplam olarak aylar ve maliyetler şeklinde çizilebileceği gibi, maliyetlerin ölçüm temellerine oranları da yine aynı şekilde çizilebilir.
KALİTE MALİYETLERİNİN AZALTILMASI İÇİN YÖNTEMLER
İşletme içi ve dışı bir çok sebepten etkilenen kalite maliyetlerinin optimizasyonu kalite yöneticisinin temel işidir. Kalite maliyetlerinin her kategorisinin seviyesi diğerlerini etkilediğinden toplam kalite maliyetlerini optimize etmek o kadar kolay bir iş değildir.
1. Başarısızlık maliyetlerinin azaltılması:
a. İlgililerin problemler ve olası sebeplerinden haberdar olmasını sağlamak,
b. Problemleri çözmek için istek yapmak,
c. Başarısızlıkları gidermek için planlama,
d. Başarısızlık maliyetlerindeki azalmanın kontrolü.
2. Önleme harcamaları ile kalite maliyetlerinin azaltılması:
a. Pazarlama ile önleme,
b. Tasarımda önleme,
c. Kalite sağlama ile önleme.
3. Değerlendirme maliyetlerinin azaltılması:
a. Muayene ve test planlama:
(1) Operatör muayenesi,
(2) % 100 süreç içi muayene,
(3) Ön üretim muayenesi,
(4) Devriye muayenesi,
(5) Süreç içi kabul muayenesi.
b. Ekipman ve metot geliştirme,
c. İstatiksel kalite kontrol,
d. Değerlendirme doğruluk çalışmaları,
e. Karar analizleri,
f. İş örneklemesi,
g. Değerlendirme maliyetlerindeki azalmanın kontrolü.
Hızlı Okuma
1. Okumanın tanımı
2. Okuma hızını engelleyen, anlamayı azaltan frenler ve önlenmesi.
3. Çok hızlı okuma.
4. Seçmeli okuma.
5. Zeka-Bellek hatırlatma.
6. Etkin okuma.
7. Okuma planı.
8. İyi okuma konusunda bazı öneriler.
9. Uygulamalı bölüm.
1. OKUMANIN TANIMI :
A. En Üstün Bilgi Edinme Yolu Okumadır?
Bilgi edinmenin üç temel yolu vardır: a) Söz, b) Resim, c) Basılmış Metin (Okuma). 1970’ li yıllarda bazı bilim adamları, ODYOVİZÜEL tekniklerinin gelişimi (radyo, televizyon vb.) ile yazılı metin okuyarak öğrenimin sona erdiğini ileri sürüyorlardı. Oysa yazılı metin okuma, hala önemini sürdürmektedir; çünkü, ODYOVİZÜEL araçların ve bir konuşmacının saatte ancak 9000 sözcüklük ritimle verebileceği bilgiyi işitme organı ile alırken, bir okuyucu görme duyusu ile saatte ortalama 27000 sözcük okur. Bu artış çok hızlı okuma teknikleri ve seçmeli okuma ile 18 veya 20 misli artabilir.
B. Niçin Okuyoruz?
Dünyaya bakışımızı okuma ile genişletiriz, bilgilerimizi ,tabiattaki güzelliklerin inceliğini, düşünce çabukluğunu okuma ile arttırırız. Kültürlü bir insan olmanın en etkili yolu okumaktır. Bireyleri gerçek anlamda okuyan toplumlar, ileri uygar toplum olurlar. Çünkü bilgilerin %80’ni okuyarak elde ediyoruz. Günlük yaşantıdan kopmamak için, okuma zevkimizi karşılamak için, mesleğimizle veya okulumuzla ilgili konular hakkında bilgi sahibi olmak için okuruz.
C. Okuma Zevki Kişilik
Tarih, insanı bilge kılar, şiir, iç zenginliğimizi artırır, matematik titizlik, doğal bilimler derinlik kazandırır. Mantık, söz söyleme sanatını kavrayışı ve ayırımları görme yeteneğini, hukuk ise bir konuyu aydınlatmada başka bir konunun derinlerinden yararlanmayı öğretir.
D. Okuma İle İlgili Öğütler
Kelimeler için değil düşünceler için okuyun. bir amaç için ve öncelikle düşünceyi yakalamak için okuyun. Yüksek sesle okumayı, içten seslendirmeyi ve mırıltıları, geri dönüşleri, ayrıntılarla uğraşmayı bırakıp tüm dikkatinizi anlamak için yoğunlaştırmaya yöneltin, yazının iskeletini ya da düzenlenişini tespit ederek, yazarın asıl amacını anlamaya çalışın, anlaşılmadık ve anlamı kesinlikle bilinmeyen sözcükleri, önce anlamaya çalışın, daha sonra sözlükte bulun, sözlük anlamını yazdıktan sonra okuyun. Bu arada yeni öğrendiğiniz sözcüğü, yüksek sesle tekrarlayıp, bir cümlede ve konuşmalarınızda kullanın. Çizelge, grafik, resim, istatistik tablosu ve haritaları sakın atlamayın. Yazarla uyum ve uyumsuzluğa düştüğünüz noktaları belirleyin, öğrendikleriniz üzerinde düşünün, yorum yapın, konuşun ve onları uygulamaya çalışın. Okurken göz sağlığınıza dikkat edin.
E. Okuma-Göz
Okuma işlemi sırasında göz, satırlar üzerinde kayarak, gelişigüzel gidip gelmelerle değil; bir takım düzenli sıçrama ve duraklamalarla ilerler. Sekiz-On kelimelik bir satırda en az dört en fazla on kez durur. Genellikle ilk duruş satırın ilk sözcüğünde, son duruş ise son sözcüğünde olur. Duraklama sayısı duraklamalarda kalma süresi ve sıçrama alanı uzaklığı okuma hızını etkiler. Her satırda, aynı okuyucu için bile, okuduğu yazının güçlüğü, okuyanın ruhsal ve bedensel durumu, duraklama ve sıçramaları etkiler. Hızlı okuma tekniklerinden iyi sonuçlar almak için, iyi bir görme yeteneğine sahip olmak gerekir.
2. OKUMA HIZINI ENGELLEYEN, ANLAMAYI AZALTAN FRENLER VE ÖNLENMESİ :
Sesli okuma (dudak kıpırdatma, ses tellerini titretme ve içimizden her kelimeyi, hatta her heceyi seslendirme), kelimeleri teker teker okuyarak ilerleme, geri dönüşler yapma, ayrıntılara takılma, pasif okuma, ”Hızlı okursam anlayamam” diye şartlanma, göz eğitimsizliği (aktif görme alanından yararlanamama), bilgi ve kültür düzeyi eksikliği, dilbilgisi ve kelime dağarcığı yetersizliği, kendini okuduğu yazıya yeterince verememe okuma hızını engelleyen, anlamayı azaltan frenlerdir.
ÇOK HIZLI OKUMANIN TEMEL KURALLARI:
A. Çabukluk :
Okuma hızını ve anlamayı engelleyen frenler tanınmalı, her biri teker teker bırakılmalıdır. Göze sürat ve çeviklik, sözcükleri süratle tanıma alışkanlığını kazandırmak görme açısını, görme alanını genişletmek, görme alanı genişliğine bağlı olarak gelişen aktif görme alanından tam olarak yararlanma, okurken göze ritim kazandırmak, bunun için gözlerin çalışmasını zayıflatan eski alışkanlıklardan bütünü ile vazgeçmektir. Satırları, harf harf, hece hece, kelime kelime okumak, okuma hızını büyük ölçüde azaltır, anlamayıda zorlaştırır.
Görme açısının genişletilmesi için ise gece karanlığında el fenerini ileriye doğru tuttuğunuzda tepe noktası fener olmak üzere aydınlatma alanının gittikçe genişleyen bir ikizkenar üçgen oluşturduğunu görürsünüz. Gözlerin satırlara bakışında da aynı durum oluşur. Aslında görme açısını iyi tespit edersek ve gözlerimizi eğitirsek satırı görmemiz mümkündür. Çok hızlı okumanın en önemli tekniklerinden birisi ise okuma işlemi sırasında gözlerimizin belirli bir ritim izlemesidir. Gözlere; sözcükleri, sayıları biçimleri yoluyla tanıma,benzerlerinden ayırtetme ve algılama çabukluğu kazandırılmalıdır. Bu amaçla; iki, üç, dört, beş sözcük kümesini çabuk görme çalışmaları yapılmalıdır. Benzer ve günlük hayatta kullanılan, ilgi alanımız dışındaki konulara ait terimler üzerinde çalışmalar yapılmalı, gözlerin görme açısı, görme alanı genişletilmeli, görme alanına bağlı olarak, aktif görme alanından tam olarak yararlanma ve genişletme yetenekleri geliştirilmelidir.
B. Kavrama :
Çabukluk yeteneklerimizin geliştirmek için hızlı okuma ile düşünme hızı arasında büyük bir ilgi vardır. Gözler beyine ne kadar anlamlı kelime kümesini çabuk ve hızlı biçimde iletirse, akılda o kadar hızlı düşünür, hızlı düşünen insan o kadar hızlı okur. Kavrama yeteneklerinin geliştirilmesi, göz ve aklın uyumlu olarak çalışır hale gelmesiyle yakından ilgilidir. Göz, okuma işlemi sırasında duraklama yapar, sözcük kümelerini beyne iletir. Sıçramalar sırasında sözcük iletmez. Akıl ise kesintisiz çalışır. Duraklamalar sırasında gözün ilettiği sözcükleri anlamıdır. Geçmiş bilgiler ile bağlantılar kurar, yorumlar yapar. Okuma işlemine başlamadan önce, okunacak yazının tanınması ve Göz-Akıl arasındaki uyumu sağlayarak okumaya başlanılması gerekmektedir. Yazıyı elinize aldığınızda, anlamlı bölümler oluşturan paragraflara veya paragraf kümelerine ayırın. Her bölüm için kendinize 5 saniye süre tanıyın ve bu süre içinde önemli düşüncelerden oluşan cümleleri yakalayın. Her geçen gün daha az sürede daha çok ana düşünceyi yakalayıp, birçok ayrıntıyı atladığınızı göreceksiniz.
C. Belleme :
Okuduğumuz yazıların en kolay anlaşılan ve uzun süre hatırımızda kalmaları, öncelikle başlangıç, sonra da sonuç kısımlarıdır. Anlaşılması en zor, unutulması en kolay kısımları ise başlangıç ve sonuç arasında kalan kısımlardır. Okuma işlemini yaparken baş kısımla son kısım arasındaki alanı düşünce bütünlüğünü bozmadan ne kadar uyumlu ölçülerde daraltırsak, daha iyi anlamanın yanısıra, unutulma ihtimalini de o kadar azaltırız.
SONUÇ :
A. KİTABIN ANA FİKRİ :
Milletlerarası uygarlık yarışında ve bilgi çağı denilen bu yeni çağa uyum sağlayan bilgi toplumu diye nitelendirilen milletlerin arasına girmemiz için çok hızlı okuma teknikleri ile 20 saatlik bir çalışma disiplini uygulaması ile okuma ve anlama düzeyinizi en az 3-4 misli arttırabilirsiniz. Bunun için öncelikle gözümüzü tembellikten kurtarıp, süratli ve çevik görmeye, görme alanını genişletmeye, okurken göze belli bir ritim kazandırmaya ve bütün bunlara bağlı olarak gözle beyin arasındaki çabukluk-kavrama-bellek ilişkilerindeki en verimli uyumu sağlamaya yönelik bir dizi teorik anlatım ve uygulamalı çalışmalarla okuma ve anlama düzeyimizi yükseltme tekniği gerekmektedir.
B. KİTABIN GETİRDİĞİ YENİLİKLER :
Çok hızlı okuma teknikleri ile aynı okuma süresi içerisinde daha çok okuma imkanı elde etme, daha çok zamana sahip olma, zaman tasarrufu, daha iyi anlama ve hatırlatma, profesyonel iş hayatında, okul hayatında daha başarılı olma konusunda okuyucuları aydınlatmaktır.
Bellek Güçlendirme Teknikleri
Belleğimiz aslında pekala yapabileceği şeyleri aslında yapmıyorsa bunun tek nedeni bizim beynimizi işini yapması için serbest bırakmamızdır.
Kimsenin dalgınlıktan yada unutkanlıktan yakınması gerekmez. Bu kitabı yada bir benzerini okuduğumuz zaman yanılmaz bir hafızaya sahip olacağımız iddia edilmemekte ancak ne kadar çok çaba gösterirsek belleğimizin de o kadar kuvvetli olacağı vurgulanmaktadır.
Beyin, biz farkında olsakta olmasakta deneyimlerimizi saklayan geniş bir depo gibidir. Bununla beraber kendi gereksinimlerimiz ve anımsamak istediğimiz detayların bu gereksinimlerimizi karşılayıp karşılamayacağına karar vermek ve bu doğrultuda düşünmek hatırlama kapasitemizi genişletmemizi sağlar.
Dikkatimizi bir hedefe yönelterek belleğimizi bizim için en önemli, en acil, ve en verimli şeyler üzerinde odaklayabiliriz. Hatırlamak istediğimiz şeylere öncelik sırasında üst yerlerde tutar daha az önemli şeyleri belleğimizin daha alt taraflarına gönderebiliriz.
İçinde yaşadığımız dünyaya daha fazla dikkat göstererek bütün duyularımızı aynı anda seferber edebilir; fikirleri, sayıları, yüzleri, isimleri vb. hatırlamamıza yardımcı olacak daha fazla ipucu toplayabiliriz. Sürekli çalışan bir beyin uyuşuk bir beyinden daha iyi anımsar.
Konunun ana fikrini veren ipucu sözcükleri hem bir konuşmayı dinlerken hem de konuşma yaparken kullanacağımız çok yararlı araçlardır. Bunlar birer kanca gibi konunun çeşitli bölümlerini birbirine bağlayıp bir arada tutarak bu bölümlerin bir bütün halinde odaklanmasını sağlarlar.
Yapacağımız bir konuşmayı hafızamıza yerleştirmeye çalışırken aralıklı tekrar yöntemini kullanmak sözleri ve anlamlarını ezberlememizi kolaylaştırır. Konuşmayı ister bütün halinde ister parça parça ezberleyelim aralıklı tekrar yöntemiyle çok daha iyi sonuç alırız. Konuşmayı yüksek sesle kendi kendimize tekrarlamak ve sesli prova yapmak konuşma metnin belleğimize daha iyi oturmasını sağlar.
Okuduğumuzu anımsamamız ne kadar okuduğumuzdan çok nasıl okuduğumuza bağlıdır. Ne kadar etkin bir şekilde okursak ve beynimize ne kadar alıştırma yaptırırsak beynimiz de elbette o kadar iyi çalışacaktır. Göz gezdirme, tarama ve ön okuma hem yüzeysel bilgi edinmek için okuma, hem de derinliğine kavramak için okuma becerimizi yükseltir. Derinliğine anlamak için okuma ilgi, dikkat ve tekrar gerektirdiği gibi ipucu sözcüklerini not etmemizi yada en azından kenar notları almamızı gerektirir.
Görselleştirmeyi ve çağrışım ilkesini kullandığımızda adları ve yüzleri daha kolay anımsarız. Bu araçları anahtar sözcük alfabesiyle birlikte kullandığımız zaman yanılmaz bir sayı hafızasına sahip olabiliriz.
Belleğin geliştirilmesi için kullanılabilecek bir çok yöntem vardır. Bu sistemlerin nasıl çalıştığını anladığımız zaman bizde kendimize daha uygun kendi yöntemimizi geliştirebiliriz.
Aklını En İyi Şekilde Kullan
1. BEYNİMİZ :
Beynimizin gerçek potansiyeli nedir ve fiziksel doğası nedir? Bu bölümde beyinle ilgili ilk düşüncelerin tarihi kısaca tanıtılmakta, daha sonra da beynimizle ilgili en son ve en önemli buluşlar antatılmaktadır: Beynimizin sağ ve sol yanları; her beyin hücresinin fiziksel yapısı ve hücreler aralarındaki bağlantı şekilleri; üst ve alt beynimiz arasındaki ilişki; beynimizde devamlı yeralan elektro kimyasal etkileşimlerin sayısı. Bu bölümün son kısmında yaşa bağlı olarak zihinsel yetenek sorusu ele alınmakta yaşlıların zihinsel faaliyetlerini maximum seviyede yürütebildikleri belirtilmektedir.
2. BELLEĞİNİZ SANDIĞINIZDAN DAHA İYİ OLABİLİR :
Ne kadar sıklıkta “Dilimin ucunda” veya “Kafam elek gibi” deriz? Bu bölümde belleğimizin düşündüğümüzden daha iyi olduğunu gösterecek kanıtlar verilmektedir.Kendi kendimize kontrol belleğin azami ölçüde kullanımını sağlayacak şekilde zamanımızı organize etmek, unutmayı asgari ölçüde tutmayı sağlayacak tekrarlama teknikleri, listeleri anımsamak, özel bölümlerde ele alınmıştır. En büyük bellek sorunlarını çözümlemek için özetler verilmiştir: isimleri ve yüzleri anımsamak, nesnelerin arasında bağlantı kurmak.
Son bölümde anımsamaya kendimizi nasıl “kuracağımız” anlatılmaktadır.
3. DİNLEMEK :
Dinlemek, hakkında çok az şey işittiğimiz bir konu – bir çok insana sorunlar yapan bir konu. Bu sorunların bir çoğunun çözümleri vardır. Bu bölümde çözümler özetlenmektedir. Özel bir bölüm “Anahtar” dinlemenin kullanımını açıklamakta, sonraki bölüm dinlemenin diğer duyularla ilişkisinden söz etmektedir. Bellekte olduğu gibi dinlenmeye “kurmak” açıklanmaktadır.
4. GÖZLERİNİZİN KULLANIMI VE BAKIMI :
Büyük bir ressamın görüşünü niteliğini veya şampiyon tenis oyuncusunun hayret verici el göz uyumunu düşündüğümüz zaman, gözlerimizin muazzam, doğal kapasitesini görmeye başlıyoruz demektir. Burada, gözlerin potansiyelini ve nereyi görürüz, nasıl görürüz, başka insanların gördüğü şekilde mi görüyoruz, gibi enterasan sorular inceleniyor. Hareket eden şeylere baktıkları zaman, duran şeylere baktıkları zaman, gözlerinizin nasıl çalıştığını keşfetmenize yarayacak oyunlar ve alıştırmalar anlatılmaktadır. İrdeleyici gözlerimizi nasıl geliştireceğimiz, görsel yeteneğimizi nasıl geliştireceğimiz ve daha net görebilmek için hayal gücümüzü nasıl kullanabileceğimize ilişkin öneriler geterilmektedir. Bölümün son kısmında göz bakımı ile ilgili araştırmalar yer almaktadır.
5. HIZLI OKUMAK VE ETKİLİ OKUMAK :
Hızlı okumanın tarihi neden bu kadar tartışmalı ve belirli hızlı okuma okullarının başarısızlıklarının nedenleri nelerdir? Bu bölüm bu soruları yanıtlıyor. Ondan sonra, okurken gözlerimizin nasıl çalıştığını ve hareket ettiğini açıklamakta ve resimlemektedir. Gözlerimizin okurken nasıl çalıştığını anlayabilmemiz için özel alıştırmalar vardır. Klavuz kullanarak yüksek hızla okumada yeni teknikler açıklanmaktadır. Referans, teknik ve çalışarak okumayı ele almak için komple bir yöntemi ana hatlarıyla açıklayan özel bir kısım vardır. En sonunda, okuma hızını ve etkinliğini “artırmak” için ek ipuçları verilmektedir.
6. NOT TUTMAK VE HIZLI YAZMAK :
Etkili, az ve öz not tutmak, normal okul sisteminden geçen herkes için sorun olmuştur. Bu bölüm geleneksel not tutma yöntemlerini özetlemekte ve yeni anahtar-sözcük not tutma tekniklerinin etkinliğine dair son kanıtları sunmaktadır. Buna ek olarak, daha yapıcı ve akıcı not tutma, hızlı yazmada kısaltma teknikleri ve fiziksel sorunların çözümü ile ilgili öneriler getirilmektedir.
7. YAP
ICILIK :
Çoğu insan hiçbir zaman mümkün olabileceğini düşünemedikleri kadar ya
pıcı yeteneğe sahiptirler. Bu bölüm, beyin ve bellek üzerine olan 1. ve 2. bölümlere atıfta bulunarak, yapıcılığı, test etmekte geleneksel yöntemlerin yetersiz kaldığına işaret etmektedir. Yapıcı düşünce için yeni açıklamar yapılmakta, ve zihin – haritası bölümünde yapıcı düşünce üzerine yeni bir yaklaşıma değinilmektedir.8. SAYISALLIK :
Bir çok insanın sayılardan korkmasına rağmen, beyin hakkında son bilgiler herkesin muazzam matematiksel yeteneği olduğunu göstermektedir. Bu araştırmanın bir kısmı beynimizin işi matematiksel yan ile matematiksel olmayan yan arasında bölüştürdüğünü göstermektedir. Bu bölümün çoğu toplama, çıkarma, ve bölmeyi ele almanın, özel ve kolay yolları ile ilgilidir.
9. MANTIK VE İRDELEME :
İletişimin giderek önem kazandığı ve gün be gün politik önderlerimizin, televizyon ve radyomuzun, gazete ve dergilerimizin, idari ve bilimsel danışmanlarımızın “sözlerinin ardındaki” gerçeğe ulaşmamız gereken bir dünyada, hepimizin mantıksal irdeleme kapasitemizi geliştirmesi gerekmektedir.Propoganda ve ikna etme teknikleri ustalaştıkça, sapı samandan ayıracak zihinsel donanım da ustalaşmıştır. Bu bölümün kalan kısmı, iletişimin yoldan çıkabileceği on ana alana ayrılmıştır. İletişimin neden “doğru” olmadığının örnekleri ve açıklamaları ve “bununla nasıl başedileceğine” ilişkin bir kısım vardır.
A.
ANA FİKRİ :İnsan beyninin muazzam olan potansiyeli henüz tam manasıyla çözülememiştir. Beyin kapasitemizin ancak çok azını kullanabiliyoruz. Kitap bize değişik yöntemlerle beynimizin kullanım kapasitesini artırmak için tavsiyelerde bulunmakta, yol göstermektedir.
B. YENİLİKLER :
Bilgi çağının yegane dinamiği, henüz tam manasıyla keşfedilmeyen beyin kapasitemizin kullanım oranının yükseltilmesi olacaktır. Kitap bize kendi potansiyelemizi keşfetmeyi, üretmeyi ve yeni hedefler seçmemiz gerektiği düşüncesini vermektedir.
C. GENEL DEĞERLENDİRME
Kitap okuyucuya teknik olarak düşünmeyi öğretmektedir. Sistematik olarak bahsedilmiş her bir konu üzerinde, değişik kaynaklardan inceleme yapılır, okuyucular pratik olarak uygulamayı alışkanlık haline getirirlerse (hızlı okuma, hızlı yazma vs.) amaca ulaşılmış olunacaktır
.
Yöneticinizi Siz Yönetin
- Yöneticinizle ne tür bir iletişiminiz var ?
- İşiniz ne kadar güvenceli ?
- Ne zamandır bu şirkettesiniz ?
- Uzun zamandan beri aynı yöneticinin yanında mı çalışıyorsunuz ?
- Şirketiniz zor bir dönemden mi geçiyor ?
- Yöneticinizle aranızda güçlü bir dostluk var mı ?
Sorularının içeriğinde gizlidir.
Yöneticinizi yönetebilmek için, onun davranış biçimlerini ve bunların sonuçlarını etkilemeniz gerekir. Güç, yönetimde çok önemli bir öğedir. UYARIM – DAVRANIŞ – SONUÇ ilişkisini yönetebilmeniz için gücünüzün olması gerekir. Şirket içinde yönetici ve astlarının rolünü iyi biliyorsanız, yöneticinizin beklentilerini oluşturup ve gerçekleştirebilirseniz şirket içinde güçlüsünüz demektir. Güç demek, birisine normal olarak yapamayacağı bir şeyi yaptırmak, ya da normal olarak yapacağı bir şeyi engellemek demektir. Gücün kullanılması bir etki sürecidir ve yetkinin kullanılmasından farklıdır. Yetki mevkiden gelir. Güç ise bireyin kendisinden kaynaklanır.
Bir yöneticiyle bir ast verimlilik ve başarı ilişkisiyle birbirine bağımlıdır. Yönetici sizden yönetilen bir ast gibi davranmanızı bekler. Ama bu sizin her söyleneni yapacağınız ya da ancak söyleneni yapmanız gerektiği anlamına gelmez. Çoğu yönetici yanlarında durmadan ‘’evet’’ diyen insanların çalışmasından hoşlanmaz. İtiraz etmenin, tavsiyede bulunmanın, bu işin yapılmasında başka seçenekler önermekte lazımdır. Yalnız zamanını ve yerini iyi tayin etmek gerekir. Genellikle emri amir verir, memur da uygular. Bu tür komuta zincirinin var olduğu yerlerde, yöneticilerin hem yetkisi hem de gücü vardır.
Üstlerin yetkisi, ancak astların O yetkiyi kabul etmesiyle var sayılır. Çünkü astların da yetkiyi kabul veya reddetmek gibi bir güçleri vardır. Astlar yöneticinin yetkisini meşru ve uygun bulmalıdır. Bulmuyorsa O yetkiyi saptırmak yada dinlememek gibi yollara başvurur ve onu kabul etmemekte direnirler. Astlar yöneticinin yetki sınırlarını büyük ölçüde etkileyebilir. Hatta, yöneticisiyle olan ilişkilerinin sonuçlarından sorumlu olan da genellikle kendileridir.
Astlarla yöneticiler arasında ilişkileri belirleyecek güç temelleri ne olmalıdır ?
- Uzmanlık gücü
- Ödüllendirme gücü
- Cezalandırma gücü
- Kişilik gücü
- İlgi yoluyla güç (atıflı güç)
- Mevki gücü
Yöneticinizle aranızdaki ilişki, tanımsal olarak karşılıklı bir ilişkidir. Onun davranışları sizin davranışlarınızı sizin davranışlarınız ise onun davranışlarını etkiler. İlişkinizdeki uyarım ve sonuçları etkilemekte yöneticinizin davranışları üzerinde de etkili olabilirsiniz. Bunu başarılı biçimde yapabilmek için kendinize sağlam bir güç temeli edinmeniz gerekir. O sağlam güç temelini nasıl kullanacağınızı bilmek yöneticinizle olan ilişkinizde, uyarım ve sonuçları yönetmenizi de sağlayacaktır. Eğer yöneticinizi yönetmek istiyorsanız, onunla ilişkinizi etkileyen faktörleri yönetmelisiniz. Bu ilişkiyi yönetmek için dayandığınız yetki olamaz. Astların yöneticiler üzerinde yetkisi yoktur. Ama gücü oluşturabilirler.
GÜCÜNÜZÜ NASIL KULLANABİLİRSİNİZ
Görevinizi iyi biliyorsunuz ve iyi yapıyorsanız, Bunun sonucu olarakta iyi verim alıyorsunuz demektir. Ancak sizin verim değerlendirmeniz, yöneticinizin yaptığı değerlendirmeyle aynı olmalıdır. Başarılarınızı yöneticinizin bilmesi sizin kendi sorumluluğunuzdur. Gerçi yönetici astlarını tanımaktan sorumludur ama, siz de ast olarak onun hakkınızda bilgi edinmesine yardımcı olmakla sorumlusunuz. İşinizdeki kuvvetli taraflarınızdan kuvvet alıp, zayıf taraflarınızı yenmeyi ve kendinizle yöneticiniz arasında bir bağımlılık oluşturmaya çalışın. (Tıpkı anne-babasının çocukları üzerindeki gücü de bir bağımlılık ilişkisidir.) Mevkinizin gücünü biliyorsanız, tek başına verebileceğiniz kararların ne olduğunu, hangilerinin yöneticiniz tarafından gözden geçirilmesi gerektiğini de bilirsiniz. Yöneticinizi başarılı gösterecek hareketler yapmakla yöneticinizden övgü alırsınız. Bu da övgüye dayalı bir bağımlılık gücü yapabilir.
Yanınızda güçlü elemanlar çalıştırmak, mesleğinizle ilgili konferans ve tebliğlerde bulunmak, yöneticilerle aynı dernek ve faaliyetlerde bulunmak gücünüzü arttıracaktır. Kendi alanınızdaki mesleki yayınları izleyin, işinizle ilgili kurslara katılın, kazandığınız beceri ve deneyimleri iş yerinizde uygulayın. Bilgi beceriniz ile işinizi canlı tutun ve iş yerinizi zamanın gerektirdiği yenilikler ile donatın. Unutmayın ki bunları uygularken yeteneğinizi üstlerinize göstermekte çok önemlidir. Beceri ve bilgiyi gösterirken çok bilmiş gibi görünmemek de önemlidir. Güç göstermek adına işin başa çıkabileceğinizden fazlasını üzerinize almak da çok tehlikelidir. Bir şirkette güç kullanılması, sağduyu ve sağlıklı kararlar çerçevesinde olmalıdır. Yöneticinizle aranızdaki uyarımları ve sonuçları yönetebilmek için; güç ilişkisini en açık şekliyle anlamış olmanız gerekir. Sizin bir ast olarak yöneticinizle ilişkilerinizi biçimlendiren etkenleri denetlemeniz mümkün değilse bile, en azından gücünüzle etkileyebilirsiniz. Bir güç temeli oluşturmak için güçlü yanlarınızdan yararlanmanız, zayıflıklarınızı yenmeniz gerekir. Güçlü yanlarınızla kuruluştaki görevinizi etkilersiniz. Dolayısı ile yöneticinizin görevini yerine getirmesini de etkilersiniz. Eğer yöneticinize görevini yaparken bir problem getirmiyorsanız, daima destekleyici oluyorsanız, hatta görevinizde yöneticinize örnek olacak vasıflarınız varsa, yöneticiniz üzerinde bir güç oluşturabilirsiniz.
SONUÇ :
Yöneticinizin sizi sorun çıkaran değil, sorun çözen biri olarak görmesini tabii ki istersiniz. Ne zaman karşısına bir sorun çıksa, o sorunu getirip yöneticisinin kucağına bırakıveren bir eleman olarak tanınmak istemezsiniz. Tersine yöneticinin başındaki sorunları beceriyle çözümleyen biri olarak tanınmayı arzu edersiniz.
Sorun çözme sürecinin sekiz önemli aşaması vardır. Sorunu tanımlama, varsayımları belirleme, seçenekler geliştirme, çözüm yollarının analizini yapma, uygun çözüm yolunu seçme, çözümü uygulama, izleyip değerlendirme.
Bir ast olarak kendi sorunlarınızın sorumluluğunu üstlenmeli, karşınıza çıkan sorunlar başkaları tarafından yapılmış olsa bile, onları suçlamaktan ve çözüm için onlara bağımlı olmaktan kaçınmalısınız. Sorunları ortadan kaldırmak için bir şeyler yapması gereken sizsiniz. Gerçekçi planları geliştirmeye de istekli olmalısınız. Sizi, getirdiğiniz çözümleri işlerliğine göre değerlendireceklerdir. Çoğu çözüm kağıt üzerinde pek güzel görünür ama maliyet, zaman gibi nedenlerle iyi sonuç vermez.
Son olarak, seçtiğiniz çözümü uygulamaya ve izlemeye de istekli olmalısınız. Başkalarının fikirlerini eleştirmek, işlerin nasıl yapılması gerektiği konusunda önerilerde bulunmak kolaydır. Ama, uygulayabileceğiniz ve uygulayacağınız bir çözümle ortaya çıkmakta ayrı bir şeydir.
Yöneticinizin karşılaştığı sorunların çözümüne yardımcı olma sorumluluğunuz da vardır. Bir ast olarak, yöneticinizin sorunlarından siz de etkilenirsiniz. İlk yapacağınız sorunları daha oluşmadan önlemeye çalışmaktır. Bundan sonra istenilmeyen işlere karışmamaya özen göstererek, yöneticinize sorunlarının çözümünde yardım etmeye gönüllü olmanız gerekir. Bunun sizden istenmesini her zaman beklemeyin. Son olarak da bir şeyi yapmaya söz verdiğiniz zaman, ya da sizden bir şey istendiği zaman, o işi vaktinde yapıp bitirin. Yöneticinizin size güvendiği işlerde, gecikmeler ya da yarım yamalak çabalar, sorun çözen değil, sorun yapan biri olmanıza yol açar.
Bu arada, yöneticinizin gözündeki ve şirket içindeki yerinizi de bilmeniz gerekir. Başkalarının sizi ne gözle gördüğü, yöneticinizi ne kadar etkileyebileceğiniz ve onu ne oranda yönetebileceğiniz üzerinde rol oynar. Yöneticiniz sizi sorun çözücü olarak mı görüyor? Yöneticinizin ve diğerlerinin gözünde işinin ehli biri misiniz? Şirketiniz sizi, birlikte çalıştığınız kişilerden daha iyi ödüllendiriyor mu? Eğer yöneticiniz size pek az değer veriyorsa, O zaman onu yönetmeniz bir hayli zor olur. Yöneticinizi yönetmek niyetindeyseniz, üstün ve başarılı olmanız gerekir.